Konusunu Oylayın.: Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi
  1. 12.Şubat.2011, 01:48
    1
    Misafir

    Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi






    Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi Mumsema esselamun aleykum sıtenıze ılk gırısım ama aradıgımı bulamadım kusura bakamayın benım aradıgım ve sızınde baslık attıgınız mesele esbab-ı nüzul yanı ındırılıs sebebıyle ılgılı hangı olay nerede nasıl cereyan etmıs hıc bır bılgı yor dıger yazdıklarınızı zaten ortalama her musluman bılıyor benım aradıgım hangı olay uzerıne bu sure veya ayet ındırılmıs bu yok bunun uzerınde calısırsanız sevınırım tsk ederım


  2. 12.Şubat.2011, 01:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    esselamun aleykum sıtenıze ılk gırısım ama aradıgımı bulamadım kusura bakamayın benım aradıgım ve sızınde baslık attıgınız mesele esbab-ı nüzul yanı ındırılıs sebebıyle ılgılı hangı olay nerede nasıl cereyan etmıs hıc bır bılgı yor dıger yazdıklarınızı zaten ortalama her musluman bılıyor benım aradıgım hangı olay uzerıne bu sure veya ayet ındırılmıs bu yok bunun uzerınde calısırsanız sevınırım tsk ederım


    Benzer Konular

    - Dgs hakında ayrıntılı bilgi ?

    - Kurbanla ilgili Ayrıntılı bilgi verirmisiniz?

    - Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi

    - Bakara suresi 284-285-286. (Amener Rasulü) ayetlerin nüzul sebepleri ve tefsiri...

    - Surelerin İniş Sebebleri

  3. 12.Şubat.2011, 12:12
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi




    Esbab-ı nüzûl -

    “Hz. Peygambere bir suâl veya bir hâdise dolayısıyla birkaç âyetin veyahutta bir sûrenin tamamının nâzil olmasına âmil olan şeye “sebeb-i nüzûl” demekteyiz.” (1)


    “Tefsir ilminin âyet veya sûrelerin iniş sebeplerini araştıran dalı. "Nüzûl sebepleri" anlamına gelen bu tabir, Hz. Peygamber'in risâlet döneminde vuku bulan ve Kur'ân'ın bir veya bir kaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılır. Esbâb-ı nüzûl (esbâbü'n nüzûl) sadece âyetlerle ilgili bir tabir olup Resül-i Ekrem'in herhangi bir konuya dair açıklama yapmasına veya bir davranışta bulunmasına vesile olan özel sebeplere esbâbü vürûdi'l hadîs denilmiştir.” (2)


    “Tefsir ilmindeki sebeb-i nüzûl bahsini sadece târihi yönden mülahaza etmemek gerekir. Hüküm teşrii, hüküm tahsisi, Allahın Kelâmının anlaşılması gibi yönler de düşünülmelidir.


    Bilhassa tefsir ilminde, sebeb-i nüzûlün âyeti izâh ve beyan etmesi bakımından lüzûmu çok önemlidir. Zaten tefsir sahasında sahâbeyi yükselten en mühim âmil de budur. Onlar Hz. Peygambere bir âyet nâzil olduğunda, nüzûle sebeb olan hâdiseyi ve sebebini, suâl soranın durumunu ve suâli sormasındaki sebebi bilirlerdi. Değişik sebeplerle ve çeşitli hâdiselere göre nâzil olan âyetler ayrı ayrı hükümleri ihtiva ederlerdi. Sahabenin bazısı ve bilhassa dâima Hz. Peygamberin yanında bulunan sahabe, hükümlerle sebebler arasındaki münasebeti tesis edebilmişti. İşte bizim de sebeb-i nüzûlden kastımız budur. Bidayetteki tefsir ilmi, sebeb-i nüzûlü bilmekten ibaretti şeklinde bir söz hakikatın ifadesinden başka bir şey değildir. Zira hadis mecmualarının tefsir brı hemen hemen sebeb-i nüzûle tahsis edilmiş gibidir.” (3)


    Allah Teâlâ her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Bunların bazısını biz görebilir, bazısını da göremeyiz veya izah edemeyiz. İşte Kur’ân ayetlerini de bu bağlamda ele almak gerekir.”(4)


    “Kur'ân-ı Kerîm'in bütün âyetleri muayyen ve müşahhas sebeplere bağlı olarak inmemiştir. Âlimler sadece 500 kadar âyetin bu şekilde iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir. İbn Teymiyye bunların dışında kalan ve önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları ile âhirete dair haberlerden oluşan çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini herhangi bir dış olayda değil doğrudan doğruya bu âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında aramak gerektiğini belirtir. Buna göre âyetlerin büyük bir kısmı özel bir olaya, konuya, dolayısıyla belirli bir sebebe bağlı olarak inmeyip genellikle insanları muhtaç oldukları hususlarda bilgilendirmek, eğitmek, aydınlatmak, yönlendirmek veya uyarmak maksadıyla vahyedilmiştir. Böylece aslında Kur'ân'ın herhangi bir âyetinin sebepsiz ve hikmetsiz şekilde indiği düşünülemezse de esbâb-ı nüzûl tabiri özellikle belirli bir sebebe bağlı olarak inmiş bulunan âyetler için kullanılır.” (5)


