Konusunu Oylayın.: Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi?
  1. 12.Şubat.2011, 20:46
    1
    Misafir

    Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi?






    Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi? Mumsema sait bin muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi verirmisiniz..


  2. 12.Şubat.2011, 20:46
    1
    mawis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    mawis
    Misafir



  3. 13.Şubat.2011, 14:11
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi?




    Suffa'lılara Kur'ân-ı Kerîm ve Yazı Öğretilmesi :
    Ensâr'dan Ubâde b. Sâmit, Ehl-i Suffa'ya fahrî olarak yazı ve Kur'ân-ı Kerîm öğretirdi. Ubâde b. Sâmit, bu hususta der ki :

    «Ben, Ehl-i Suffa'dan birçoklarına yazı ve Kur'ân öğretirdim. Onlardan birisi, bana bir yay hediye etmişti. Kendi kendime : “Bu, kıymetli bir mal değildir Ben, bununla, Allâh yolunda ok atarım!” dedim. Bununla beraber, Resûlullâh'a gidip : “Yâ Resûlallâh! Yazı ve Kur'ân öğrettiğim kimselerden birisi, bana bir yay hediye etti. Bu, kıymetli bir mal değildir. Ben, onunla Allah yolunda ok atarım. Ne buyrulur?” dedim. “Eğer, boynuna ateşten bir çember takınmayı arzu edersen, kabul et!” dedi.». Peygamberimiz, Kur.'ân öğretmeni Übey b. Kâ'b'ın sorusunu da aynı şekilde cevaplamıştır. (İbn-i Mâce - Sünen, c. 2, s. 730).
    Peygamberimiz, güzel, yazı yazan Muhacirlerden Abdullah b. Saîd'i de Medine'de yazı öğretmeni tâyin etmişti.

    Peygamberimiz, ayrıca Abdullah b. Mes'ud, Salim, Muâz b. Cebel ve Übey b. Kâ'b gibi âlim Sahâbîlerini de Kur'ân-ı Kerîm öğretmekle vazifelendirmişti, Übey b. Kâ'b'ın vefatına kadar ilim tâlibleri Mescidde çevresinde toplanmaktan ve ondan faydalanmaktan geri kal¬mamışlardır. Hattâ, son günlerini yaşadığı sıralarda, Iraklı bir ilim talibinin, onun, öğretmekten kaçındığını sanarak, sitemlenmesine dayanamayıp ağlamış, sonra da : «Yâ Rab! Sana söz veriyorum: Eğer beni, Cuma gününe kadar sağ bırakır, yaşatırsan, Resûlullâh'dan işitiklerimi - - hiç bir tenkitçinin tenkidinden çekinmeksizin onlara söyleyeceğim!» demiş, Cuma günü de Hak'kın rahmetine kavuşmuştur.

    Ehl-i Suffa'dan bâzan 70'inin birden geceleri bir öğreticinin başında toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu.

    Abdullah b. Mes'ud'un Mescid civarında bulunan ve Velîd b. Abdül Melik devrinde Mescide katılan evi, Dâru'l-Kurrâ' diye anılırdı.

    Peygamberimizin : “ Benim bu Mescidime gelen kişi, başka bir şey için değil, hayır için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir. O, Allah yolunda çarpışan kimse mevkiindedir..” Hadîs-i şerifi, en kısa bir zamanda Öğreticiler üzerinde de, öğrenciler üzerinde de tesirini göstermiş, Peygamberimizin Mescidi ve Suffa, bir İlim Ocağı hâline gelmişti.
    Zâten, Kur'ân-ı Kerîm'e göre de Müslümanlardan bir kısmının savaşlardan muaf tutulup halkı irşâd edecek din adamı olmak üzere yetiştirilmeleri gerekiyordu.

    Kur'ân ve Sünnet Öğreticilerinin Suffa Arasından Seçilmesi:
    Ehl-i Suffa'ya kurrâ denilir, kabilelere gönderilecek Kur ân ve Sünnet öğreticileri de bunlar arasından seçilirdi. Nitekim bu yolda vazifelendirilen ve Bi'r-i Maune denilen yerde müşrikler tarafından önleri kesilerek şehid edilen 70 kişi, Ehl-i Suffa'dandı.

