Konusunu Oylayın.: Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 5 kişi
Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi
  1. 06.Ocak.2011, 15:06
    1
    Misafir

    Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi






    Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi Mumsema Amenerrasulu hakkında ayrıntılı bilgi nelerdir ? Amenerrasulu ne anlama gelmektedir ? Amenerrasulu kısaca açıklar mısınız ?


  2. 06.Ocak.2011, 15:06
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 06.Ocak.2011, 15:15
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Yanıt: amenerresulu hakkında ayrıntılı bilgi




    285- Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Mümin-ler de. Her biri Allah'a, Onun meleklerine, kitaplarına, pey-gamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini diğerin-den ayırmayız. "Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz! Senden mağ-firet dileriz ve dönüş ancak Sanadır" dediler.

    286. Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yükle-mez. Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir. Rab-bimiz unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme! Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme! Bizi af-fet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle! Sensin bizim mevlâmız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!

    Bu buyruklara dair açıklamalarımızı onbir başlık halinde sunacağız:



    1- Bu Âyetlerin Nüzul Zamanı, Şekli ve Mânâları:


    Yüce Allah'ın: "Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti"

    buyruğu el-Hasen, Mücahid ve ed-Dahhak'tan rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerime(nin nüzulü) Miraç kıssasında sözkonusu olmuştur. İbn Abbas'tan gelen bazı rivayetlerde de böyle belirtilmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Kur'ân-ı Kerîm'in tamamını Cebrail (as) Muhammed (sav)'a indirmiştir. Ancak bu âyet müstesnadır. Peygamber (sav) Miraç gecesinde bu âyet-i kerime-yi bizzat işitmiştir. Bazıları da: Miraç kıssasında böyle birşey olmamıştır, der-ler. Çünkü Miraç gecesi Mekke'de olmuştur, bu sûre ise bütünüyle Medine'de inmiştir. Bunun miraç gecesi vahyolunduğunu söyleyenler olayı şöyle anla-tırlar: Peygamber (sav) miraca çıkıp semavatta Hz. Cebrail ile birlikte olduk-ça yüksek biryere ulaştı. Nihayet es-Sidretu'1-Müntehâ'yı da geçince Cebra-il ona: Ben ileri geçemem. Senden başka da bu yeri geçme emri kimseye ve-rilmiş değildir, dedi. Peygamber (sav) yüce Allah'ın dilediği yere ulaşıncaya kadar orayı aşıp gitti.

    Hz. Cebrail ona: Rabbine selam ver, diye işarette bulununca Peygamber (sav): Bütün selamlar, salatlar ve iyi ameller (tayyibât) yalnız Allah'ındır, de-di. Yüce Allah da: Selam sana ey Peygamber, Allah'ın rahmeti ve bereketle-ride (üzerine olsun), diye buyurdu. Peygamber (sav) ümmetinin de bu se-lamdan bir pay sahibi olmasını istediğinden şöyle buyurdu: Selam bize ve Al-lah'ın salih kullarına. Bunun üzerine Hz. Cebrail ve bütün semavat ehli şöyle dediler: Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür. Yüce Allah da ame-li mükâfatla karşılayacağı anlamında: "Peygamber Rabbinden kendisine in-dirilene iman etti" yani tasdik etti, diye buyurdu.

    Peygamber (sav) bu şeref ve fazilete ümmetinin de ortak olmasını istedi-ğinden şöyle buyurdu: "Mü'minler de her biri Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini di-ğerinden ayırmayız." Yani onlar biz bütün peygamberlere iman ettik, der-ler. Onlardan herhangi birisini inkâr etmeyiz. Yahudilerle hıristiyanların ay-rım gözettiği gibi ayrım gözetmeyiz. Bunun üzerine Rabbi Hz. Peygam-ber'e: İndirmiş olduğum bir âyeti kabulleri (karşılamaları) nasıl oldu? diye sor-du. Bununla kastettiği ise: "İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de..." buyruğudur. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Dinledik, itaat ettik. Rabbi-miz, Senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak sanadır dediler." Bunun üzerine yüce Allah şöyle buyurdu: "Allah hiçbir kimseye gücünün yetece-ğinden başkasını yüklemez." Yani takatinden başkasını yüklemez. Takatin-den aşağısı diye de açıklanmıştır. Hayır kabilinden "kazandığı kendisine" şer kabilinden "yaptığı da onun aleyhinedir."

    Bu sırada Cebrail şöyle dedi: Dile, dileğin sana verilecektir. Bunun üze-rine Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Rabbimiz, unuttuk" yani bilmedik "ya-hut yanıldıysak" yani kasten kötülük işlediysek "bizi sorguya çekme."

    Şöyle bir açıklama da yapılmıştır: Eğer bizler unutarak veya hata işleyerek amel edersek bizi sorumlu tutma. Cebrail ona: Bu, isteğin sana verilmiştir. Üm-metinden hata ve unutma(nın sorumluluğu) kaldırılmıştır. Başka birşey iste.

    Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme." Daha öncekilere Allah zulümleri se-bebiyle hoş ve temiz şeyleri haram kılmıştı.. Onlar geceleyin bir günah iş-ledikleri vakit bunun kapıları üzerine yazıldığını görürlerdi. Üzerlerindeki na-maz vakti sayısı elli idi. Allah bu ümmetin yükünü hafifletti ve elli vakit na-mazı farz kıldıktan sonra daha da aşağıya indirdi.

    Daha sonra Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rabbimiz, güç yetiremeye-ceğimiz şeyi bize yükleme." Şöyle demek istiyor: Altından kalkamayacağı-mız amelleri bizden isteyerek bize ağırlık verme, o takdirde Sen bize azap edersin. Bize zor gelecek ameller yükleme, anlamına geldiği de söylenmiş-tir. Çünkü elli vakit namaz kılmaları emrolunmuş olsaydı bunu yapabilirler-di, fakat onlara zor ve ağır gelirdi. Bunu devamlı kılmak gücüne sahip ola-mazlardı.

    "Bize" bütün bunlardan "günahlarımızı bağışla." Şu şekilde de açıklan-mıştır: "Bizi" meshten (başka yaratıklara dönüştürülmekten) "affet. Bize" hasf-ten (yerin dibine geçirilmekten) "mağfiret buyur. Ve bize" kazften (gökten gelen azaptan) "merhamet eyle." Çünkü geçmiş ümmetlerin kimisine mesh, kimisine hasf, kimisine de kazf isabet etmişti.

    Daha sonra şöyle buyurmaktadır: "Sensin bizim mevlâmız." Gerçek dostumuz ve koruyucumuz. "Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et." Ve Hz. Peygamber'in bu duası kabul buyuruldu.

    Peygamber (sav.)'dan: "Bir aylık mesafeden korku ile bana yardım olun-du"' [541] dediği rivayet edilmiştir. Denildiğine göre gaziler ihlaslı bir niyet ile yurt-larından çıkıp savaş davullarını vurduklarında dört bir yandan bir aylık me-safe uzaklıkta kâfirlerin kalplerine korku ve heybet düşer. Onların savaşa çık-tıklarını ister bilsinler, ister bilmesinler.

    Daha sonra Peygamber (sav), miracdan geri dönünce ümmetine bunu bil-dirsin diye bu âyet-i kerimeleri yüce Allah vahiy yoluyla indirdi.