    Kur’ân’ın âyetlerinin inmesine sebep olan hâdiseler
    “Esbâb-ı nüzûl, Kur’ân’ı anlama ve âyetler arasındaki münasebetleri kavramada çok önemlidir. Fakat bazı zihinlerde Kur’ân’ı iniş zamanına ve âyetlerin iniş sebeplerine hasretme gibi bir temayüle yol açabilmektedir. Oysa tarih, misliyle tekerrürler süreci olduğundan, esbâb-ı nüzûl, benzeri durumda, şartlarda ve benzeri kişilere karşı davranış tarzıyla, ilgili hükümleri anlamamız ve uygulamamız açısından Kur’ân’ı ve ahkâmını ebedileştiren dinamiklerdendir.” (6)


    Esbab-ı Nüzûl’ü Bilmenin Faydaları:


    “Nüzûl sebebleri bilinirse, âyetlerden kastedilen mana kolaylıkla anlaşılır, şüphe ve yanlışlıklar izale edilmiş olur.” (7)


    “Bu ilm sayesinde Kur’ân’ı Kerim’de emredilen şeylerin hikmetini anlayabiliriz.” (8)


    Kur’an’daki âyet veya sûrelerin iniş sebeblerini bilmenin, onu anlamada büyük faydası vardır. Hem İslâm tarihi açısından ve hem de kasdedilen mânanın anlaşılıp, şüphelerden kurtulma bakımından “esbâbü’n-nüzûl”ü bilmek lüzumludur.” (9)


    Nüzûl ortamını bilmek, ayetlerdeki kapalılıkları çözmeye yardımcı olacaktır. Sahâbe, Hz. Peygambere arkadaşlık etmek, ondan te’vil ve tenzil ilmini işitmek suretiyle Kur’ân’daki kapalı noktaları çözebilecek bir seviyeye gelmiştir. “Kur’ân okunduğu zaman onu dikkatlice dinleyiniz...” ayetini dinleyen bir insan, bu ayeti sadece Kur’ân okunurken susmaya hamledebilir. Ebû Hureyre (ö: 58/677), “İnsanlar İslâm’ın başlangıç döneminde namazda konuşuyorlardı. Bu ayet namazda konuşmayı yasaklamak için indirildi.” demiştir. Böyle bir ayetin nüzûl ortamında bulunan kimse, ayetten, önce asıl maksadı anlar, ictihadî olarak ise başka sonuçlara da varabilir.” (10)


    Hasr tevehhümü bertaraf edilir. Kur’ân-ı Kerim’de âyetin zâhir (görünür) manası hasr (bir şeye mahsus kılma, sınırlama) ifade edebilir. Fakat sebeb-i nüzûl bilinirse bu hususta yapılması muhtemel hatalar önlenmiş olur. Mesela En’am suresi’nin 145. ayeti: “De ki: "Bana vahyolunanda, yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti - ki bu gerçekten pistir yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır...” Bu âyeti kerimenin sebeb-i nüzûlü bilinmezse bundan sadece dört şeyin haram kılındığı manası çıkar. Hâlbuki sebeb-i nüzûle baktığımızda bu yanlış anlaşılma ortadan kalkmaktadır. Zira bu âyet-i kerime, inad ve küfürlerinden dolayı, Allah’ın (cc) helal kıldığını haram ve haram kıldığını da helal kılan müşrikler hakkında nazil olmuştur. Ve onların iddialarına red vardır.” (11)


    “Bazıları: “İniş sebebini bilmenin âyetleri anlamada büyük bir tesiri olmadığı gibi faydası da yoktur. Çünkü bunu bilmek tarihi ve kıssaları bilmek gibidir. Allah’ın Kitabını tefsir etmek isteyen kimsenin bunu bilmesi zaruri değildir” diye iddia etmişlerdir. Fakat bu yanlış bir iddiadır ve kabul edilmeyecek bir sözdür. Allah Teâlâ’nın kitabını bilen ve müfessirlerin sözlerine muttali olan bir kimse böyle bir iddiada bulunamaz.” (12)


    Âlimlerin görüşlerini sıralayacak olursak:


    A- “Vahidi: “Bir âyetin iniş sebebini bilmeden tefsirini bilmek mümkün değildir” demiştir.


    B- İbn-i Dakiki Iyd: İniş sebebinin açıklanması Kur’ân’ın manalarını anlamada kuvvetli bir yoldur” demiştir.


    C- İbn-i Teymiyye: “İniş sebebinin bilinmesi âyetinin manasının anlaşılmasına yardım eder. Çünkü sebebi bilmek müsebbebi (âyetten çıkarılacak hükmü) bilmeye götürür” demiştir. Böylece Kur’ân ilimlerinden olan iniş sebebinin önemi ortaya çıkmış olur.


    İniş Sebeplerinin faydaları şöyle özetlenebilir


    1- Hükmün konulmasına götüren hikmetin sebebinin bilinmesi.