    Peygamberimizin Suffa'lılarla Yakından İlgilenmesi:
    Peygamberimiz, dâima Ehl-i Suffa ile oturur, sohbet ederdi. Onlara «Eğer, sizin için, Allah katında hazırlanan şeyi bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyâcınızın daha da artmasını isterdiniz!» derdi.
    Ehl-i Suffa, gerçekten yoksul insanlardı. Üzerlerinde tam bir giyecekleri bulunmazdı. Elbise olarak kısa bir peştamal tutunurlardı, Edep yerlerinin açılmaması için, peştamallarını daima elleri ile sıkı sıkı tutarlardı.
    Ehl-i Suffa, fakir ve muhtaç oldukları hâlde, hiç dilenmezlerdi. Karınları çok zaman aç, fakat onların gözleri, gönülleri toktu.
    Kur'ân-ı Kerîm'in tarif ettiği gibi onlar, kimseden bir şey isteyemezler, istemekten çekinir ve sıkılırlardı. İç hâllerini bilmeyenler, kendilerini, zengin, hiç bir şeye ihtiyaçları yok zannederlerdi. Suffa ve İhtiyaç Eshâbından oldukları, ancak, bedenlerinin zayıflığından, benizlerinin solukluğu ve uçukluğundan, elbiselerinin eskiliği ve yamalılığından anlaşılırdı.
    Peygamberimiz, geceleri, onların bir kısmını çağırıp kendisi doyurur, bir kısmım da hâli vakti yerinde olan Sahâbîlerine gönderip doyurtur: “Bir kişinin yiyeceği, iki kişiye; iki kişinin yiyeceği, dört kişiye; dört kişinin yiyeceği, sekiz kişiye yeter!” derdi.
    Peygamberimiz, başka bir gün de : “İki kişilik yiyeceği olan, Ehl-i Suffa'dan üçüncüyü; dört kişilik yiyeceği olan, onlardan beşinciyi, yahut altıncıyı götürsün!” demiş, Hz. Ebû Bekir, onlardan üçünü, Peygamberimiz de 10'unu alıp götürmüştü.
    Zengin Ensâr'dan Sa'd b. Ubâde'nin, bazen Ehl-i Suffa'dan 80'ini birden yemeğe çağırdığı olurdu.
    Peygamberimizin, Ziyafetlere Suffalıları da Götürmesi :
    Peygamberimiz, çağrıldığı ziyafetlere Ehl-i Suffa'yı da götürürdü. Enes b. Mâlik der ki: "Anam Ümm-ü Süleym, Peygamber Aleyhisselâm için biraz ekmek yapmış, içine de biraz ham yağ hazırlamıştı. “Git, Resûlullâh'ı çağır!” dedi. Gittim: “Anam, Seni çağırıyor!” dedim. Ayağa kalktı, yanındakilere de : “Kalkınız!” dedi. Peygamberimiz, gitti. Anama : “Haydi, yaptığını getir!” dedi. Anam : “Ben, ancak, Sana yetecek kadar bir şey yapmıştım!” dedi.
    Peygamberimiz: “Haydi, sen onu getir!” dedi ve : “Ey Enes! Sen, onları, yanıma onar onar bırak!” dedi. Ben de 10'ar, 10'ar yanına bıraktım. Doyuncaya kadar yediler ki onlar, 80 kişi idiler!».
    Peygamberimizin, Suffalıları Herkesten Önce Düşünmesi:
    Peygamberimiz, Ehl-i Suffa'nın ihtiyâcını herkesin ihtiyâcından önce düşünürdü.
    Hz. Ali ve Hz. Fâtıma, kendilerine esirlerden bir hizmetçi ve yardımcı verilmesini rica ettikleri zaman, Peygamberimiz, onlara : «Vallahi, size hizmetçi veremem! Ben, daha Ehl-i Suffa'yı çağırıp da karın¬larına sokacak bir durum, kendilerini geçindirecek bir nesne bulamadım. Ben, o esirleri satıp da bedelleri ile Ehl-i Suffa'yı geçindirmeyi düşünüyorum!» dedi.
    alıntı....


