Konusunu Oylayın.: Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi
  1. 24.Ocak.2011, 20:18
    1
    Misafir

    Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi






    Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi Mumsema Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgiler lazım bana Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatını anlatır mısınız ?


  2. 24.Ocak.2011, 20:18
    1
    Kayitsiz Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayitsiz Üye
    Misafir



  3. 24.Ocak.2011, 20:23
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Cevap: Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi




    CÜBEYR BİN NÜFEYR (Radıyallahü Anh)

    Tabiînin büyüklerinden Hadîs âlimidir. Künyesi Ebû Abdurrahman Hadramî’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir 80 (m. 699) senesinde vefât etti. Bazı kaynaklar Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın halifeliği zamanında hayatta idi, şeklinde kaydetmiştir. Buna göre 80 tarihinden daha sonra vefât ettiği anlaşılmaktadır. Humus ve Şam’da yaşamıştır
    Cübeyr bin Nüfeyr, Peygamberimiz hayatta iken henüz müslüman olmamıştı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği sırasında müslüman olmakla şereflendi Eshâb-ı kirâmı görüp onlardan ilim öğrendi. Hz. Ebû Bekir’den Hz Ömer’den, Ebû Zer Gıfari’den, Ebüdderdâ’dan, Muaz bin Cebel, Ubade bin Samit, Avf bin Mâlik, Ka’b bin İyâd, Sevbân, Abdullah bin Amr bin Âs, Abdullah bin Ömer, Ukbe bin Âmir, Ebû Hureyre, Enes bin Mâlik (r.anhüm) ve diğer Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf dinleyip, rivâyet etmiştir. Kendisinden ise, oğlu Abdurrahman bin Cübeyr, Hâlid bin Ma’den, Ebû Osman, Selim bin Âmir ve diğer hadîs âlimleri, hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Taberî tarafından fıkıh ilminde de âlim olduğu bildirilip, fukaha tabâkatından zikredilmiştir. Hadîs ilminde sika (sağlam, güvenilir) bir âlim olduğu bildirilmiştir. Cübeyr bin Nüfeyr’in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Sahih-i Müslim’de ve meşhûr dört sünen kitabında kaydedilmiştir. Babasından naklen anlatıyor: “Kıbrıs feth edildikten sonra Hz. Muâviye ganimetleri Antarsus (Humus yakınlarında bir belde)’da topladı. Sonra İslâm askerlerine hitaben buyurdu ki: “Ganimetlerinizi üç kısma ayıracağım; Bir kısmı size (Îslâm askerlerine) bir kısmı gemicilere, bir kısmını da Mısırlılara vereceğim. Çünkü gemiler (gemiciler) ve Mısırlılar olmadıkça sizin denizdeki düşmana karşı bir kuvvetiniz olmaz.” Ebû Zer-i Gıfârî (r.a.) ayağa kalktı ve: “Ben Resûlullah’a (s.a.v.) Allah için olan bir meselede kötü söyleyecekler dahi olsalar, onlara aldırmadan hakkı söylemeğe söz verdim. Yâ Muâviye (r.a.) ganimetler tamamen bizim hakkımız olduğu halde sen gemicilere bir pay mı veriyorsun? Mısırlıları biz para ile kiraladık. Böyle olduğu halde sen onlara da mı pay vereceksin.” Bunun üzerine Hz. Muâviye, Ebû Zerr-i Gıfârî (r.a.)’nin sözü üzerine ganimetleri taksim etti. Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu: Hz. Ebû Bekir bir gün Medine-i Münevverede, Hz. Peygamberin (s.a.v.) minberi yanında durdu. Hz. Peygamberi hatırladı, ağladı. Sonra “Hz. Peygamber (s.a.v.) hicretin birinci yılında burada durdu ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allahü teâlâdan afiyet dileyiniz. Çünkü Allahü teâlâ yakinden sonra afiyetin benzeri olan bir ni’meti hiç kimseye vermemiştir.” (Afiyet: Kalbin günah lekesine bulaşmadığı, günahlardan sâlim olduğu zamandır. Evliyadan birisi “Yâ Rabbi! Afiyette olduğum bir gün ihsan eyle” diye yalvarıyordu. Dediler ki, “Siz afiyette değil misiniz?” Buyurdu ki, “Afiyette olduğum gün; Allahü teâlâya hiç bir günâh işlemediğim gündür”)
    Cübeyr bin Nüfeyr, Muaz bin Cebel’den (r.a.) rivâyetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimseyi severseniz omunla, münakaşa etmeyiniz, birbirinize kızmayınız ve zulmetmeyiniz ve ondan bir şey istemeyiniz. Belki Onun bir düşmanına rastlarsınız da o; sana onda olmayan bir şey söyler ve seninle o dostunun arası açılabilir” yine Ubâde bin Sâmit (r.a.)’dan rivâyetle, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir müslüman, günâh ile duâ etmediği, sılâ-i rahmi (akrabayı ziyâreti) terk etmediği müddetçe, Allahü teâlâ onun her duasını kabul eder ve o kadar günâhdan da muhafaza eder” Cübeyr bin Nüfeyr Ebî Zerr-i Gıfarî’den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Allahü teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu günün başında dört rekât (sabah namazı) ile bana rükû’ ediniz geri kalanına (diğer dört vakit namazı) ben sizlere kâfiyim (sizlere kolaylaştırırım. Kılmayı nasib ederim.)” Hadîs-i Kudsîsini rivâyet etti. Cübeyr bin Nüfeyr hazretlerine sordular. “Kibirler içerisinde en kötüsü hangisidir.” Buyurdu ki: “İbâdet edenlerin kibiridir.” Yine buyurdu ki: “Her an dilleriyle Allahü teâlâyı zikredip, onu bir an unutmayanlardan her biri; güler bir halde Cennete gireceklerdir.” Cübeyr bin Nüfeyr: Ebüd-derdâ’nın (r.a.) “Allahü teâlâ bir kimseye sadece yemek ve içmekden (yani dünyâlık şeylerden) ni’met verir de; başka ni’meti (âhıret nimeti) vermezse onun fıkh ilmi az olur ve Allahü teâlânın âzâbı o kimseyi yakalar.” dediğini bildirmektedir. Yine Eshâb-ı kirâmdan Muhammed İbn-i Ebî Umeyre’den rivâyetle buyurdu ki: “Eğer bir kul doğumundan, ihtiyar bir halde ölünceye kadar her an secde ederek ibâdet etse (yani pek çok ibâdet etse) de kıyâmet günü, bu çok olan ecir ve sevabı kendisine yetmez, sevablarını az görürdü.” Yine Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: İslâm askerleri Hz. Ömer’e hitaben: Yâ Emir-el-mü’minîn, Allahü teâlâya yemin ederiz ki, biz senden daha doğru sözlü, münafıklara daha şiddetli ve daha doğru hükmeden bir kimse görmedik. Sen Resûlullahdan (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısısın” dediler. Hemen bunun üzerine Avf bin Mâlik (r.a.): “Yanılıyorsunuz. Biz Resûlullah’dan (s.a.v.) sonra Ömer (r.a.)’dan daha hayırlı kimseyi gördük. Hz. Ömer (O kimdir yâ Avf’ diye sorunca “Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) diye cevab verdi. Hz. Ömer, “Avf doğru söylüyor. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Ebû Bekir misk kokusundan çok daha güzel kokardı. Ben onun derecesinde değilim” buyurdu.