    2- Sebebin hükmü tahsis etmesi, “İtibar sebebin hususunadır” diyen kimseye göredir.


    3- Âyetin zahiri kısaltma ifade eden yerde bu kısaltma izleniminin giderilmesi.


    Kimin hakkında inmiş ise o kimsenin isminin bilinmesi ve âyetteki kapalılığın açıklanmasıdır. Âyetlerin iniş sebeplerinin bilinmesinde, burada zikredilmeyen daha birçok faydalar vardır.” (13)


    DİPNOTLAR:


    1- İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2009.


    2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, XI.


    3- Cerrahoğlu, a.g.e.


    4- Muhammed Salih el-Useymîn-Muhammed Nasıruddin el-Elbani, Tefsir Usulü.


    5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, XI.


    6- Ali Ünal, Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Define Yayınları, İzmir, 2007.


    7- Cerrahoğlu, a.g.e.


    8- Cerrahoğlu, a.g.e.


    9- Abdurrahman Çetin, Kur’an İlimleri ve Kur’an-ı Kerim Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1982


  4. 12.Şubat.2011, 12:12
    2
    Silent and lonely rains



    Esbab-ı nüzûl -

    “Hz. Peygambere bir suâl veya bir hâdise dolayısıyla birkaç âyetin veyahutta bir sûrenin tamamının nâzil olmasına âmil olan şeye “sebeb-i nüzûl” demekteyiz.” (1)


    “Tefsir ilminin âyet veya sûrelerin iniş sebeplerini araştıran dalı. "Nüzûl sebepleri" anlamına gelen bu tabir, Hz. Peygamber'in risâlet döneminde vuku bulan ve Kur'ân'ın bir veya bir kaç âyetinin yahut bir sûresinin inmesine yol açan olayı, durumu ya da soruyu ifade etmek üzere kullanılır. Esbâb-ı nüzûl (esbâbü'n nüzûl) sadece âyetlerle ilgili bir tabir olup Resül-i Ekrem'in herhangi bir konuya dair açıklama yapmasına veya bir davranışta bulunmasına vesile olan özel sebeplere esbâbü vürûdi'l hadîs denilmiştir.” (2)


    “Tefsir ilmindeki sebeb-i nüzûl bahsini sadece târihi yönden mülahaza etmemek gerekir. Hüküm teşrii, hüküm tahsisi, Allahın Kelâmının anlaşılması gibi yönler de düşünülmelidir.


    Bilhassa tefsir ilminde, sebeb-i nüzûlün âyeti izâh ve beyan etmesi bakımından lüzûmu çok önemlidir. Zaten tefsir sahasında sahâbeyi yükselten en mühim âmil de budur. Onlar Hz. Peygambere bir âyet nâzil olduğunda, nüzûle sebeb olan hâdiseyi ve sebebini, suâl soranın durumunu ve suâli sormasındaki sebebi bilirlerdi. Değişik sebeplerle ve çeşitli hâdiselere göre nâzil olan âyetler ayrı ayrı hükümleri ihtiva ederlerdi. Sahabenin bazısı ve bilhassa dâima Hz. Peygamberin yanında bulunan sahabe, hükümlerle sebebler arasındaki münasebeti tesis edebilmişti. İşte bizim de sebeb-i nüzûlden kastımız budur. Bidayetteki tefsir ilmi, sebeb-i nüzûlü bilmekten ibaretti şeklinde bir söz hakikatın ifadesinden başka bir şey değildir. Zira hadis mecmualarının tefsir brı hemen hemen sebeb-i nüzûle tahsis edilmiş gibidir.” (3)


    Allah Teâlâ her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Bunların bazısını biz görebilir, bazısını da göremeyiz veya izah edemeyiz. İşte Kur’ân ayetlerini de bu bağlamda ele almak gerekir.”(4)


    “Kur'ân-ı Kerîm'in bütün âyetleri muayyen ve müşahhas sebeplere bağlı olarak inmemiştir. Âlimler sadece 500 kadar âyetin bu şekilde iniş sebeplerinin bulunduğunu tesbit etmişlerdir. İbn Teymiyye bunların dışında kalan ve önemli bir kısmı geçmiş peygamberlerin kıssaları ile âhirete dair haberlerden oluşan çok sayıdaki âyetin iniş sebeplerini herhangi bir dış olayda değil doğrudan doğruya bu âyetlerin kendi muhteva ve mânalarında aramak gerektiğini belirtir. Buna göre âyetlerin büyük bir kısmı özel bir olaya, konuya, dolayısıyla belirli bir sebebe bağlı olarak inmeyip genellikle insanları muhtaç oldukları hususlarda bilgilendirmek, eğitmek, aydınlatmak, yönlendirmek veya uyarmak maksadıyla vahyedilmiştir. Böylece aslında Kur'ân'ın herhangi bir âyetinin sebepsiz ve hikmetsiz şekilde indiği düşünülemezse de esbâb-ı nüzûl tabiri özellikle belirli bir sebebe bağlı olarak inmiş bulunan âyetler için kullanılır.” (5)