  4. 13.Şubat.2011, 14:11
    2
    Silent and lonely rains



    Suffa'lılara Kur'ân-ı Kerîm ve Yazı Öğretilmesi :
    Ensâr'dan Ubâde b. Sâmit, Ehl-i Suffa'ya fahrî olarak yazı ve Kur'ân-ı Kerîm öğretirdi. Ubâde b. Sâmit, bu hususta der ki :

    «Ben, Ehl-i Suffa'dan birçoklarına yazı ve Kur'ân öğretirdim. Onlardan birisi, bana bir yay hediye etmişti. Kendi kendime : “Bu, kıymetli bir mal değildir Ben, bununla, Allâh yolunda ok atarım!” dedim. Bununla beraber, Resûlullâh'a gidip : “Yâ Resûlallâh! Yazı ve Kur'ân öğrettiğim kimselerden birisi, bana bir yay hediye etti. Bu, kıymetli bir mal değildir. Ben, onunla Allah yolunda ok atarım. Ne buyrulur?” dedim. “Eğer, boynuna ateşten bir çember takınmayı arzu edersen, kabul et!” dedi.». Peygamberimiz, Kur.'ân öğretmeni Übey b. Kâ'b'ın sorusunu da aynı şekilde cevaplamıştır. (İbn-i Mâce - Sünen, c. 2, s. 730).
    Peygamberimiz, güzel, yazı yazan Muhacirlerden Abdullah b. Saîd'i de Medine'de yazı öğretmeni tâyin etmişti.

    Peygamberimiz, ayrıca Abdullah b. Mes'ud, Salim, Muâz b. Cebel ve Übey b. Kâ'b gibi âlim Sahâbîlerini de Kur'ân-ı Kerîm öğretmekle vazifelendirmişti, Übey b. Kâ'b'ın vefatına kadar ilim tâlibleri Mescidde çevresinde toplanmaktan ve ondan faydalanmaktan geri kal¬mamışlardır. Hattâ, son günlerini yaşadığı sıralarda, Iraklı bir ilim talibinin, onun, öğretmekten kaçındığını sanarak, sitemlenmesine dayanamayıp ağlamış, sonra da : «Yâ Rab! Sana söz veriyorum: Eğer beni, Cuma gününe kadar sağ bırakır, yaşatırsan, Resûlullâh'dan işitiklerimi - - hiç bir tenkitçinin tenkidinden çekinmeksizin onlara söyleyeceğim!» demiş, Cuma günü de Hak'kın rahmetine kavuşmuştur.

    Ehl-i Suffa'dan bâzan 70'inin birden geceleri bir öğreticinin başında toplanıp sabaha kadar ders gördükleri olurdu.

    Abdullah b. Mes'ud'un Mescid civarında bulunan ve Velîd b. Abdül Melik devrinde Mescide katılan evi, Dâru'l-Kurrâ' diye anılırdı.

    Peygamberimizin : “ Benim bu Mescidime gelen kişi, başka bir şey için değil, hayır için, hayrı öğrenmek veya öğretmek için gelir. O, Allah yolunda çarpışan kimse mevkiindedir..” Hadîs-i şerifi, en kısa bir zamanda Öğreticiler üzerinde de, öğrenciler üzerinde de tesirini göstermiş, Peygamberimizin Mescidi ve Suffa, bir İlim Ocağı hâline gelmişti.
    Zâten, Kur'ân-ı Kerîm'e göre de Müslümanlardan bir kısmının savaşlardan muaf tutulup halkı irşâd edecek din adamı olmak üzere yetiştirilmeleri gerekiyordu.

    Kur'ân ve Sünnet Öğreticilerinin Suffa Arasından Seçilmesi:
    Ehl-i Suffa'ya kurrâ denilir, kabilelere gönderilecek Kur ân ve Sünnet öğreticileri de bunlar arasından seçilirdi. Nitekim bu yolda vazifelendirilen ve Bi'r-i Maune denilen yerde müşrikler tarafından önleri kesilerek şehid edilen 70 kişi, Ehl-i Suffa'dandı.