    Bu âyet-i kerimenin bir başka tefsiri daha vardır. ez-Zeccac der ki: Yüce Allah bu sûrede namazın ve zekâtın farz olduğunu zikredip haccın hüküm-lerini, ay halinin, boşamanın, ilânın hükümlerini beyan edip peygamberle-rin kıssalarını anlatıp faizin de hükmünü açıkladıktan sonra: "Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır" diyerek kendi azametini sözkonusu etti. Daha son-ra Peygamberinin tasdikini, arkasından da mü'minlerin bütün bunları tasdi-kini sözkonusu ederek: "Ve Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti..." diye buyurdu. Yani Allah'ın Rasûlü sözü geçen bütün bunları tas-dik etti. Aynı şekilde mü'minlerin hepsi de Allah'ı, meleklerini, kitaplarını ve rasûllerini tasdik etti. [542]



    Bu Âyetin Nüzul Sebebi:


    Denildiğine göre bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi, ondan önce yer alan: "Göklerde ne var yerde ne varsa (hepsi) Allah'ındır. İçinizdekini açıklasa-nız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Kime dilerse mağfiret eder, kimi dilerse de azaplandırır. Allah her şey e kadirdir" (mealindeki) âyet-i kerimesidir. Bu buyruk, Peygamber (sav)'a indirilince durum Rasûlul-lah (sav)'ın ashabına çok ağır geldi. Rasûlullah (sav)'ın yanına gelip dizleri üstüne çöktüler ve: Ey Allah'ın Rasûlü dediler. Namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yettiği amellerle mükellef tutulduk. Allah bize bu âyet-i ke-rimeyi inzal buyurdu. Biz bunun altından kalkamıyoruz. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Sizler de sizden önceki iki kitap ehli gibi dinledik ve isyan ettik, mi demek istiyorsunuz? Bunun yerine: Dinledik ita-at ettik. Rabbimiz, Senden mağfiret dileriz. Ve dönüş ancak Sanadır" deyiniz. Onlar da: Dinledik, itaat ettik, Rabbimiz senden mağfiret dileriz ve dönüş an-cak sanadır" dediler. Bu buyrukları okumaya başlayınca dilleri buna alıştı. (İta-ate boyun eğdi). Bunun akabinde de yüce Allah: "O peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Mü'minler de. Her biri Allah'a, O'nun me-leklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız. Dinledik itaat ettik. Rabbimiz Senden mağ-firet dileriz ve dönüş ancak Sanadır, dediler" buyruğunu indirdi. Onlar bu-nu yapınca yüce Allah (az önce sözü geçen) o âyeti neshederek şu buyru-ğu inzal buyurdu: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkası-nı yüklemez. Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çekme." Yüce Allah: "Evet, (öyle ya-pacağım)" diye buyurdu. "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üze-rimize ağır yük yükleme!" Yüce Allah: "Evet (öyle yapacağım)" diye buyur-du. "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme" Yüce Allah: "Evet (öyle yapacağım)" diye buyurdu. "Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize mer-hamet eyle. Sensin bizim mevlamız, kâfirler topluluğuna karşı da bize yar-dım et." Yüce Allah: "Evet (yapacağım)" diye buyurdu. Bu hadisi Müslim, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.[543]

    İlim adamlarımız der ki: Hadisin bundan önce kaydedilen rivayetinde "evet yaptım"-(el-Bakara, 2/284. âyet 1. başlıkta) denilmesi, burada ise "evet" di-ye buyurulması hadis-i şerifin mana yoluyla nakledilebileceğine delildir. Buna dair açıklamalar önceden geçmiştir.

    Nihayet ashab: Dinledik ve itaat ettik, demeye koyulunca yüce Allah bu âyet-i kerimede onları övdü ve güzel bir şekilde onlardan söz etti. İçlerin-den geçirecekleri düşünceler hususundaki zorluğu da kaldırdı. İşte bu da ita-atin ve yalnızca Allah'a bağlanmanın meyvesidir. İsrailoğulları hakkında ise bunun tam zıddı sözkonusu olmuştur. Onlar yerilmiş, zillet, miskinlik, top-raklarından sürülme gibi oldukça zorluklarla maruz bırakılmıştır. Çünkü onlar: İşittik ve isyan ettik demişlerdi. İşte bu da isyanın Allah'a karşı diklen-menin sonucudur. Allah lütuf ve keremiyle bizleri intikamından azabından, muhafaza buyursun.

    Hadis-i şerifte nakledildiğine göre Peygamber (sav)'a şöyle denilmiş: Sa-bit b. Kays b. Şemmas'ın evi her gece kandillerle aydınlatılıyor. O: "Herhal-de Bakara Sûresi'ni okuyor olmalıdır" diye buyurdu. Sabit'e durum sorulun-ca şöyle dedi: Bakara Sûresi'nden "Amenerrasûlü..."yü okudum. Bu buyruk, Peygamber (sav)'ın ashab-ı kiramı, Allah'ın kendilerine vedettiği şekilde iç-lerinde gizlediklerinden dolayı hesaba çekilecekleri bildirilince, bunun ken-dilerine ağır gelmesi üzerine nazil oldu. Onlar bunun kendilerine ağır gel-diğinden Peygamber (sav)'a şikâyette bulununca o da şöyle dedi: "Galiba siz-ler İsraüoğullarının söylediği gibi işittik ve isyan ettik diyeceksiniz." Onlar, hayır işittik ve itaat ettik, dediler. Bunun üzerine yüce Allah onlan övmek üze-re: "O peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti..." buyruğu-nu indirdi. Peygamber (sav) da: "Zaten onlara iman etmek yaraşır" diye bu-yurdu. [544]



    2- İman:


    Yüce Allah'ın: "İman etti" buyruğu tasdik etti, demektir. Buna dair açık-lamalar önceden geçmiştir.

    İndirilen ise Kur'ân-ı Kerîm'dir. İbn Mes'ud da: "Mü'minler de her biri Al-lah'a... iman ettiler" buyruğunu: "Mü'minler de iman etti, her biri Allah'a.... iman etti" diye okumuştur. Bunun Kur'ân-ı Ke-rîm'den başka anlamına göre "iman ettiler" diye çoğul olarak okunması ca-izdir. Nafi', İbn Kesir ve Ebu Bekr'in rivayetinde Asım ile İbn Amir "Kitaplarına diye çoğul olarak okumuşlardır. Ancak et-Tahrim Sûresi'nde (66/12. âyette) tekil olarak "kitabına" anlamında: diye okumuşlardır. Ebu Amr ise, hem burada hem de et-Tahrim Sûresi'nde çoğul olarak "kitap-larına" diye okumuştur. Hamza ve el-Kisaî, her iki yerde de tekil olarak "Ki-tabına" diye okumuşlardır.

    Çoğul okuyan kimse "kitap" kelimesinin çoğulunu kasteder. Tekil okuyan ise Allah tarafından indirilmiş bulunan yazılı her şeyi ifade eden masdarı kas-tetmiş olur.Yine tekil okuyanların okuyuşuna göre çoğulun kastedilmesi de mümkündür. O takdirde "el-Kitap" cins ismi olur ve böylelikle her iki kıra-at birbirine eşit olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah pey-gamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi ve beraberlerinde...kitabı indirdi." (el-Bakara, 2/213)

    Çoğunluk "sin" harfini ötreli olarak "Peygamberlerine" diye oku-muşlardır. Kur'ân-ı Kerîm'de geçen çoğul olarak: " Peygamberlerimiz, pegamberleriniz, peygamberlerin" buyruğunu da bu şe-kilde (yani "sin" harfini ötreli olarak) okumuşlardır. Ancak Ebu Amr'dan, onun "Peygamberlerimiz, peygamberleriniz"i "sin" harfini sakin olarak okuduğu rivayet edilmiştir.

    Peygamberlerin" kelimesini ise hem ötreli hem de sakin olarak okuduğu rivayet edilmiştir.

    Ebu Ali der ki: "Peygamberlerin" buyruğunu ötreli olarak okuyanların oku-yuşu, kelimenin aslına uygundur. Bunu sakin olarak okuyan kimse ise ben-zer şekilde fakat tekil kelimeleri sakin okuduğu gibi okur. Bo-yun, çadırı kazığa bağlayan ip, kelimelerinde olduğu gibi. Tekil kelimeler bu şekilde sakin okunduğuna göre daha ağır olan çoğul kelimelerin de böyle olması daha uygundur.