    Kur’ân’ın âyetlerinin inmesine sebep olan hâdiseler
    “Esbâb-ı nüzûl, Kur’ân’ı anlama ve âyetler arasındaki münasebetleri kavramada çok önemlidir. Fakat bazı zihinlerde Kur’ân’ı iniş zamanına ve âyetlerin iniş sebeplerine hasretme gibi bir temayüle yol açabilmektedir. Oysa tarih, misliyle tekerrürler süreci olduğundan, esbâb-ı nüzûl, benzeri durumda, şartlarda ve benzeri kişilere karşı davranış tarzıyla, ilgili hükümleri anlamamız ve uygulamamız açısından Kur’ân’ı ve ahkâmını ebedileştiren dinamiklerdendir.” (6)


    Esbab-ı Nüzûl’ü Bilmenin Faydaları:


    “Nüzûl sebebleri bilinirse, âyetlerden kastedilen mana kolaylıkla anlaşılır, şüphe ve yanlışlıklar izale edilmiş olur.” (7)


    “Bu ilm sayesinde Kur’ân’ı Kerim’de emredilen şeylerin hikmetini anlayabiliriz.” (8)


    Kur’an’daki âyet veya sûrelerin iniş sebeblerini bilmenin, onu anlamada büyük faydası vardır. Hem İslâm tarihi açısından ve hem de kasdedilen mânanın anlaşılıp, şüphelerden kurtulma bakımından “esbâbü’n-nüzûl”ü bilmek lüzumludur.” (9)


    Nüzûl ortamını bilmek, ayetlerdeki kapalılıkları çözmeye yardımcı olacaktır. Sahâbe, Hz. Peygambere arkadaşlık etmek, ondan te’vil ve tenzil ilmini işitmek suretiyle Kur’ân’daki kapalı noktaları çözebilecek bir seviyeye gelmiştir. “Kur’ân okunduğu zaman onu dikkatlice dinleyiniz...” ayetini dinleyen bir insan, bu ayeti sadece Kur’ân okunurken susmaya hamledebilir. Ebû Hureyre (ö: 58/677), “İnsanlar İslâm’ın başlangıç döneminde namazda konuşuyorlardı. Bu ayet namazda konuşmayı yasaklamak için indirildi.” demiştir. Böyle bir ayetin nüzûl ortamında bulunan kimse, ayetten, önce asıl maksadı anlar, ictihadî olarak ise başka sonuçlara da varabilir.” (10)


    Hasr tevehhümü bertaraf edilir. Kur’ân-ı Kerim’de âyetin zâhir (görünür) manası hasr (bir şeye mahsus kılma, sınırlama) ifade edebilir. Fakat sebeb-i nüzûl bilinirse bu hususta yapılması muhtemel hatalar önlenmiş olur. Mesela En’am suresi’nin 145. ayeti: “De ki: "Bana vahyolunanda, yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz eti - ki bu gerçekten pistir yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır...” Bu âyeti kerimenin sebeb-i nüzûlü bilinmezse bundan sadece dört şeyin haram kılındığı manası çıkar. Hâlbuki sebeb-i nüzûle baktığımızda bu yanlış anlaşılma ortadan kalkmaktadır. Zira bu âyet-i kerime, inad ve küfürlerinden dolayı, Allah’ın (cc) helal kıldığını haram ve haram kıldığını da helal kılan müşrikler hakkında nazil olmuştur. Ve onların iddialarına red vardır.” (11)


    “Bazıları: “İniş sebebini bilmenin âyetleri anlamada büyük bir tesiri olmadığı gibi faydası da yoktur. Çünkü bunu bilmek tarihi ve kıssaları bilmek gibidir. Allah’ın Kitabını tefsir etmek isteyen kimsenin bunu bilmesi zaruri değildir” diye iddia etmişlerdir. Fakat bu yanlış bir iddiadır ve kabul edilmeyecek bir sözdür. Allah Teâlâ’nın kitabını bilen ve müfessirlerin sözlerine muttali olan bir kimse böyle bir iddiada bulunamaz.” (12)


    Âlimlerin görüşlerini sıralayacak olursak:


    A- “Vahidi: “Bir âyetin iniş sebebini bilmeden tefsirini bilmek mümkün değildir” demiştir.


    B- İbn-i Dakiki Iyd: İniş sebebinin açıklanması Kur’ân’ın manalarını anlamada kuvvetli bir yoldur” demiştir.


    C- İbn-i Teymiyye: “İniş sebebinin bilinmesi âyetinin manasının anlaşılmasına yardım eder. Çünkü sebebi bilmek müsebbebi (âyetten çıkarılacak hükmü) bilmeye götürür” demiştir. Böylece Kur’ân ilimlerinden olan iniş sebebinin önemi ortaya çıkmış olur.


    İniş Sebeplerinin faydaları şöyle özetlenebilir


    1- Hükmün konulmasına götüren hikmetin sebebinin bilinmesi.


    2- Sebebin hükmü tahsis etmesi, “İtibar sebebin hususunadır” diyen kimseye göredir.