    Peygamberimizin Suffa'lılarla Yakından İlgilenmesi:
    Peygamberimiz, dâima Ehl-i Suffa ile oturur, sohbet ederdi. Onlara «Eğer, sizin için, Allah katında hazırlanan şeyi bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyâcınızın daha da artmasını isterdiniz!» derdi.
    Ehl-i Suffa, gerçekten yoksul insanlardı. Üzerlerinde tam bir giyecekleri bulunmazdı. Elbise olarak kısa bir peştamal tutunurlardı, Edep yerlerinin açılmaması için, peştamallarını daima elleri ile sıkı sıkı tutarlardı.
    Ehl-i Suffa, fakir ve muhtaç oldukları hâlde, hiç dilenmezlerdi. Karınları çok zaman aç, fakat onların gözleri, gönülleri toktu.
    Kur'ân-ı Kerîm'in tarif ettiği gibi onlar, kimseden bir şey isteyemezler, istemekten çekinir ve sıkılırlardı. İç hâllerini bilmeyenler, kendilerini, zengin, hiç bir şeye ihtiyaçları yok zannederlerdi. Suffa ve İhtiyaç Eshâbından oldukları, ancak, bedenlerinin zayıflığından, benizlerinin solukluğu ve uçukluğundan, elbiselerinin eskiliği ve yamalılığından anlaşılırdı.
    Peygamberimiz, geceleri, onların bir kısmını çağırıp kendisi doyurur, bir kısmım da hâli vakti yerinde olan Sahâbîlerine gönderip doyurtur: “Bir kişinin yiyeceği, iki kişiye; iki kişinin yiyeceği, dört kişiye; dört kişinin yiyeceği, sekiz kişiye yeter!” derdi.
    Peygamberimiz, başka bir gün de : “İki kişilik yiyeceği olan, Ehl-i Suffa'dan üçüncüyü; dört kişilik yiyeceği olan, onlardan beşinciyi, yahut altıncıyı götürsün!” demiş, Hz. Ebû Bekir, onlardan üçünü, Peygamberimiz de 10'unu alıp götürmüştü.
    Zengin Ensâr'dan Sa'd b. Ubâde'nin, bazen Ehl-i Suffa'dan 80'ini birden yemeğe çağırdığı olurdu.
    Peygamberimizin, Ziyafetlere Suffalıları da Götürmesi :
    Peygamberimiz, çağrıldığı ziyafetlere Ehl-i Suffa'yı da götürürdü. Enes b. Mâlik der ki: "Anam Ümm-ü Süleym, Peygamber Aleyhisselâm için biraz ekmek yapmış, içine de biraz ham yağ hazırlamıştı. “Git, Resûlullâh'ı çağır!” dedi. Gittim: “Anam, Seni çağırıyor!” dedim. Ayağa kalktı, yanındakilere de : “Kalkınız!” dedi. Peygamberimiz, gitti. Anama : “Haydi, yaptığını getir!” dedi. Anam : “Ben, ancak, Sana yetecek kadar bir şey yapmıştım!” dedi.
    Peygamberimiz: “Haydi, sen onu getir!” dedi ve : “Ey Enes! Sen, onları, yanıma onar onar bırak!” dedi. Ben de 10'ar, 10'ar yanına bıraktım. Doyuncaya kadar yediler ki onlar, 80 kişi idiler!».
    Peygamberimizin, Suffalıları Herkesten Önce Düşünmesi:
    Peygamberimiz, Ehl-i Suffa'nın ihtiyâcını herkesin ihtiyâcından önce düşünürdü.
    Hz. Ali ve Hz. Fâtıma, kendilerine esirlerden bir hizmetçi ve yardımcı verilmesini rica ettikleri zaman, Peygamberimiz, onlara : «Vallahi, size hizmetçi veremem! Ben, daha Ehl-i Suffa'yı çağırıp da karın¬larına sokacak bir durum, kendilerini geçindirecek bir nesne bulamadım. Ben, o esirleri satıp da bedelleri ile Ehl-i Suffa'yı geçindirmeyi düşünüyorum!» dedi.
    alıntı....


  5. 13.Şubat.2011, 14:15
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Sait bin Muaz ashabı suffada hocalık yapmışmıdır hayatı hakkında bilgi?