    Mekkî de bu anlamda açıklamalarda bulunmuştur. İnsanların cumhuru (ço-ğunluğu) "nun" harfi ile: "Ayırmayız" diye okumuşlardır. Yani ayır-mayız derler, demektir. Burada "demek" hazfedilmiştir. Bu kelimenin hazfi çokça rastlanılan bir durumdur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Melekler de her kapıdan onların yanına girip., selam sizlere..." (er-Rad, 13/23) Ya-ni selam sizlere derler demektir. Yine: "Göklerin ve yerin yaratılışını düşü-nürler. Rabbimiz Sen bunları boşuna yaratmadın." (Âl-i İmran, 3/191). Yani, Rabbimiz.. derler, demektir. Ve buna benzer diğer buyruklarda da böyledir.

    Said b. Cübeyr, Yahya b. Ya'mer, Ebu Zür'a b. Amr b. Cerir ve Yakub ise "ya" harfiyle: Hiç biri ayırım gözetmez, anlamında okumuşlardır. Harun der ki: Bu kelime, İbn Mes'ud'un kıraatinde Ayrım gözet-mezler" şeklindedir.

    Yüce Allah'ın burada: "Hiç birini diğerinden" diye tekil ola-rak "hiç birilerini" anlamına gelecek şekilde: diye çoğul buyurulma-ması "hiçbir"in aynı şekilde tekili de çoğulu da kapsaması dolayısıyladır. Ni-tekim yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "O zaman da sizden hiç bir kimse ondan bunu engelleyiciler olamazsınız." (el-Hakka, 69/47) Bu-rada "engelleyiciler" "kimse"nin sıfatıdır. Çünkü bu kelime çoğul anlamı-nı ifade etmektedir. Peygamber (sav) da şöyle buyurmaktadır: "Ganimetler siyah başlı olup da sizden başka kimseye helâl kılınmış değildir" [545] diye bu-yurmuştur. Ru'be de şöyle demektedir:

    "İnsanların işleri senin itaatine göre düzenlenirse Senden başka kimseden korkmazlar."

    Bu âyet-i kerimenin anlamı da şudur: Mü'minler bir kısmına iman edip bir kısmını inkar eden yahudi ve lııristiyanlar gibi değildir. [546]



    3- Huzuruna Varılacak Olan Allah'ı Dinleyip İtaat Etmek:


    Yüce Allah'ın: "Dinledik, itaat ettik., dediler" buyruğunda bir hazif var-dır. Bizler kabul edenlerin işitmesi gibi işittik, demektir. "İşittik" kelimesinin "kabul ettik" anlamında olduğu da söylenmiştir. Nitekim: "Allah kendisine ham-dedeni işitti" denildiği vakit "onun hamdini kabul etti" denilmektedir. O tak-dirde bu buyrukta hazf sözkonusu değildir. Kısacası, bu sözü söyleyenin öğül-müş olmasını gerektirmektedir. İtaat, verilen emri kabul etmek demektir.

    "Senden mağfiret dileriz": anlamındaki buyruğu "küfran ve hüs-ran" gibi bir masdardır. Bu buyrukta amil olan ise mukadder bir fiildir. Bu-nun takdiri ise bize mağfiretini ihsan et (anlamında) şeklinde-dir. Bu açıklamayı ez-Zeccac yapmıştır. Başkaları ise takdiri: Senden mağfi-retini isteriz (anlamında) şeklindedir, derler.

    "Dönüş ancak Sanadır" buyruğu ise öldükten sonra dirilmeyi ve yüce Al-lah'ın huzurunda durmayı ikrar ve kabulü ifade eder. Bu âyet-i kerime na-zil olunca Hz. Cebrail'in Peygamber (sav)'a: "Allah sana ve ümmetine övgü-de bulunmaktadır. Dilekte bulun sana verilecektir" dedi, bunun üzerine sû-renin sonuna kadar bulunan buyruklarla dileğini ifade etti.[547]



    4- Allah'ın İnsanlara Teklifi:


    Yüce Allah'ın: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" buyruğunda geçen teklif: İnsana zor ve ağır gelen şeyi emretmek, demektir. Tekellüf zor olan bir işin altına girmek, onu omuzlamaya çalışmak demektir. Bu açıklamaları el-Cevherî nakletmiştir.

    Gücün yetmesi Cel-Vus'): Takat ve imkân anlamındadır.

    Bu, kat'î bir haberdir. Yüce Allah, bu âyetin nüzulünden itibaren, ister kal-bin ister azaların yerine getireceği türden olsun, kullarını mükellef tutacağı her bir amelin, mutlaka mükellefin gücü çerçevesinde, idrâk ve bünyesinin kaldırabileceği boyutlarda olacağını açıkça nassa bağlamaktadır. İşte bu buyruk ile müslümanların içlerinden geçip giden duygular ile ilgili kanaat-lerinden dolayı içine düştükleri sıkıntı açılmış oldu.

    Ebu Hureyre (ra)'ın naklettiği de bu âyet-i kerimenin anlamını ifade eder. O der ki: Cafer b. Ebi Talib müstesna hiçbir kimsenin annesinin beni doğurmuş olmasını arzulamış değilim. Bir gün aç olduğum halde Cafer'in arkasından gidiyordum. Evine varınca evinde etrafında ufak tefek artıklar kal-mış bir yağ tulumundan başka birşey bulamadı. Onu önümde yardı. Onda bulunan yağı ve kaynatılmış hurma pekmezini sıyırmaya başladık. Bu ara-da şu beyi ti okuyordu:

    "Allah hiçbir kimseye gücünden fazlasını yüklememiştir

    Ve hiçbir kimse cömertlik edip elinden bulunandan başkasını veremez." [548]



    5- Teklif-i mâ lâ yutak (Güçten Fazlasının Teklif Edilmesi):


    İnsanlar dünya ahkâmı hususunda güç yetirilemeyen şeylerin teklif edil-mesinin caiz olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Bununla bir-likte şeriatte böyle bir mükellefiyetin bulunmadığını ve bu âyet-i kerimenin de böyle bir teklifin olmadığını ilan ettiğini ittifakla kabul ederler.

    Ebu'l-Hasan el-Eş'arî ve kelamcılardan bir topluluk şöyle demektedir: Güç yetirilemeyen teklif aklen caizdir (mümkündür) ve bu şeriatin öngördüğü aka-id esaslarından herhangi bir şeye aykırı düşmez. Böyle bir teklif (olduğu tak-dirde) mükellefin azab edilmesine ve bunun kat'î olacağına bir emare olur. Buna benzer bir teklif ise Suret yapanların (hadis-i şerifte belirtildiği şekil-de) bir arpayı düğümlemekle mükellef tutulması11-* buna benzer.

    Bunun caiz olduğunu kabul edenler Muhammed (sav)'ın risaletinde va-ki olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kesim bu Ebu Le-heb olayında gerçekleşmiştir. Çünkü ona şeriatin bütününe iman etme tek-lif edildiği halde; yine Şeriatin bir hükmü ile onun iman etmeyeceği bildiril-miştir. Çünkü onun hakkında iki elinin kuruması ve cehennemi boylaması hükmü verilmiştir. Bu ise onun iman etmeyeceği anlamına gelir. Bir taraftan o iman etmekle mükellef tutulurken, diğer taraftan etmemekle mükellef tu-tulmuştur.

    Bir kesim de şöyle demiştir: Böyle birşey katiyyen vaki olmamıştır. Bu ko-nuda icma olduğu da nakledilmiştir. Yüce Allah'ın: "Alevli bir ateşe girecek-tir" (Tebbet, 111/3) buyruğu eğer bu haliyle ölürse böyle olacaktır, anlamın-dadır. Bunu da İbn Atiyye nakletmiştir.