    3- Âyetin zahiri kısaltma ifade eden yerde bu kısaltma izleniminin giderilmesi.


    Kimin hakkında inmiş ise o kimsenin isminin bilinmesi ve âyetteki kapalılığın açıklanmasıdır. Âyetlerin iniş sebeplerinin bilinmesinde, burada zikredilmeyen daha birçok faydalar vardır.” (13)


    DİPNOTLAR:


    1- İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2009.


    2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, XI.


    3- Cerrahoğlu, a.g.e.


    4- Muhammed Salih el-Useymîn-Muhammed Nasıruddin el-Elbani, Tefsir Usulü.


    5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1995, XI.


    6- Ali Ünal, Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Define Yayınları, İzmir, 2007.


    7- Cerrahoğlu, a.g.e.


    8- Cerrahoğlu, a.g.e.


    9- Abdurrahman Çetin, Kur’an İlimleri ve Kur’an-ı Kerim Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1982


  5. 12.Şubat.2011, 12:14
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Esbab- ı Nuzul Ayetlerin ve Surelerin İniş Sebepleri için Ayrıntılı Bilgi

    Sûrelerin İniş Sebepleri Hakkında

    1-el-FÂTİHA

    Müddesir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 (yedi) âyettir. Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına "Ümmü'l-Kitâp" dinin asıllarını ihtiva eden manasına "el-Esâs", ana hatlarıyla İslâm'ı anlattığı için "el-Vâfiye" ve "el-Seb'u'l-Mesânî", birçok esrarı taşıdığı için "el-Kenz". Peygamberimiz "Fâtiha'yı okumayanın namazı olmaz" buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah'a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah'tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur'an'ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha'da vardır. Zira Fâtiha'da, övgüye, ta'zime ve ibadete lâyık bir tek Allah'ın varlığı, O'nun hakimiyeti, O'ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

    2-el-BAKARA

    Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır.

    3-ÂL-İ İMRÂN

    Medine'de nâzil olmuştur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem'in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

    4-en-NİSÂ

    Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 (yüzyetmişaltı) âyettir. "Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.

    5-el-MÂİDE

    Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre "Bugün size dininizi ikmal ettim..." ifadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. "Mâide" sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiºtir.

    6-el-EN'ÂM

    En'âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeş) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En'âm sûresi denmiştir. En'âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

    7-el-A'RÂF

    A'râf sûresi Mekke'de inmiş olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A'râf'ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    8-el-ENFÂL

    Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.





    9-et-TEVBE

    Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah'ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacılara tebliğ ile me'mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: "Dört şeyi tebliğe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe'ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe'yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden başkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."

    10-YÛNUS

    Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yunus'un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.

    11-HÛD

    Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur'an'ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd'dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

    12-YÛSUF

    Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.

    13-er-RA'D

    Ra'd Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke'de mi, Medine'de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke'de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-Ra'd" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    14-İBRÂHİM

    İbrahim sûresi, 52 (elliiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim'in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    15-el-HİCR

    Hicr sûresi, 99 (doksandokuz) âyet olup 87'si Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr'den bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    16-en-NAHL

    Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    17-el-İSRÂ

    Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine'de indiği rivayet edilmektedir. 111 (yüzonbir) âyettir. "İsrâ" kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber'in Mi'rac mucizesinin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre "İsrâ" adını almıştır.





    18-el-KEHF

    Kehf sûresi 110 (yüzon) âyettir. Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak, 28. âyetin Medine'de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" demek olan "Ashâb-ı Kehf"den almıştır.

    19-MERYEM

    Meryem sûresi, 98 (doksansekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine'de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem'den ve onun Hz. İsa'yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle "Meryem sûresi" adını almıştır.

    20-TÂ-HÂ

    135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm'ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah'ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd'in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer'in geldiğini görünce Kur'an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd'e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma'yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur'an'ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah'ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

    21-el-ENBİYÂ

    Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke'de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır.

    22-el-HACC

    Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre 19. âyetten itibaren 6 âyet Medine'de, diğerleri Mekke'de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a.) tarafından da devam ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye "Hac sûresi" denilmiştir.

    23-el-MÜ'MİNÛN

    118 (yüzonsekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sûre "el-Mü'minûn" adını almıştır. Nitekim Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s. a.), bu âyetlerin inzâlini müteakip, "Bana on âyet indi ki, durumu bunlara uyan cennete gidecektir" buyurdu ve bu sûrenin ilk on âyetini okudu.

    24-en-NÛR

    64 (altmışdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamamı Medine'de nâzil olmuştur. "Nûr âyeti" diye bilinen 35. âyette Allah'ın, gökleri ve yeri aydınlatan nûrundan bahsedildiği için "Nûr sûresi" adını almıştır.

    25-el-FURKAN

    Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine'de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.

    26-eş-ŞUARÂ

    Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine'de nâzil olmuştur. "Şuarâ", şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

    27-en-NEML

    Bu sûre, Mekke'de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.

    28-el-KASAS

    Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa'nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teºkil etmektedir.

    29-el-ANKEBÛT

    Mekke'de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

    30-er-RÛM

    17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke'de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.