    Sa’d bin Muaz hazretleri


    Eshab-ı kiramın meşhurlarından olan Sa’d bin Muaz hazretlerinin savaşta aldığı yara ağırlaşınca Peygamber efendimiz yanına gelip onu kucakladı ve “Allahım; Sa’d, senin rızan için senin yolunda cihad etti. Resûlünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle...” buyurarak duâ etti.
    Sa’d bin muaz Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı. “Yâ Resûlallah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğuna şehâdet ederim.”
    Bundan sonra Sa’d bin Muaz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd’ül-Eşhel oğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail alehisselâm Peygamber efendimize gelip “Yâ Resûlallah! Bu gece senin ümmetinden vefât edip de vefâtı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi.
    Bunun üzerine Peygamberimiz hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz yanında Eshâb-ı kirâmdan bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitti. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Eshâb-ı kirâm yorulduk Yâ Resûlallah dediler. Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar. Biz önce yetişemeyeceğiz, buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı.
    Peygamberimiz Sa’d bin muaz’ın yanına gelince Onu vefât etmiş olarak buldu. Baş ucuna durup; as’d bin muaz’ın künyesini söyleyerek “Ey Ebû Amr! Sen reislerin en iyisi idin. Allah sana seâdet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allaha verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vadettiğini verecektir.” buyurdu. Bu sırada Sa’d bin Muaz’ın annesi ağlayarak şu beyti okudu: “Nasıl dayanabilir vah yazık annesine, Tahammül ister, ağlarım başıma gelene...”
    Eslem bin Haris şöyle anlatmıştır: Resûlullah Sa’d bin Muaz’ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Resûl-i Ekrem içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa’d bin Muaz’ın cenazesi vardı. Başka kimse yoktu. Resûlullah adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince de durdum. Sonra da geriye döndüm. Resûlullah içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca Yâ Resûlallah niçin adımlarınız geniş yürüdünüz dedim. “Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım, (Melekler dolmuştu) Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim,” buyurdu. Sonra: Sa’d bin Muaz’ın lâkabını söyleyerek, “Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr” buyurdu.
    Sa’d bin Muaz’ın vefâtı Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm’ı çok üzmüştü. Gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Eshâb-ı kirâm toplandı. Peygamberimiz cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı.
    Eshâb-ı kirâm Sa’d bin Muaz’ın cenazesini taşırken, Yâ Resûlallah biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz melekler indi onu taşıyorlar buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz Sa’d’ın cenazesine yetmişbin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalıkh alde inmemişlerdi, buyurdu.
    Ebû Said’il Hudri dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa’id bin Muaz’ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı.”
    Sa’d bin Muaz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kaber indirilirken Peygamberimiz kabri başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadîs-i şerîfte “Sa’d İbn-i Muaz’ın ölümünden dolayı arş titredi.” Buyuruldu
    Bir defasında Peygamberimize çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshâb-ı kirâm ne kadar güzel dediklerinde “Sa’d bin Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir.” buyurdu.
    Sa’d bin Muaz’ın şehid olması mühim bir hâdise idi. O daha ilk müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine’deki Evs kabilesi tamamen müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslâma hizmet ettiler.
    Sa’d bin Muaz ancak beş sene kadar Resûlullah (s.a.v) ile beraber bulunu, daima cihad etti. Seâdetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehid oldu ve rahmete kavuştu. Hz. Âişe validemiz, Sa’d bin Muaz’ın (r.a) vefâtı Eshâb-ı kirâm’ı çok üzdü. Odamda olduğum halde Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in O’nun için ağladıklarını işittim, buyurmuştur.
    Sa’d bin Muaz hazretleri, buyurdu ki: “Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiçbir şey getirmedim. Resûl-i ekremin her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabul ettim.”
    “Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiçbir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiçbir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.”


  6. 13.Şubat.2011, 14:15
    3
    Silent and lonely rains
    Sa’d bin Muaz hazretleri