    "Teklif etmek" fiili iki mePule taaddî eder (geçiş yapar). Bunlardan bir ta-nesi mahzuftur. Bunun takdiri de bir ibadet veya bir şey olabilir. Şanı yüce Allah, bizim üzerimizdeki lütuf ve in'amı ile bize tek kişinin on kişiye karşı sebat göstermesi, insanın vatanından hicret edip çıkması, ailesinden vatan ve alışkanlıklarından ayrılması gibi ağır ve zor şeylerle mükellef tutsa bile, hiçbir zaman oldukça ağır gelen meşakkatli işlerle acı ve ıstırap veren şey-lerle -bizden öncekileri kendilerini öldürmek, elbise ve tenlerinde sidiğin değ-diği yerleri kesmek gibi mükellefiyetlerle- yüklü tutmamıştır. Aksine bizim için kolaylaştırmış, bize acımış, üzerimizden ağırlıkları ve bizden öncekile-rin boynuna koymuş olduğu prangaları kaldırmıştır. O bakımdan Allah'a ham-dederiz, minnet O'nadır, lütuf ve nimet O'ndandır.[549]


  4. 06.Ocak.2011, 15:15
    2
    Moderatör



    285- Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Mümin-ler de. Her biri Allah'a, Onun meleklerine, kitaplarına, pey-gamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini diğerin-den ayırmayız. "Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz! Senden mağ-firet dileriz ve dönüş ancak Sanadır" dediler.

    286. Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yükle-mez. Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir. Rab-bimiz unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme! Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme! Bizi af-fet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle! Sensin bizim mevlâmız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!

    Bu buyruklara dair açıklamalarımızı onbir başlık halinde sunacağız:



    1- Bu Âyetlerin Nüzul Zamanı, Şekli ve Mânâları:


    Yüce Allah'ın: "Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti"

    buyruğu el-Hasen, Mücahid ve ed-Dahhak'tan rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerime(nin nüzulü) Miraç kıssasında sözkonusu olmuştur. İbn Abbas'tan gelen bazı rivayetlerde de böyle belirtilmiştir. Bazıları da şöyle demiştir: Kur'ân-ı Kerîm'in tamamını Cebrail (as) Muhammed (sav)'a indirmiştir. Ancak bu âyet müstesnadır. Peygamber (sav) Miraç gecesinde bu âyet-i kerime-yi bizzat işitmiştir. Bazıları da: Miraç kıssasında böyle birşey olmamıştır, der-ler. Çünkü Miraç gecesi Mekke'de olmuştur, bu sûre ise bütünüyle Medine'de inmiştir. Bunun miraç gecesi vahyolunduğunu söyleyenler olayı şöyle anla-tırlar: Peygamber (sav) miraca çıkıp semavatta Hz. Cebrail ile birlikte olduk-ça yüksek biryere ulaştı. Nihayet es-Sidretu'1-Müntehâ'yı da geçince Cebra-il ona: Ben ileri geçemem. Senden başka da bu yeri geçme emri kimseye ve-rilmiş değildir, dedi. Peygamber (sav) yüce Allah'ın dilediği yere ulaşıncaya kadar orayı aşıp gitti.

    Hz. Cebrail ona: Rabbine selam ver, diye işarette bulununca Peygamber (sav): Bütün selamlar, salatlar ve iyi ameller (tayyibât) yalnız Allah'ındır, de-di. Yüce Allah da: Selam sana ey Peygamber, Allah'ın rahmeti ve bereketle-ride (üzerine olsun), diye buyurdu. Peygamber (sav) ümmetinin de bu se-lamdan bir pay sahibi olmasını istediğinden şöyle buyurdu: Selam bize ve Al-lah'ın salih kullarına. Bunun üzerine Hz. Cebrail ve bütün semavat ehli şöyle dediler: Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür. Yüce Allah da ame-li mükâfatla karşılayacağı anlamında: "Peygamber Rabbinden kendisine in-dirilene iman etti" yani tasdik etti, diye buyurdu.

    Peygamber (sav) bu şeref ve fazilete ümmetinin de ortak olmasını istedi-ğinden şöyle buyurdu: "Mü'minler de her biri Allah'a, onun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini di-ğerinden ayırmayız." Yani onlar biz bütün peygamberlere iman ettik, der-ler. Onlardan herhangi birisini inkâr etmeyiz. Yahudilerle hıristiyanların ay-rım gözettiği gibi ayrım gözetmeyiz. Bunun üzerine Rabbi Hz. Peygam-ber'e: İndirmiş olduğum bir âyeti kabulleri (karşılamaları) nasıl oldu? diye sor-du. Bununla kastettiği ise: "İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de..." buyruğudur. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Dinledik, itaat ettik. Rabbi-miz, Senden mağfiret dileriz ve dönüş ancak sanadır dediler." Bunun üzerine yüce Allah şöyle buyurdu: "Allah hiçbir kimseye gücünün yetece-ğinden başkasını yüklemez." Yani takatinden başkasını yüklemez. Takatin-den aşağısı diye de açıklanmıştır. Hayır kabilinden "kazandığı kendisine" şer kabilinden "yaptığı da onun aleyhinedir."

    Bu sırada Cebrail şöyle dedi: Dile, dileğin sana verilecektir. Bunun üze-rine Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Rabbimiz, unuttuk" yani bilmedik "ya-hut yanıldıysak" yani kasten kötülük işlediysek "bizi sorguya çekme."

    Şöyle bir açıklama da yapılmıştır: Eğer bizler unutarak veya hata işleyerek amel edersek bizi sorumlu tutma. Cebrail ona: Bu, isteğin sana verilmiştir. Üm-metinden hata ve unutma(nın sorumluluğu) kaldırılmıştır. Başka birşey iste.

    Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme." Daha öncekilere Allah zulümleri se-bebiyle hoş ve temiz şeyleri haram kılmıştı.. Onlar geceleyin bir günah iş-ledikleri vakit bunun kapıları üzerine yazıldığını görürlerdi. Üzerlerindeki na-maz vakti sayısı elli idi. Allah bu ümmetin yükünü hafifletti ve elli vakit na-mazı farz kıldıktan sonra daha da aşağıya indirdi.

    Daha sonra Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Rabbimiz, güç yetiremeye-ceğimiz şeyi bize yükleme." Şöyle demek istiyor: Altından kalkamayacağı-mız amelleri bizden isteyerek bize ağırlık verme, o takdirde Sen bize azap edersin. Bize zor gelecek ameller yükleme, anlamına geldiği de söylenmiş-tir. Çünkü elli vakit namaz kılmaları emrolunmuş olsaydı bunu yapabilirler-di, fakat onlara zor ve ağır gelirdi. Bunu devamlı kılmak gücüne sahip ola-mazlardı.

    "Bize" bütün bunlardan "günahlarımızı bağışla." Şu şekilde de açıklan-mıştır: "Bizi" meshten (başka yaratıklara dönüştürülmekten) "affet. Bize" hasf-ten (yerin dibine geçirilmekten) "mağfiret buyur. Ve bize" kazften (gökten gelen azaptan) "merhamet eyle." Çünkü geçmiş ümmetlerin kimisine mesh, kimisine hasf, kimisine de kazf isabet etmişti.

    Daha sonra şöyle buyurmaktadır: "Sensin bizim mevlâmız." Gerçek dostumuz ve koruyucumuz. "Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et." Ve Hz. Peygamber'in bu duası kabul buyuruldu.

    Peygamber (sav.)'dan: "Bir aylık mesafeden korku ile bana yardım olun-du"' [541] dediği rivayet edilmiştir. Denildiğine göre gaziler ihlaslı bir niyet ile yurt-larından çıkıp savaş davullarını vurduklarında dört bir yandan bir aylık me-safe uzaklıkta kâfirlerin kalplerine korku ve heybet düşer. Onların savaşa çık-tıklarını ister bilsinler, ister bilmesinler.

    Daha sonra Peygamber (sav), miracdan geri dönünce ümmetine bunu bil-dirsin diye bu âyet-i kerimeleri yüce Allah vahiy yoluyla indirdi.