    Tamamını okumak için linke tıklayınız....

    http://www.mumsema.com/kuran-ile-ilg...sebebleri.html


  6. 12.Şubat.2011, 12:14
    3
    Silent and lonely rains
    Sûrelerin İniş Sebepleri Hakkında

    1-el-FÂTİHA

    Müddesir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 (yedi) âyettir. Kur'an'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir. Diğer adları şunlardır: Ana kitap manasına "Ümmü'l-Kitâp" dinin asıllarını ihtiva eden manasına "el-Esâs", ana hatlarıyla İslâm'ı anlattığı için "el-Vâfiye" ve "el-Seb'u'l-Mesânî", birçok esrarı taşıdığı için "el-Kenz". Peygamberimiz "Fâtiha'yı okumayanın namazı olmaz" buyurmuştur. Onun için, Fâtiha, namazların her rekâtında okunur. Manası itibariyle Fâtiha, en büyük dua ve münâcâttır. Kulluğun yalnız Allah'a yapılacağı, desteğin yalnızca Allah'tan geldiği, doğru yola varmanın da doğru yoldan sapmanın da Allah'ın iradesine dayandığı, çünkü hayrı da şerri de yaratanın Allah olduğu hususları bu sûrede ifadesini bulmuştur. Kur'an, insanlığa doğru yolu göstermek için indirilmiştir. Kur'an'ın ihtiva ettiği esaslar ana hatları ile Fâtiha'da vardır. Zira Fâtiha'da, övgüye, ta'zime ve ibadete lâyık bir tek Allah'ın varlığı, O'nun hakimiyeti, O'ndan başka dayanılacak bir güç bulunmadığı anlatılır ve doğru yola gitme, iyi insan olma dileğinde bulunulur.

    2-el-BAKARA

    Medine'de inmiştir. 286 (ikiyüzseksenaltı) âyettir. Kur'an'ın en uzun sûresidir. Adını, 67-71. âyetlerde yahudilere kesmeleri emredilen sığırdan alır. Yalnız 281. âyeti Veda Haccında Mekke'de inmiştir. İnanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu sûrede yer almıştır.

    3-ÂL-İ İMRÂN

    Medine'de nâzil olmuştur. 200 (İki yüz) âyettir. 34-37. âyetlerde Hz. Meryem'in babasının mensup olduğu İmrân ailesinden söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

    4-en-NİSÂ

    Hicretten sonra Medine'de nâzil olmuştur, 176 (yüzyetmişaltı) âyettir. "Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.

    5-el-MÂİDE

    Üçüncü âyetin dışında sûrenin bütünü Medine'de, hicrî altıncı yılda nâzil olmuştur. 120 (yüzyirmi) âyettir. Buhârî ve Müslim'de, Hz. Ömer'den rivayet edildiğine göre "Bugün size dininizi ikmal ettim..." ifadesinin yer aldığı âyet Mekke'de, vedâ haccında, cuma günü, Arafe akşamı nâzil olmuştur. "Mâide" sofra demektir. 112 ve 114. âyetlerde, Hz. İsa zamanında, gökten indirilmesi istenen bir sofradan bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Bundan önceki sûrede dinî zümreler içinden münafıklar ağırlıkla söz konusu edilmişti. Bu sûrede ise yine münafıklardan bahsedilmekle beraber ağırlık ehl-i kitapta ve özellikle hristiyanlardadır. Bunun dışında sûrede hac farizası, abdest, gusül, teyemmüm ile ilgili bazı bilgiler, içki ve kumar yasağı, ahitlere ve söze bağlılık, içtimaî ve ahlâkî münasebetler, haram ve helâl yiyecekler gibi bilgi ve hükümlere temas edilmiºtir.

    6-el-EN'ÂM

    En'âm sûresi, 165 (yüzaltmışbeş) âyettir. 91, 92, 93 ve 151, 152, 153. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların, kurban edilen hayvanlarla ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En'âm sûresi denmiştir. En'âm; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden bir kelimedir.

    7-el-A'RÂF

    A'râf sûresi Mekke'de inmiş olup, 206 (ikiyüzaltı) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A'râf'ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    8-el-ENFÂL

    Enfâl sûresi, 75 (yetmişbeş) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. Enfâl, ziyade manasına gelen "nefl" kelimesinin çoğuludur. İslâm dinini savunmak için yapılan savaşlarda elde edilen sevaba ek olarak alınan ganimet malına da "nefl" denilmiştir. Sûrenin birinci âyetinde savaştan elde edilen ganimetlerin Allah ve Resûlüne ait olduğu ifade edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.