    KAYNAKLAR
    1) El-Menhel-ül-azb-ül-mevrûd cild-2, sh-155
    2) Tehzîb-ül-tehzîb cild-2, sh-64
    3) Hilyet-ül-evliyâ cild-6, sh-133
    4) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-88
    5) Tezkiret-ül-Huffâz cild-1, sh-52
    6) Tabakât-i İbn-i Sa’d cild-7, sh-440

    Alıntı. İslam Alimleri Ansklopedisi


  4. 24.Ocak.2011, 20:23
    2
    Feseyekfikehumullah



    CÜBEYR BİN NÜFEYR (Radıyallahü Anh)

    Tabiînin büyüklerinden Hadîs âlimidir. Künyesi Ebû Abdurrahman Hadramî’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir 80 (m. 699) senesinde vefât etti. Bazı kaynaklar Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın halifeliği zamanında hayatta idi, şeklinde kaydetmiştir. Buna göre 80 tarihinden daha sonra vefât ettiği anlaşılmaktadır. Humus ve Şam’da yaşamıştır
    Cübeyr bin Nüfeyr, Peygamberimiz hayatta iken henüz müslüman olmamıştı. Hz. Ebû Bekir’in halifeliği sırasında müslüman olmakla şereflendi Eshâb-ı kirâmı görüp onlardan ilim öğrendi. Hz. Ebû Bekir’den Hz Ömer’den, Ebû Zer Gıfari’den, Ebüdderdâ’dan, Muaz bin Cebel, Ubade bin Samit, Avf bin Mâlik, Ka’b bin İyâd, Sevbân, Abdullah bin Amr bin Âs, Abdullah bin Ömer, Ukbe bin Âmir, Ebû Hureyre, Enes bin Mâlik (r.anhüm) ve diğer Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf dinleyip, rivâyet etmiştir. Kendisinden ise, oğlu Abdurrahman bin Cübeyr, Hâlid bin Ma’den, Ebû Osman, Selim bin Âmir ve diğer hadîs âlimleri, hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Taberî tarafından fıkıh ilminde de âlim olduğu bildirilip, fukaha tabâkatından zikredilmiştir. Hadîs ilminde sika (sağlam, güvenilir) bir âlim olduğu bildirilmiştir. Cübeyr bin Nüfeyr’in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Sahih-i Müslim’de ve meşhûr dört sünen kitabında kaydedilmiştir. Babasından naklen anlatıyor: “Kıbrıs feth edildikten sonra Hz. Muâviye ganimetleri Antarsus (Humus yakınlarında bir belde)’da topladı. Sonra İslâm askerlerine hitaben buyurdu ki: “Ganimetlerinizi üç kısma ayıracağım; Bir kısmı size (Îslâm askerlerine) bir kısmı gemicilere, bir kısmını da Mısırlılara vereceğim. Çünkü gemiler (gemiciler) ve Mısırlılar olmadıkça sizin denizdeki düşmana karşı bir kuvvetiniz olmaz.” Ebû Zer-i Gıfârî (r.a.) ayağa kalktı ve: “Ben Resûlullah’a (s.a.v.) Allah için olan bir meselede kötü söyleyecekler dahi olsalar, onlara aldırmadan hakkı söylemeğe söz verdim. Yâ Muâviye (r.a.) ganimetler tamamen bizim hakkımız olduğu halde sen gemicilere bir pay mı veriyorsun? Mısırlıları biz para ile kiraladık. Böyle olduğu halde sen onlara da mı pay vereceksin.” Bunun üzerine Hz. Muâviye, Ebû Zerr-i Gıfârî (r.a.)’nin sözü üzerine ganimetleri taksim etti. Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu: Hz. Ebû Bekir bir gün Medine-i Münevverede, Hz. Peygamberin (s.a.v.) minberi yanında durdu. Hz. Peygamberi hatırladı, ağladı. Sonra “Hz. Peygamber (s.a.v.) hicretin birinci yılında burada durdu ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allahü teâlâdan afiyet dileyiniz. Çünkü Allahü teâlâ yakinden sonra afiyetin benzeri olan bir ni’meti hiç kimseye vermemiştir.” (Afiyet: Kalbin günah lekesine bulaşmadığı, günahlardan sâlim olduğu zamandır. Evliyadan birisi “Yâ Rabbi! Afiyette olduğum bir gün ihsan eyle” diye yalvarıyordu. Dediler ki, “Siz afiyette değil misiniz?” Buyurdu ki, “Afiyette olduğum gün; Allahü teâlâya hiç bir günâh işlemediğim gündür”)