    Bu âyet-i kerimenin bir başka tefsiri daha vardır. ez-Zeccac der ki: Yüce Allah bu sûrede namazın ve zekâtın farz olduğunu zikredip haccın hüküm-lerini, ay halinin, boşamanın, ilânın hükümlerini beyan edip peygamberle-rin kıssalarını anlatıp faizin de hükmünü açıkladıktan sonra: "Göklerde ne var yerde ne varsa Allah'ındır" diyerek kendi azametini sözkonusu etti. Daha son-ra Peygamberinin tasdikini, arkasından da mü'minlerin bütün bunları tasdi-kini sözkonusu ederek: "Ve Peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti..." diye buyurdu. Yani Allah'ın Rasûlü sözü geçen bütün bunları tas-dik etti. Aynı şekilde mü'minlerin hepsi de Allah'ı, meleklerini, kitaplarını ve rasûllerini tasdik etti. [542]



    Bu Âyetin Nüzul Sebebi:


    Denildiğine göre bu âyet-i kerimenin nüzul sebebi, ondan önce yer alan: "Göklerde ne var yerde ne varsa (hepsi) Allah'ındır. İçinizdekini açıklasa-nız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Kime dilerse mağfiret eder, kimi dilerse de azaplandırır. Allah her şey e kadirdir" (mealindeki) âyet-i kerimesidir. Bu buyruk, Peygamber (sav)'a indirilince durum Rasûlul-lah (sav)'ın ashabına çok ağır geldi. Rasûlullah (sav)'ın yanına gelip dizleri üstüne çöktüler ve: Ey Allah'ın Rasûlü dediler. Namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yettiği amellerle mükellef tutulduk. Allah bize bu âyet-i ke-rimeyi inzal buyurdu. Biz bunun altından kalkamıyoruz. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Sizler de sizden önceki iki kitap ehli gibi dinledik ve isyan ettik, mi demek istiyorsunuz? Bunun yerine: Dinledik ita-at ettik. Rabbimiz, Senden mağfiret dileriz. Ve dönüş ancak Sanadır" deyiniz. Onlar da: Dinledik, itaat ettik, Rabbimiz senden mağfiret dileriz ve dönüş an-cak sanadır" dediler. Bu buyrukları okumaya başlayınca dilleri buna alıştı. (İta-ate boyun eğdi). Bunun akabinde de yüce Allah: "O peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti. Mü'minler de. Her biri Allah'a, O'nun me-leklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız. Dinledik itaat ettik. Rabbimiz Senden mağ-firet dileriz ve dönüş ancak Sanadır, dediler" buyruğunu indirdi. Onlar bu-nu yapınca yüce Allah (az önce sözü geçen) o âyeti neshederek şu buyru-ğu inzal buyurdu: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkası-nı yüklemez. Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çekme." Yüce Allah: "Evet, (öyle ya-pacağım)" diye buyurdu. "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üze-rimize ağır yük yükleme!" Yüce Allah: "Evet (öyle yapacağım)" diye buyur-du. "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme" Yüce Allah: "Evet (öyle yapacağım)" diye buyurdu. "Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize mer-hamet eyle. Sensin bizim mevlamız, kâfirler topluluğuna karşı da bize yar-dım et." Yüce Allah: "Evet (yapacağım)" diye buyurdu. Bu hadisi Müslim, Ebu Hureyre'den rivayet etmiştir.[543]

    İlim adamlarımız der ki: Hadisin bundan önce kaydedilen rivayetinde "evet yaptım"-(el-Bakara, 2/284. âyet 1. başlıkta) denilmesi, burada ise "evet" di-ye buyurulması hadis-i şerifin mana yoluyla nakledilebileceğine delildir. Buna dair açıklamalar önceden geçmiştir.

    Nihayet ashab: Dinledik ve itaat ettik, demeye koyulunca yüce Allah bu âyet-i kerimede onları övdü ve güzel bir şekilde onlardan söz etti. İçlerin-den geçirecekleri düşünceler hususundaki zorluğu da kaldırdı. İşte bu da ita-atin ve yalnızca Allah'a bağlanmanın meyvesidir. İsrailoğulları hakkında ise bunun tam zıddı sözkonusu olmuştur. Onlar yerilmiş, zillet, miskinlik, top-raklarından sürülme gibi oldukça zorluklarla maruz bırakılmıştır. Çünkü onlar: İşittik ve isyan ettik demişlerdi. İşte bu da isyanın Allah'a karşı diklen-menin sonucudur. Allah lütuf ve keremiyle bizleri intikamından azabından, muhafaza buyursun.

    Hadis-i şerifte nakledildiğine göre Peygamber (sav)'a şöyle denilmiş: Sa-bit b. Kays b. Şemmas'ın evi her gece kandillerle aydınlatılıyor. O: "Herhal-de Bakara Sûresi'ni okuyor olmalıdır" diye buyurdu. Sabit'e durum sorulun-ca şöyle dedi: Bakara Sûresi'nden "Amenerrasûlü..."yü okudum. Bu buyruk, Peygamber (sav)'ın ashab-ı kiramı, Allah'ın kendilerine vedettiği şekilde iç-lerinde gizlediklerinden dolayı hesaba çekilecekleri bildirilince, bunun ken-dilerine ağır gelmesi üzerine nazil oldu. Onlar bunun kendilerine ağır gel-diğinden Peygamber (sav)'a şikâyette bulununca o da şöyle dedi: "Galiba siz-ler İsraüoğullarının söylediği gibi işittik ve isyan ettik diyeceksiniz." Onlar, hayır işittik ve itaat ettik, dediler. Bunun üzerine yüce Allah onlan övmek üze-re: "O peygamber kendisine Rabbinden indirilene iman etti..." buyruğu-nu indirdi. Peygamber (sav) da: "Zaten onlara iman etmek yaraşır" diye bu-yurdu. [544]



    2- İman:


    Yüce Allah'ın: "İman etti" buyruğu tasdik etti, demektir. Buna dair açık-lamalar önceden geçmiştir.

    İndirilen ise Kur'ân-ı Kerîm'dir. İbn Mes'ud da: "Mü'minler de her biri Al-lah'a... iman ettiler" buyruğunu: "Mü'minler de iman etti, her biri Allah'a.... iman etti" diye okumuştur. Bunun Kur'ân-ı Ke-rîm'den başka anlamına göre "iman ettiler" diye çoğul olarak okunması ca-izdir. Nafi', İbn Kesir ve Ebu Bekr'in rivayetinde Asım ile İbn Amir "Kitaplarına diye çoğul olarak okumuşlardır. Ancak et-Tahrim Sûresi'nde (66/12. âyette) tekil olarak "kitabına" anlamında: diye okumuşlardır. Ebu Amr ise, hem burada hem de et-Tahrim Sûresi'nde çoğul olarak "kitap-larına" diye okumuştur. Hamza ve el-Kisaî, her iki yerde de tekil olarak "Ki-tabına" diye okumuşlardır.

    Çoğul okuyan kimse "kitap" kelimesinin çoğulunu kasteder. Tekil okuyan ise Allah tarafından indirilmiş bulunan yazılı her şeyi ifade eden masdarı kas-tetmiş olur.Yine tekil okuyanların okuyuşuna göre çoğulun kastedilmesi de mümkündür. O takdirde "el-Kitap" cins ismi olur ve böylelikle her iki kıra-at birbirine eşit olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah pey-gamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi ve beraberlerinde...kitabı indirdi." (el-Bakara, 2/213)

    Çoğunluk "sin" harfini ötreli olarak "Peygamberlerine" diye oku-muşlardır. Kur'ân-ı Kerîm'de geçen çoğul olarak: " Peygamberlerimiz, pegamberleriniz, peygamberlerin" buyruğunu da bu şe-kilde (yani "sin" harfini ötreli olarak) okumuşlardır. Ancak Ebu Amr'dan, onun "Peygamberlerimiz, peygamberleriniz"i "sin" harfini sakin olarak okuduğu rivayet edilmiştir.