    9-et-TEVBE

    Tevbe sûresi, 129 (yüzyirmidokuz) âyettir. 128 ve 129. âyetler Mekke'de, diğerleri Medine'de inmiştir. 104. âyet tevbe ile ilgili olduğu için sûreye bu isim verilmiştir. Sûrenin bundan başka birçok ismi olup en meşhuru Berâe'dir. Bu sûrenin Enfâl sûresi'nin devamı veya başlı başına bir sûre olup olmadığı hakkında ihtilâf olduğu için başında Besmele yazılmamıştır. Hicretin dokuzuncu yılında Hz. Ebu Bekir, hac emîri olarak tayin edilmiş ve müslümanlar hacca gönderilmişti. Bu sûre inince Resûlullah (s. a.) Allah'ın emirlerini hacdaki insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'yi görevlendirdi. Hz. Ali hac kafilesine ulaştığında Hz. Ebu Bekir, "Amir olarak mı geldin, yoksa memur olarak mı?" diye sordu; Hz. Ali, sadece sûreyi Mekke'de hacılara tebliğ ile me'mûr olduğunu bildirdi. Hz. Ali bayramın birinci günü Akabe Cemresi yanında ayağa kalkarak kendisinin Peygamber tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu bildirdi ve bir hutbe okudu, sonra da bu sûrenin başından 30 veya 40 âyet okuyarak dedi ki: "Dört şeyi tebliğe memurum: 1. Bu yıldan sonra Kâbe'ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak, 2. Hiç kimse çıplak olarak Kâbe'yi ziyâret etmeyecek, 3. Müminden başkası cennete girmeyecek, 4. Müşrik kabileler tarafından bozulmamış antlaşmalar, antlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacak."

    10-YÛNUS

    Yunus sûresi, 109 (yüzdokuz) âyet olup 40, 94, 95 ve 96. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 98. âyette Hz. Yunus'un kavminden bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke halkı, kendi içlerinden bir adamın peygamber olabileceğine inanamıyorlar ve: "Allah, Ebû Tâlib'in yetimi Muhammed'den başka bir peygamber bulamadı mı?" diyorlardı. Hiç olmazsa hatırı sayılır, zengin ve makam sahibi birisinin peygamber olmasını daha uygun görüyorlardı. İşte bunun üzerine bu sûre inmiştir.

    11-HÛD

    Hûd sûresi, 123 (yüzyirmiüç) âyet olup 12, 17 ve 114. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 50 - 60. âyetlerde Arabistan halkına gönderilmiş peygamberlerden biri olan Hûd (a. s.)'ın hayatından bahsedildiği için sûreye bu isim verilmiştir. Yunus sûresinden sonra inmiş olup onun devamı niteliğindedir. İtikada ait esasları, Kur'an'ın mucize oluşunu, ahiretle ilgili meseleleri, sevap ve cezayı ve Hz. Hûd'dan başka Nuh, Salih, İbrahim, Lût, Şuayb ve Musa (a. s.) gibi peygamberlerin kıssalarını ihtiva etmektedir.

    12-YÛSUF

    Yusuf suresi, 111 (yüzonbir) âyet olup 1,2 ve 3. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Sûrenin başından sonuna kadar Yusuf Peygamber'den bahsedildiği için bu adı almıştır.

    13-er-RA'D

    Ra'd Sûresi, 43 (kırküç) âyet olup Mekke'de mi, Medine'de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke'de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır. Sûrenin onüçüncü âyetinde gök gürültüsü manasına gelen "er-Ra'd" kelimesi zikredildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    14-İBRÂHİM

    İbrahim sûresi, 52 (elliiki) âyet olup 28 ve 29. âyetler Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 35-41. âyetler Hz. İbrahim'in duasını ihtiva ettiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    15-el-HİCR

    Hicr sûresi, 99 (doksandokuz) âyet olup 87'si Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. Hicr, bir yer adıdır. 80-84. âyetlerde Hicr'den bahsedildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    16-en-NAHL

    Nahl sûresi 128 (yüzyirmisekiz) âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.

    17-el-İSRÂ

    Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak 26, 32, 33 ve 57. âyetlerle 73 ilâ 80. âyetlerin Medine'de indiği rivayet edilmektedir. 111 (yüzonbir) âyettir. "İsrâ" kelimesi, geceleyin yürümek manasına gelir. Hz. Peygamber'in Mi'rac mucizesinin Mekke'den Kudüs'e kadar olan kısmı bu sûrede anlatıldığından, sûre "İsrâ" adını almıştır.





    18-el-KEHF

    Kehf sûresi 110 (yüzon) âyettir. Mekke'de nâzil olmuştur. Ancak, 28. âyetin Medine'de nâzil olduğu rivayeti de vardır. Sûre bu adı, içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" demek olan "Ashâb-ı Kehf"den almıştır.

    19-MERYEM

    Meryem sûresi, 98 (doksansekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine'de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem'den ve onun Hz. İsa'yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle "Meryem sûresi" adını almıştır.