    Cübeyr bin Nüfeyr, Muaz bin Cebel’den (r.a.) rivâyetle Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir kimseyi severseniz omunla, münakaşa etmeyiniz, birbirinize kızmayınız ve zulmetmeyiniz ve ondan bir şey istemeyiniz. Belki Onun bir düşmanına rastlarsınız da o; sana onda olmayan bir şey söyler ve seninle o dostunun arası açılabilir” yine Ubâde bin Sâmit (r.a.)’dan rivâyetle, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir müslüman, günâh ile duâ etmediği, sılâ-i rahmi (akrabayı ziyâreti) terk etmediği müddetçe, Allahü teâlâ onun her duasını kabul eder ve o kadar günâhdan da muhafaza eder” Cübeyr bin Nüfeyr Ebî Zerr-i Gıfarî’den rivâyetle Resûlullah (s.a.v.) buyurdu: “Allahü teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu günün başında dört rekât (sabah namazı) ile bana rükû’ ediniz geri kalanına (diğer dört vakit namazı) ben sizlere kâfiyim (sizlere kolaylaştırırım. Kılmayı nasib ederim.)” Hadîs-i Kudsîsini rivâyet etti. Cübeyr bin Nüfeyr hazretlerine sordular. “Kibirler içerisinde en kötüsü hangisidir.” Buyurdu ki: “İbâdet edenlerin kibiridir.” Yine buyurdu ki: “Her an dilleriyle Allahü teâlâyı zikredip, onu bir an unutmayanlardan her biri; güler bir halde Cennete gireceklerdir.” Cübeyr bin Nüfeyr: Ebüd-derdâ’nın (r.a.) “Allahü teâlâ bir kimseye sadece yemek ve içmekden (yani dünyâlık şeylerden) ni’met verir de; başka ni’meti (âhıret nimeti) vermezse onun fıkh ilmi az olur ve Allahü teâlânın âzâbı o kimseyi yakalar.” dediğini bildirmektedir. Yine Eshâb-ı kirâmdan Muhammed İbn-i Ebî Umeyre’den rivâyetle buyurdu ki: “Eğer bir kul doğumundan, ihtiyar bir halde ölünceye kadar her an secde ederek ibâdet etse (yani pek çok ibâdet etse) de kıyâmet günü, bu çok olan ecir ve sevabı kendisine yetmez, sevablarını az görürdü.” Yine Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: İslâm askerleri Hz. Ömer’e hitaben: Yâ Emir-el-mü’minîn, Allahü teâlâya yemin ederiz ki, biz senden daha doğru sözlü, münafıklara daha şiddetli ve daha doğru hükmeden bir kimse görmedik. Sen Resûlullahdan (s.a.v.) sonra insanların en hayırlısısın” dediler. Hemen bunun üzerine Avf bin Mâlik (r.a.): “Yanılıyorsunuz. Biz Resûlullah’dan (s.a.v.) sonra Ömer (r.a.)’dan daha hayırlı kimseyi gördük. Hz. Ömer (O kimdir yâ Avf’ diye sorunca “Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) diye cevab verdi. Hz. Ömer, “Avf doğru söylüyor. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Ebû Bekir misk kokusundan çok daha güzel kokardı. Ben onun derecesinde değilim” buyurdu.