    Peygamberlerin" kelimesini ise hem ötreli hem de sakin olarak okuduğu rivayet edilmiştir.

    Ebu Ali der ki: "Peygamberlerin" buyruğunu ötreli olarak okuyanların oku-yuşu, kelimenin aslına uygundur. Bunu sakin olarak okuyan kimse ise ben-zer şekilde fakat tekil kelimeleri sakin okuduğu gibi okur. Bo-yun, çadırı kazığa bağlayan ip, kelimelerinde olduğu gibi. Tekil kelimeler bu şekilde sakin okunduğuna göre daha ağır olan çoğul kelimelerin de böyle olması daha uygundur.

    Mekkî de bu anlamda açıklamalarda bulunmuştur. İnsanların cumhuru (ço-ğunluğu) "nun" harfi ile: "Ayırmayız" diye okumuşlardır. Yani ayır-mayız derler, demektir. Burada "demek" hazfedilmiştir. Bu kelimenin hazfi çokça rastlanılan bir durumdur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Melekler de her kapıdan onların yanına girip., selam sizlere..." (er-Rad, 13/23) Ya-ni selam sizlere derler demektir. Yine: "Göklerin ve yerin yaratılışını düşü-nürler. Rabbimiz Sen bunları boşuna yaratmadın." (Âl-i İmran, 3/191). Yani, Rabbimiz.. derler, demektir. Ve buna benzer diğer buyruklarda da böyledir.

    Said b. Cübeyr, Yahya b. Ya'mer, Ebu Zür'a b. Amr b. Cerir ve Yakub ise "ya" harfiyle: Hiç biri ayırım gözetmez, anlamında okumuşlardır. Harun der ki: Bu kelime, İbn Mes'ud'un kıraatinde Ayrım gözet-mezler" şeklindedir.

    Yüce Allah'ın burada: "Hiç birini diğerinden" diye tekil ola-rak "hiç birilerini" anlamına gelecek şekilde: diye çoğul buyurulma-ması "hiçbir"in aynı şekilde tekili de çoğulu da kapsaması dolayısıyladır. Ni-tekim yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: "O zaman da sizden hiç bir kimse ondan bunu engelleyiciler olamazsınız." (el-Hakka, 69/47) Bu-rada "engelleyiciler" "kimse"nin sıfatıdır. Çünkü bu kelime çoğul anlamı-nı ifade etmektedir. Peygamber (sav) da şöyle buyurmaktadır: "Ganimetler siyah başlı olup da sizden başka kimseye helâl kılınmış değildir" [545] diye bu-yurmuştur. Ru'be de şöyle demektedir:

    "İnsanların işleri senin itaatine göre düzenlenirse Senden başka kimseden korkmazlar."

    Bu âyet-i kerimenin anlamı da şudur: Mü'minler bir kısmına iman edip bir kısmını inkar eden yahudi ve lııristiyanlar gibi değildir. [546]



    3- Huzuruna Varılacak Olan Allah'ı Dinleyip İtaat Etmek:


    Yüce Allah'ın: "Dinledik, itaat ettik., dediler" buyruğunda bir hazif var-dır. Bizler kabul edenlerin işitmesi gibi işittik, demektir. "İşittik" kelimesinin "kabul ettik" anlamında olduğu da söylenmiştir. Nitekim: "Allah kendisine ham-dedeni işitti" denildiği vakit "onun hamdini kabul etti" denilmektedir. O tak-dirde bu buyrukta hazf sözkonusu değildir. Kısacası, bu sözü söyleyenin öğül-müş olmasını gerektirmektedir. İtaat, verilen emri kabul etmek demektir.

    "Senden mağfiret dileriz": anlamındaki buyruğu "küfran ve hüs-ran" gibi bir masdardır. Bu buyrukta amil olan ise mukadder bir fiildir. Bu-nun takdiri ise bize mağfiretini ihsan et (anlamında) şeklinde-dir. Bu açıklamayı ez-Zeccac yapmıştır. Başkaları ise takdiri: Senden mağfi-retini isteriz (anlamında) şeklindedir, derler.

    "Dönüş ancak Sanadır" buyruğu ise öldükten sonra dirilmeyi ve yüce Al-lah'ın huzurunda durmayı ikrar ve kabulü ifade eder. Bu âyet-i kerime na-zil olunca Hz. Cebrail'in Peygamber (sav)'a: "Allah sana ve ümmetine övgü-de bulunmaktadır. Dilekte bulun sana verilecektir" dedi, bunun üzerine sû-renin sonuna kadar bulunan buyruklarla dileğini ifade etti.[547]



    4- Allah'ın İnsanlara Teklifi:


    Yüce Allah'ın: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez" buyruğunda geçen teklif: İnsana zor ve ağır gelen şeyi emretmek, demektir. Tekellüf zor olan bir işin altına girmek, onu omuzlamaya çalışmak demektir. Bu açıklamaları el-Cevherî nakletmiştir.

    Gücün yetmesi Cel-Vus'): Takat ve imkân anlamındadır.

    Bu, kat'î bir haberdir. Yüce Allah, bu âyetin nüzulünden itibaren, ister kal-bin ister azaların yerine getireceği türden olsun, kullarını mükellef tutacağı her bir amelin, mutlaka mükellefin gücü çerçevesinde, idrâk ve bünyesinin kaldırabileceği boyutlarda olacağını açıkça nassa bağlamaktadır. İşte bu buyruk ile müslümanların içlerinden geçip giden duygular ile ilgili kanaat-lerinden dolayı içine düştükleri sıkıntı açılmış oldu.

    Ebu Hureyre (ra)'ın naklettiği de bu âyet-i kerimenin anlamını ifade eder. O der ki: Cafer b. Ebi Talib müstesna hiçbir kimsenin annesinin beni doğurmuş olmasını arzulamış değilim. Bir gün aç olduğum halde Cafer'in arkasından gidiyordum. Evine varınca evinde etrafında ufak tefek artıklar kal-mış bir yağ tulumundan başka birşey bulamadı. Onu önümde yardı. Onda bulunan yağı ve kaynatılmış hurma pekmezini sıyırmaya başladık. Bu ara-da şu beyi ti okuyordu:

    "Allah hiçbir kimseye gücünden fazlasını yüklememiştir

    Ve hiçbir kimse cömertlik edip elinden bulunandan başkasını veremez." [548]



    5- Teklif-i mâ lâ yutak (Güçten Fazlasının Teklif Edilmesi):


    İnsanlar dünya ahkâmı hususunda güç yetirilemeyen şeylerin teklif edil-mesinin caiz olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Bununla bir-likte şeriatte böyle bir mükellefiyetin bulunmadığını ve bu âyet-i kerimenin de böyle bir teklifin olmadığını ilan ettiğini ittifakla kabul ederler.

    Ebu'l-Hasan el-Eş'arî ve kelamcılardan bir topluluk şöyle demektedir: Güç yetirilemeyen teklif aklen caizdir (mümkündür) ve bu şeriatin öngördüğü aka-id esaslarından herhangi bir şeye aykırı düşmez. Böyle bir teklif (olduğu tak-dirde) mükellefin azab edilmesine ve bunun kat'î olacağına bir emare olur. Buna benzer bir teklif ise Suret yapanların (hadis-i şerifte belirtildiği şekil-de) bir arpayı düğümlemekle mükellef tutulması11-* buna benzer.