    20-TÂ-HÂ

    135 (yüzotuzbeş) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûre, ismini, başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır. Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır. Olay, kısaca şöyledir: İslâm'ın yaman bir düşmanı olan Hattâb oğlu Ömer, Resûlullah'ı öldürme vazifesini üstlenmiş ve bu iş için yola çıkmıştı. Ancak, yolda kız kardeşi Fatıma ile eniştesi Saîd'in müslüman olduğunu öğrenince, önce onların işini bitirmeye karar verdi. Tâ-Hâ sûresini okumakta olan karı-koca, Ömer'in geldiğini görünce Kur'an sayfalarını sakladılarsa da, Ömer onları duymuştu. Okuduklarını görmek istediğini söyledi. İnkâr etmeleri üzerine Saîd'e saldırdı. Kendisine mâni olmak isteyen Fatıma'yı tokatladı. Yüzlerinden kanlar akan Fatıma, cesarete gelerek müslüman olduklarını açıkça söyledi. Kardeşinin haline acıyan Ömer, bu sefer yumuşak bir sesle okuduklarını tekrar istedi. Tâ-Hâ sûresinin yazılı bulunduğu sayfaları okuyunca, Kur'an'ın mucizeli tesirinden nasibini alarak Resûlullah'ın huzuruna gitti ve müslüman oldu.

    21-el-ENBİYÂ

    Enbiyâ sûresi, 112 (yüzoniki) âyettir ve Mekke'de nâzil olmuştur. Başka konular yanında bilhassa bazı peygamberler ve onların kavimleriyle olan münasebetlerinden bahsettiği için Enbiyâ (Peygamberler) sûresi adını almıştır.

    22-el-HACC

    Sûre 78 (yetmişsekiz) âyettir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre 19. âyetten itibaren 6 âyet Medine'de, diğerleri Mekke'de nâzil olmuştur. Bu sûrede, hac farizasının daha önce Hz. İbrahim tarafından başlatıldığından ve Hz. Muhammed (s. a.) tarafından da devam ettirildiğinden bahsedildiği için sûreye "Hac sûresi" denilmiştir.

    23-el-MÜ'MİNÛN

    118 (yüzonsekiz) âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından ve nâil olacakları uhrevî nimetlerden bahsedildiği için sûre "el-Mü'minûn" adını almıştır. Nitekim Abdullah b. Abbas'tan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s. a.), bu âyetlerin inzâlini müteakip, "Bana on âyet indi ki, durumu bunlara uyan cennete gidecektir" buyurdu ve bu sûrenin ilk on âyetini okudu.

    24-en-NÛR

    64 (altmışdört) âyetten ibaret olan sûrenin tamamı Medine'de nâzil olmuştur. "Nûr âyeti" diye bilinen 35. âyette Allah'ın, gökleri ve yeri aydınlatan nûrundan bahsedildiği için "Nûr sûresi" adını almıştır.

    25-el-FURKAN

    Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur, sadece üç âyetinin (68, 69, 70) Medine'de nâzil olduğu hakkında bir rivayet vardır. 77 (yetmişyedi) âyettir. Sûre, adını ilk âyetinde geçen "el-furkan" kelimesinden alır. "Furkan", hakkı bâtıldan ayırdeden demektir ve Kur'an-ı Kerim'in isimlerindendir.

    26-eş-ŞUARÂ

    Mekke'de nâzil olan bu sûre, 227 (ikiyüzyirmiyedi) âyettir. 224, 225, 226, 227. âyetleri (dört âyet), Medine'de nâzil olmuştur. "Şuarâ", şairler demektir; 224. âyetinde şairlerden sözedildiği için, sûre bu ismi almıştır. Muhaliflerin Kur'an'a karşı ileri sürdükleri iddialarından biri de, onun bir şair tarafından meydana getirilmiş olduğu idi. İşte Kur'an, Hz. Peygamber'in irşadı ile daha önceki peygamberlerin irşadlarının özde birleştiğini ve Kur'an'ın bir şair eseri olmadığını isbat ederek, bu iddiayı çürütmekte ve reddetmektedir.

    27-en-NEML

    Bu sûre, Mekke'de nâzil olmuştur. 93 (doksanüç) âyettir. "Neml" karınca demektir. 18. âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu ismi almıştır.

    28-el-KASAS

    Bu sûre Mekke'de nâzil olmuştur. 85. âyetinin hicret esnasında Mekke ile Medine arasında, 52 ilâ 55. âyetlerinin ise Medine'de nâzil olduğu rivayet edilmiştir. 88 (seksensekiz) âyettir. "Kasas", olaylar, hikâyeler demektir. İsmini 25. âyetinden almıştır. Sûrenin başlıca konularını, Hz. Musa'nın çocukluğundan itibaren hayatı, mücadeleleri; tevhid ehlinnin zaferi ve dünya servetine güvenilmemesi teºkil etmektedir.

    29-el-ANKEBÛT

    Mekke'de nâzil olan bu sûre 69 (altmışdokuz) âyettir. "Ankebût", örümcek demektir. 41. âyetinde kâfirlerin işleri örümcek ağına benzetildiği için sûre bu ismi almıştır.

    30-er-RÛM

    17. âyeti hariç, sûrenin tamamı Mekke'de nâzil olmuştur. 60 (altmış) âyettir. İranlılarla yapılan savaşta yenilmiş olan Rumların (Bizanslıların) tekrar galip gelecekleri anlatıldığından, sûreye bu isim verilmiştir.



    Tamamını okumak için linke tıklayınız....

    http://www.mumsema.com/kuran-ile-ilg...sebebleri.html





+ Yorum Gönder