    KAYNAKLAR
    1) El-Menhel-ül-azb-ül-mevrûd cild-2, sh-155
    2) Tehzîb-ül-tehzîb cild-2, sh-64
    3) Hilyet-ül-evliyâ cild-6, sh-133
    4) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-88
    5) Tezkiret-ül-Huffâz cild-1, sh-52
    6) Tabakât-i İbn-i Sa’d cild-7, sh-440

    Alıntı. İslam Alimleri Ansklopedisi


  5. 24.Ocak.2011, 20:27
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Cübeyr bin nüfeyr (ra) hayatı hakkında bilgi

    Tâbiînin büyüklerinden. Hadîs âlimi. Künyesi Ebû Abdurrahmân Hadramî'dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 699 (H. 80) senesinde vefât etti. Bâzı kaynaklar, Emevî halîfesi Abdülmelik bin Mervan'ın halîfeliği zamânında hayatta olduğunu kaydederler. Buna göre hicrî 80 târihinden daha sonra vefât ettiği de anlaşılmaktadır. Humus ve Şam'da yaşamıştır.
    Cübeyr bin Nüfeyr, Peygamber efendimiz hayatta iken henüz müslüman olmamıştı. Hazret-i Ebû Bekir'in halîfeliği sırasında müslüman olmakla şereflendi. Eshâb-ı kirâmı görüp onlardan ilim öğrendi. Hazret-i Ebû Bekir'den, hazret-i Ömer'den, Ebû Zer Gıfârî'den, Ebüdderdâ'dan, Muaz bin Cebel, Ubâde bin Sâmit, Avf bin Mâlik, Ka'b bin İyad, Sevbân, Abdullah bin Amr bin Âs, Abdullah bin Ömer, Ukbe bin Âmir, Ebû Hüreyre, Enes bin Mâlik (r.anhüm) ve diğer Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf dinleyip, rivâyet etmiştir. Kendisinden ise, oğlu Abdurrahmân bin Cübeyr, Hâlid bin Ma'den, Ebû Osman, Selîm bin Âmir ve diğer hadîs âlimleri, hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Taberî tarafından fıkıh ilminde de âlim olduğu bildirilmiştir. Hadîs ilminde sika, sağlam, güvenilir bir âlim olduğu bildirilmiştir. Cübeyr bin Nüfeyr'in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Sahîh-i Müslim'de ve meşhur dört Sünen kitabında kaydedilmiştir.
    Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: Hazret-i Ebû Bekir, bir gün Medîne-i münevverede, Peygamber efendimizin minberi yanında durdu. Resûlullah'ı hatırladı ve ağladı. Sonra Resûlullah efendimiz hicretin birinci yılında burada durdu ve şöyle buyurdu, dedi: "Ey insanlar! Allahü teâlâdan âfiyet dileyiniz. Çünkü Allahü teâlâ yakinden sonra âfiyetin benzeri olan bir nîmeti hiç kimseye vermemiştir." (Âfiyet: Kalbin günah lekesine bulaşmadığı, günahlardan sâlim olduğu zamandır. Evliyâdan birisi; "Yâ Rabbî! Âfiyette olduğum bir gün ihsân eyle!" diye yalvarıyordu. Dediler ki: "Siz âfiyette değil misiniz?" Buyurdu ki: "Afiyette olduğum gün; Allahü teâlâya hiç bir günâh işlemediğim gündür.")
    Cübeyr bin Nüfeyr, Muâz bin Cebel'den rivâyetle Resûlullah efendimiz şöyle buyurdu: "Bir kimseyi severseniz onunla münâkaşa etmeyiniz, birbirinize kızmayınız ve zulmetmeyiniz ve ondan bir şey istemeyiniz. Belki onun bir düşmanına rastlarsınız da, o; sana onda olmayan bir şey söyler ve seninle o dostunun arası açılabilir."