    Bunun caiz olduğunu kabul edenler Muhammed (sav)'ın risaletinde va-ki olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir kesim bu Ebu Le-heb olayında gerçekleşmiştir. Çünkü ona şeriatin bütününe iman etme tek-lif edildiği halde; yine Şeriatin bir hükmü ile onun iman etmeyeceği bildiril-miştir. Çünkü onun hakkında iki elinin kuruması ve cehennemi boylaması hükmü verilmiştir. Bu ise onun iman etmeyeceği anlamına gelir. Bir taraftan o iman etmekle mükellef tutulurken, diğer taraftan etmemekle mükellef tu-tulmuştur.

    Bir kesim de şöyle demiştir: Böyle birşey katiyyen vaki olmamıştır. Bu ko-nuda icma olduğu da nakledilmiştir. Yüce Allah'ın: "Alevli bir ateşe girecek-tir" (Tebbet, 111/3) buyruğu eğer bu haliyle ölürse böyle olacaktır, anlamın-dadır. Bunu da İbn Atiyye nakletmiştir.

    "Teklif etmek" fiili iki mePule taaddî eder (geçiş yapar). Bunlardan bir ta-nesi mahzuftur. Bunun takdiri de bir ibadet veya bir şey olabilir. Şanı yüce Allah, bizim üzerimizdeki lütuf ve in'amı ile bize tek kişinin on kişiye karşı sebat göstermesi, insanın vatanından hicret edip çıkması, ailesinden vatan ve alışkanlıklarından ayrılması gibi ağır ve zor şeylerle mükellef tutsa bile, hiçbir zaman oldukça ağır gelen meşakkatli işlerle acı ve ıstırap veren şey-lerle -bizden öncekileri kendilerini öldürmek, elbise ve tenlerinde sidiğin değ-diği yerleri kesmek gibi mükellefiyetlerle- yüklü tutmamıştır. Aksine bizim için kolaylaştırmış, bize acımış, üzerimizden ağırlıkları ve bizden öncekile-rin boynuna koymuş olduğu prangaları kaldırmıştır. O bakımdan Allah'a ham-dederiz, minnet O'nadır, lütuf ve nimet O'ndandır.[549]


  5. 06.Ocak.2011, 15:17
    3
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Yanıt: amenerresulu hakkında ayrıntılı bilgi

    6- Kazandıklarınız Lehinize veya Aleyhinizedir:


    Yüce Allah'ın: "Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir" buy-ruğunda hasenat ve seyyiâtı kastetmektedir. Bu açıklamayı es-Süddî yapmış-tır. Müfessirlerden bir topluluk da bu görüştedir ve bu konuda aralarında gö-rüş ayrılığı yoktur. Bunu da İbn Atiyye belirtmiştir. Bu buyruk, yüce Allah'ın: "Hiçbir yük yüklenici bir diğerinin yükünü yüklenmez..." (el-En'am, 6/164); "Herkesin kazandığı yalnız kendi aleyhinedir" (el-En'am, 6/164) buyruğu-na benzemektedir.

    İnsanın iradesi olmaksızın içinden gelip geçen duygular ve benzeri şey-ler ise, insanın kazandığı şeyler arasında yer almaz. Hasenat ile ilgili tabir, onları kazanınca insan sevinip neş'elendiğinden dolayı" Kendisine, lehine" diye gelmiştir. Ve böylelikle bunlar adeta onun mülkiyetine izafe edil-mektedir. Seyyiâtı ifade etmek için ise ağırlıklar, ağır yükler ve zor taşınabi-lir şeyler oldukları için Aleyhinedir" tabiri kullanılmıştır. Bu, kişi-nin: Benim malım vardır ve üzerimde borç vardır" demesine benzer.

    "Kazanmak" fiili değişik kalıplarda kullanılmak suretiyle sözün akışına da güzellik kazandırılmıştır. Tıpkı: "Bundan ötürü o kâfirlere mühlet ver. On-lara azıcık bir mühlet ver" (et-Tarık, 86/17) buyruğunda olduğu gibi.

    İbn Atiyye der ki: Bu buyruktan ben şunu anlıyorum: Hasenat, herhangi bir zorlanma ve sıkıntı olmaksızın kazanılan şeyler arasında yer alır. Çün-kü bunları kazanan kimse, yüce Allah'ın tesbit ettiği yolun ve şeriatinin çiz-gisi üzerindedir. Seyyiât ise mübalağa ifade eden bir kip ile kullanılarak, zor-lukla kazanıldığına işaret edilmek istenmektedir. Çünkü bu günahları kaza-nan kimse, yüce Allah'ın yasak perdesini delmekte, bu perdeyi aşarak günah-lara-ulaşmaktadır. İşte böyle bir anlam dolayısıyla bu âyet-i kerimede aynı fiilin farklı şekilde gelmesi gerçekten güzeldir. [550]



    7- Kulların Fiilleri Hakkında Kullanılması Gereken Uygun Tabir:


    Bu âyet-i kerimede imamlarımızın, kulların fiilleri hakkında-. "Kesb ve ik-tisâb" fiillerini kullandığının doğru olduğuna delil vardır. Bundan dolayı fi-illeri hakkında "yarattı ve yaratıcı" kelimeleri kullanmamışlardır. Bu konuda bu kelimeleri kullanan cür'etkâr bid'atçilere muhalif tutum izlemişlerdir.

    İmamlarımız arasından bunu kul hakkında kullanıp kulun fail olduğunu belirtenler ise, katıksız mecazî anlamıyla kullanmışlardır.

    el-Mehdevî ve başkası der ki: Âyetin, kimse kimsenin günahından dola-yı sorgulanmaz manasına olduğu da söylenmiştir. İbn Atiyye ise der ki: Bu, aslında doğru bir sözdür. Fakat bu âyet-i kerimeden değil, başkasından an-laşılan bir gerçektir. [551]



    8- Bu Âyetten Kısasa Dair Çıkartılan Hükümler:


    el-Kiya et-Taberî der ki: Yüce Allah'ın: "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğu başkasını ağır bir cisim ile yahut boğarak veya suda boğmak suretiyle öldürenin, kısas ya da diyet ödeyerek cezalandırıla-cağına delildir. Ve bu, böyle bir maktulün diyetini katilin akilesi öder, diyen-lerin görüşlerine muhaliftir. Çünkü bu görüş zahire aykırıdır. Ayrıca kısasın, babadan sakıt olduğuna delildir. Ancak bu, katilin ortağından sakıt olması-nı gerektirmez. Ayrıca bu buyruk akıllı bir kadının, bir delinin kendisiyle zi-na etmesine fırsat verdiği takdirde ona haddin uygulanması gerektiğine de delildir.

    Kadı Ebu Bekr b. el-Arabî der ki: "Bizim ilim adamlarımız, bu âyet-i ke-rimenin Ebu Hanife'ye hilafen baba ile ortak bir şekilde cinayet işleyene kı-sas uygulanacağına delil olduğunu zikretmişlerdir. Aynı şekilde hata yoluy-la öldürenin ortağına da -Şafiî ve Ebu Hanife'ye hilafen kısas uygulanacağı-nı söylemişlerdir. Çünkü bunların her birisi öldürme fiilini kazanmıştır. Der-ler ki: Üzerine kısas düşmeyen kimsenin, kısas düşen kimse ile ortaklaşa ci-nayet işlemesi, şüphe dolayısıyla bertaraf edilmesi gereken hadlerin berta-raf edilmesi için şüphe teşkil etmez."[552]



    9- Unuttuk ya da Yanıldıysak Bizi Sorgulama:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çek-me" buyruğunun anlamı şudur: Bu iki halde veya birisine göre işleyeceği-miz günahları affet. Hz. Peygamber'in şu buyruğunda olduğu gibi: "Ümme-timden hata, unutma ve yapmak için zorlandıkları şey(in sorumluluğu) kal-dırılmıştır. "(1)

    Burada kaldırıldığı belirtilen şey, bu tür davranışların günahıdır. Günahın kaldırıldığı hususunda görüş ayrılığı yoktur.