    Eshab-ı kiramın meşhurlarından olan Sa’d bin Muaz hazretlerinin savaşta aldığı yara ağırlaşınca Peygamber efendimiz yanına gelip onu kucakladı ve “Allahım; Sa’d, senin rızan için senin yolunda cihad etti. Resûlünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle...” buyurarak duâ etti.
    Sa’d bin muaz Peygamberimizin bu sözlerini duyunca gözlerini açıp şöyle fısıldadı. “Yâ Resûlallah! Sana selâm ve hürmetler ederim. Senin, Allahü teâlânın peygamberi olduğuna şehâdet ederim.”
    Bundan sonra Sa’d bin Muaz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd’ül-Eşhel oğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail alehisselâm Peygamber efendimize gelip “Yâ Resûlallah! Bu gece senin ümmetinden vefât edip de vefâtı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi.
    Bunun üzerine Peygamberimiz hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz yanında Eshâb-ı kirâmdan bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitti. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Eshâb-ı kirâm yorulduk Yâ Resûlallah dediler. Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar. Biz önce yetişemeyeceğiz, buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı.
    Peygamberimiz Sa’d bin muaz’ın yanına gelince Onu vefât etmiş olarak buldu. Baş ucuna durup; as’d bin muaz’ın künyesini söyleyerek “Ey Ebû Amr! Sen reislerin en iyisi idin. Allah sana seâdet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allaha verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana vadettiğini verecektir.” buyurdu. Bu sırada Sa’d bin Muaz’ın annesi ağlayarak şu beyti okudu: “Nasıl dayanabilir vah yazık annesine, Tahammül ister, ağlarım başıma gelene...”
    Eslem bin Haris şöyle anlatmıştır: Resûlullah Sa’d bin Muaz’ın evine geldi. Biz kapıda bekliyorduk. Resûl-i Ekrem içeri girdi. Biz de peşinden yürüdük. İçerde Sa’d bin Muaz’ın cenazesi vardı. Başka kimse yoktu. Resûlullah adımlarını gayet geniş açarak yürüyordu. Bu durumu görünce yavaşladım. Durmamı işaret edince de durdum. Sonra da geriye döndüm. Resûlullah içerde bir müddet durdu. Sonra dışarı çıktı. Çıkınca Yâ Resûlallah niçin adımlarınız geniş yürüdünüz dedim. “Böylesine kalabalık bir mecliste bulunmadım, (Melekler dolmuştu) Meleğin biri beni kanadı üzerine aldı da ancak öyle oturabildim,” buyurdu. Sonra: Sa’d bin Muaz’ın lâkabını söyleyerek, “Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr! Sana âfiyet olsun Yâ Ebâ Amr” buyurdu.
    Sa’d bin Muaz’ın vefâtı Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm’ı çok üzmüştü. Gözyaşı döküp ağladılar. Cenazesinde bütün Eshâb-ı kirâm toplandı. Peygamberimiz cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı.
    Eshâb-ı kirâm Sa’d bin Muaz’ın cenazesini taşırken, Yâ Resûlallah biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz melekler indi onu taşıyorlar buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz Sa’d’ın cenazesine yetmişbin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalıkh alde inmemişlerdi, buyurdu.
    Ebû Said’il Hudri dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa’id bin Muaz’ın kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı.”
    Sa’d bin Muaz defnedilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu. Cenazesi kaber indirilirken Peygamberimiz kabri başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadîs-i şerîfte “Sa’d İbn-i Muaz’ın ölümünden dolayı arş titredi.” Buyuruldu
    Bir defasında Peygamberimize çok kıymetli bir elbise hediye edilmişti. Eshâb-ı kirâm ne kadar güzel dediklerinde “Sa’d bin Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir.” buyurdu.
    Sa’d bin Muaz’ın şehid olması mühim bir hâdise idi. O daha ilk müslüman olduğu sırada onun vasıtasıyla emiri bulunduğu Medine’deki Evs kabilesi tamamen müslüman olmuştu. Bütün güçleriyle İslâma hizmet ettiler.
    Sa’d bin Muaz ancak beş sene kadar Resûlullah (s.a.v) ile beraber bulunu, daima cihad etti. Seâdetle yaşadı. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehid oldu ve rahmete kavuştu. Hz. Âişe validemiz, Sa’d bin Muaz’ın (r.a) vefâtı Eshâb-ı kirâm’ı çok üzdü. Odamda olduğum halde Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in O’nun için ağladıklarını işittim, buyurmuştur.
    Sa’d bin Muaz hazretleri, buyurdu ki: “Müslüman olduğum günden beri namaz kılarken hatırıma hiçbir şey getirmedim. Resûl-i ekremin her söylediğinin hak olduğuna inandım, kabul ettim.”
    “Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiçbir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiçbir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.”





+ Yorum Gönder