    Yine Ubâde bin Sâmit'ten rivâyetle, Resûlullah efendimiz şöyle buyurdu: "Bir müslüman, günâh ile duâ etmediği, sılâ-i rahmi (akrabâyı ziyâreti) terk etmediği müddetçe, Allahü teâlâ onun her duâsını kabul eder ve o kadar günâhdan da muhâfaza eder." Cübeyr bin Nüfeyr, Ebî Zerr-i Gıfârî'den rivâyetle Resûlullah efendimiz buyurdu ki: "Allahü teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu günün başında dört rekât (sabah namazı) ile bana rükû ediniz, geri kalanına (diğer dört vakit namazı) ben sizlere kâfiyim (sizlere kolaylaştırırım. Kılmayı nasib ederim.)" Hadîs-i kudsîsini rivâyet etti.
    Cübeyr bin Nüfeyr hazretlerine sordular: "Kibirler içerisinde en kötüsü hangisidir?" Buyurdu ki: "İbâdet edenlerin kibridir." Yine buyurdu ki: "Her an dilleriyle Allahü teâlâyı zikredip, onu bir an unutmayanlardan her biri; güler bir halde Cennet'e gireceklerdir." Cübeyr bin Nüfeyr: Ebüdderdâ'nın; "Allahü teâlâ bir kimseye sâdece yemek ve içmekden (yâni dünyâlık şeylerden) nîmet verir de; başka nîmeti (âhiret nîmeti) vermezse, onun fıkh ilmi az olur ve Allahü teâlânın azâbı o kimseyi yakalar." dediğini bildirmektedir. Yine Eshâb-ı kirâmdan Muhammed İbn-i Ebî Umeyre'den rivâyetle buyurdu ki: "Eğer bir kul doğumundan, ihtiyar bir halde ölünceye kadar her an secde ederek ibâdet etse (yâni pekçok ibâdet etse) kıyâmet günü, bu ecir ve sevâbı kendisine yetmez, sevablarını az görür." Yine Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: "İslâm askerleri, hazret-i Ömer'e hitâben: Yâ Emir-el-Müminîn, Allahü teâlâya yemin ederiz ki, biz senden daha doğru sözlü, münâfıklara daha şiddetli ve daha doğru hükmeden bir kimse görmedik. Sen, Resûlullah'dan sonra insanların en hayırlısısın." dediler. Hemen bunun üzerine Avf bin Mâlik; "Yanılıyorsunuz. Biz Resûlullah'dan sonra hazret-i Ömer'den daha hayırlı kimseyi gördük. Hazret-i Ömer; "O kimdir yâ Avf!" diye sorunca; "Ebû Bekr-i Sıddîk (r.anh)" diye cevap verdi. Hazret-i Ömer; "Avf doğru söylüyor. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Ebû Bekir misk kokusundan çok daha güzel kokardı. Ben onun derecesinde değilim." buyurdu."
    Cübeyr bin Nüfeyr şöyle rivâyet etmiştir: Kıbrıs adası fethedildiği zaman halk esir alınıp gâziler arasında paylaştırıldı. Esirler birbirleriyle dertleşip ağlaşıyorlardı. Bu sırada Ebüdderdâ'yı gördüm bir yere oturmuş ağlıyordu. "Allahü teâlânın İslâm ve müslümanları zafere ulaştırdığı, güçlü kıldığı bir günde ağlamanın sebebi nedir?" dedim. Bana, "Ah Cübeyr! İnsanlar, Allahü teâlânın emirlerini terk ettiklerinde, Allah nazarında hiç kıymetleri kalmaz. Esirleri göstererek; bir millet güçlü ve hükümrân iken, Allahü teâlânın emirlerini bırakırsa, işte şu gördüğün duruma düşer." dedi.
    1) El-Menhel-ül-Azb-ül-Mevrûd; c.2, s.155
    2) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.2, s.64
    3) Hilyet-ül-Evliyâ; c.5 s.133
    4) Şezerât-üz-Zeheb; c.1, s.88
    5) Tezkiret-ül-Huffâz; c.1, s.52
    6) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.7, s.440
    7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.1, s.249


  6. 24.Ocak.2011, 20:27
    3
    Silent and lonely rains
    Tâbiînin büyüklerinden. Hadîs âlimi. Künyesi Ebû Abdurrahmân Hadramî'dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 699 (H. 80) senesinde vefât etti. Bâzı kaynaklar, Emevî halîfesi Abdülmelik bin Mervan'ın halîfeliği zamânında hayatta olduğunu kaydederler. Buna göre hicrî 80 târihinden daha sonra vefât ettiği de anlaşılmaktadır. Humus ve Şam'da yaşamıştır.
    Cübeyr bin Nüfeyr, Peygamber efendimiz hayatta iken henüz müslüman olmamıştı. Hazret-i Ebû Bekir'in halîfeliği sırasında müslüman olmakla şereflendi. Eshâb-ı kirâmı görüp onlardan ilim öğrendi. Hazret-i Ebû Bekir'den, hazret-i Ömer'den, Ebû Zer Gıfârî'den, Ebüdderdâ'dan, Muaz bin Cebel, Ubâde bin Sâmit, Avf bin Mâlik, Ka'b bin İyad, Sevbân, Abdullah bin Amr bin Âs, Abdullah bin Ömer, Ukbe bin Âmir, Ebû Hüreyre, Enes bin Mâlik (r.anhüm) ve diğer Eshâb-ı kirâmdan hadîs-i şerîf dinleyip, rivâyet etmiştir. Kendisinden ise, oğlu Abdurrahmân bin Cübeyr, Hâlid bin Ma'den, Ebû Osman, Selîm bin Âmir ve diğer hadîs âlimleri, hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Taberî tarafından fıkıh ilminde de âlim olduğu bildirilmiştir. Hadîs ilminde sika, sağlam, güvenilir bir âlim olduğu bildirilmiştir. Cübeyr bin Nüfeyr'in rivâyet ettiği hadîs-i şerîfler, Sahîh-i Müslim'de ve meşhur dört Sünen kitabında kaydedilmiştir.
    Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: Hazret-i Ebû Bekir, bir gün Medîne-i münevverede, Peygamber efendimizin minberi yanında durdu. Resûlullah'ı hatırladı ve ağladı. Sonra Resûlullah efendimiz hicretin birinci yılında burada durdu ve şöyle buyurdu, dedi: "Ey insanlar! Allahü teâlâdan âfiyet dileyiniz. Çünkü Allahü teâlâ yakinden sonra âfiyetin benzeri olan bir nîmeti hiç kimseye vermemiştir." (Âfiyet: Kalbin günah lekesine bulaşmadığı, günahlardan sâlim olduğu zamandır. Evliyâdan birisi; "Yâ Rabbî! Âfiyette olduğum bir gün ihsân eyle!" diye yalvarıyordu. Dediler ki: "Siz âfiyette değil misiniz?" Buyurdu ki: "Afiyette olduğum gün; Allahü teâlâya hiç bir günâh işlemediğim gündür.")
    Cübeyr bin Nüfeyr, Muâz bin Cebel'den rivâyetle Resûlullah efendimiz şöyle buyurdu: "Bir kimseyi severseniz onunla münâkaşa etmeyiniz, birbirinize kızmayınız ve zulmetmeyiniz ve ondan bir şey istemeyiniz. Belki onun bir düşmanına rastlarsınız da, o; sana onda olmayan bir şey söyler ve seninle o dostunun arası açılabilir."
    Yine Ubâde bin Sâmit'ten rivâyetle, Resûlullah efendimiz şöyle buyurdu: "Bir müslüman, günâh ile duâ etmediği, sılâ-i rahmi (akrabâyı ziyâreti) terk etmediği müddetçe, Allahü teâlâ onun her duâsını kabul eder ve o kadar günâhdan da muhâfaza eder." Cübeyr bin Nüfeyr, Ebî Zerr-i Gıfârî'den rivâyetle Resûlullah efendimiz buyurdu ki: "Allahü teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu günün başında dört rekât (sabah namazı) ile bana rükû ediniz, geri kalanına (diğer dört vakit namazı) ben sizlere kâfiyim (sizlere kolaylaştırırım. Kılmayı nasib ederim.)" Hadîs-i kudsîsini rivâyet etti.
    Cübeyr bin Nüfeyr hazretlerine sordular: "Kibirler içerisinde en kötüsü hangisidir?" Buyurdu ki: "İbâdet edenlerin kibridir." Yine buyurdu ki: "Her an dilleriyle Allahü teâlâyı zikredip, onu bir an unutmayanlardan her biri; güler bir halde Cennet'e gireceklerdir." Cübeyr bin Nüfeyr: Ebüdderdâ'nın; "Allahü teâlâ bir kimseye sâdece yemek ve içmekden (yâni dünyâlık şeylerden) nîmet verir de; başka nîmeti (âhiret nîmeti) vermezse, onun fıkh ilmi az olur ve Allahü teâlânın azâbı o kimseyi yakalar." dediğini bildirmektedir. Yine Eshâb-ı kirâmdan Muhammed İbn-i Ebî Umeyre'den rivâyetle buyurdu ki: "Eğer bir kul doğumundan, ihtiyar bir halde ölünceye kadar her an secde ederek ibâdet etse (yâni pekçok ibâdet etse) kıyâmet günü, bu ecir ve sevâbı kendisine yetmez, sevablarını az görür." Yine Cübeyr bin Nüfeyr buyurdu ki: "İslâm askerleri, hazret-i Ömer'e hitâben: Yâ Emir-el-Müminîn, Allahü teâlâya yemin ederiz ki, biz senden daha doğru sözlü, münâfıklara daha şiddetli ve daha doğru hükmeden bir kimse görmedik. Sen, Resûlullah'dan sonra insanların en hayırlısısın." dediler. Hemen bunun üzerine Avf bin Mâlik; "Yanılıyorsunuz. Biz Resûlullah'dan sonra hazret-i Ömer'den daha hayırlı kimseyi gördük. Hazret-i Ömer; "O kimdir yâ Avf!" diye sorunca; "Ebû Bekr-i Sıddîk (r.anh)" diye cevap verdi. Hazret-i Ömer; "Avf doğru söylüyor. Allahü teâlâya yemin ederim ki, Ebû Bekir misk kokusundan çok daha güzel kokardı. Ben onun derecesinde değilim." buyurdu."
    Cübeyr bin Nüfeyr şöyle rivâyet etmiştir: Kıbrıs adası fethedildiği zaman halk esir alınıp gâziler arasında paylaştırıldı. Esirler birbirleriyle dertleşip ağlaşıyorlardı. Bu sırada Ebüdderdâ'yı gördüm bir yere oturmuş ağlıyordu. "Allahü teâlânın İslâm ve müslümanları zafere ulaştırdığı, güçlü kıldığı bir günde ağlamanın sebebi nedir?" dedim. Bana, "Ah Cübeyr! İnsanlar, Allahü teâlânın emirlerini terk ettiklerinde, Allah nazarında hiç kıymetleri kalmaz. Esirleri göstererek; bir millet güçlü ve hükümrân iken, Allahü teâlânın emirlerini bırakırsa, işte şu gördüğün duruma düşer." dedi.
    1) El-Menhel-ül-Azb-ül-Mevrûd; c.2, s.155
    2) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.2, s.64
    3) Hilyet-ül-Evliyâ; c.5 s.133
    4) Şezerât-üz-Zeheb; c.1, s.88
    5) Tezkiret-ül-Huffâz; c.1, s.52
    6) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.7, s.440
    7) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.1, s.249





+ Yorum Gönder