    Ancak buna bağlı olarak meydana gelen hükümler hakkında görüş ayrı-lığı vardır. Acaba bu hükümler de kaldırılıp herhangi bir şey uygulamak ge-rekmez mi, yoksa bütün bunların hükümlerini uygulamak gerekir mi? Bu ko-nuda görüş ayrılığı vardır. Doğrusu bunun olaylara göre farklılık arzedece-

    (l)lbn Mâce, Talâk 16; el-Azizî, es-Sirâcu'l-Munîr Şerhu'l-Câmü's-Sağîr, II, 294-295. Ay-rıca bk. 284. âyet 1. başlık, 4. şıkta yer alan benzen hadisin kaynaklan.

    ğidir. Tazminatlar, diyetler ve farz namazlar gibi. Bir kısmı da ittifakla düşer, kabul edilmiştir. Kısas, küfür sözünü söylemek gibi. Bir kısmı hakkında da ihtilaf sözkonusudur. Ramazan ayında unutarak yemek yiyen yahut yanıla-rak yeminini bozan kimse ve buna benzer yanılarak ve unutarak yapılan sa-ir işler. Bunların hangilerinin ne türden oldukları fürua dair (fıkıh) kitap-lar(ın)dan öğrenilir. [553]



    10- Ağır Yük:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimi-ze ağır yük yükleme!" buyruğundaki: "Isr; ağır yük" ile ilgili olarak Malik b. er-Rabi' der ki: Oldukça zor ve ağır emir demektir. Said b. Umeyr: Zor amel demektir. İsrailoğullarına ağır gelen sidik vesair şeylere dair hükümlerdir, der. ed-Dahhâk der ki: Onlara oldukça zorlu işler yükletilirdi. Bu da Malik ve er-Rabi'in açıklamalarına yakındır. en-Nâbiğa'nın şu sözü de bu kabildendir:

    "Ey zulmün ve zilletin kavmini örtmesine mani olan

    Ve onlar suda boğulduktan sonra üzerlerinden ağır yüklerini kaldırıp taşıyan."[554]

    Ata der ki: Isr, maymun ve domuzlara dönüştürülmektir. Bunu İbn Zeyd de söylemiştir. Yine İbn Zeyd'den nakledildiğine göre, tevbe ve keffareti söz-konusu olmayan günahtır. Isr, sözlükte söz ve ahid demektir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "İkrar ettiniz mi ve buna dair ahdini aldınız mı (kabul ettiniz mi?)" (Âl-i İmran, 3/81)

    Yine Isr, darlık, günah ve ağırlık anlamındadır. İşar ise yüklerin ve ben-zerlerinin kendisiyle bağlandığı ip demektir. Bu fiil aynı zamanda hapsetmek anlamında da kullanılır. İşte ısr da buradan gelmektedir. el-Cevherî der ki: Bunun mekân ismi "me'sır ve me'sar" gelir. Çoğulu da "meâsir"dir. Ancak halk bunu ("ayn" harfiyle) "me'âsir" diye kullanır.

    İbn Huveyzimendâd der ki: Bu âyet-i kerimenin zahiri, karşı görüşü sa-vunanların ağır olduğu ileri sürdükleri her ibadet hakkında karşı delil ola-rak kullanılabilir (o ibadetin ağır olmadığı bununla isbatlanabilir). Bu, yüce Allah'ın şu buyruğunu andırmaktadır: "Dinde size güçlük vermedi" (el-Hacc, 22/78) Peygamber (sav)'ın şu buyruğunu da andırmaktadır: "Din kolaylıktır, o halde kolaylaşırınız, zorlaştırmayınız." [555] Allah'ım, Muhammed (sav)'ın üm-metine zorluk çıkartanlara sen de zorluk çıkart.

    Derim ki: el-Kiyâ et-Taberî de buna yakın ifadelerle şöyle demektedir: Bu buyruk, zahiri itibariyle müsamahakâr Hanif dinine aykırı olan zorluk ve dar-lığın reddedilmesi hakkında delil olarak kullanılabilir ve bu açıkça anlaşılan bir husustur. [556]



    11- Gücümüzden Fazlasını Yükleme:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme"

    buyruğu ile ilgili olarak Katade şöyle demektedir: Bunun anlamı şudur: Bizden öncekilere işi zorlaştırdığın gibi bize de zorlaştırma. ed-Dahhak der ki: Altından kalkamayacağımız, güç yetiremeyeceğimiz amelleri işlıemekle bi-zi yükümlü tutma. İbn Zeyd de buna yakın bir açıklama getirmiştir. İbn Cü-reyc der ki: Bizleri maymun ve domuzlara çevirme. Selam b. Sâbûr da der ki: Bizim takat getiremeyeceğimiz iş, şehvetin aşırı derecede kabarmasıdır. en-Nekkaş da bunu Mücahid ve Ata'dan nakletmiştir. Rivayet edildiğine gö-re Ebu'd-Derda duasında şöyle dermiş: "Hazırlığı bulunmayan bir şehvet taş-kınlığından Sana sığınırım!" es-Süddî der ki: Burada kasıt, takat getirilme-yen şeyler, İsrailoğullarına yükletilmiş bulunan ağır yükler ve prangalardır, (bk. el-A'raf, 7/157)

    "Bizi" yani günahlarımızı "affet." Terkedip ceza verilmediği vakit bu ke-lime kullanılır. "Bize mağfiret buyur." Yani günahlarımızı ört. Çünkü el-ğafr: Örtmek demektir.

    "Bize merhamet eyle." Sen üzerimize lütfunla rahmetini gönder!

    "Sensin bizim mevlamız" bizim velimiz, dostumuz, yardımcımız Sensin.

    Bu buyruklar insanlara nasıl dua edeceklerini öğretmek sadedindedir. Mu-az b. Cebel'den rivayet edildiğine göre; o bu sûreyi okumayı bitirdi mi "amin" dermiş.

    İbn Atiyye der ki: Böyle söylemenin onun tarafından Peygamber (sav)'dan rivayet edildiği zannedilmektedir. Eğer böyle ise bu bir mükemmelliktir. Şa-yet değilse Fatiha Sûresi'ne kıyasen "amin" demektedir. Çünkü orada da dua vardır, burada da dua vardır. O bakımdan (burada da amin demek) güzel bir-şeydir. Ali b. Ebi Talib de der ki: Bu iki âyeti okumaksızın uyuyan bir kim-senin İslâm'ı akledip idrâk etmiş olduğunu sanmıyorum. [557]

    Derim ki: Müslim bu manada Ebu Mesud el-Ensarî'den şöyle dediğini ri-vayet etmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Her kim bir gecede Bakara Sûresi'nin sonundaki şu iki âyet-i kerimeyi okursa bu iki âyet ona yeter."[558]

    Bunları okumak, gece namazının yerini tutar şeklinde açıklanmıştır. Nitekim İbn Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Peygamber (sav)'ı şöy-le buyururken dinledim: "Allah, üzerime bu iki âyeti cennet hazinelerinden indirdi ve bunlarla Bakara Sûresi'ni sona erdirdi. Rahman (olan Allah) bu iki âyeti bütün mahlukatı yaratmadan bin yıl önce kendi eliyle yazdı. Her kim yatsı namazından sonra bu iki âyeti iki defa okursa, gece namazı yerine ona kâfi gelirler. Bunlar "Âmenerrasûlu"den itibaren Bakara'nın sonuna kadar olan âyetlerdir. "[559]

    Bu iki âyetin şeytanın şerrine karşı kişiye yeterli olacağı da söylenmiştir. Şeytanın onun üzerinde herhangi bir etkisi olmaz. Ebu Amr ed-Dânî, Huzey-fe b. el-Yeman'dan isnadıyla şöyle dediğini zikretmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Aziz ve celil olan Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. İşte o kitaptan, Bakara Sûresi'ni kendileriyle sona er-dirdiği üç âyet-i kerime indirdi. Her kim evinde bunları okursa üç gün süreyle şeytan onun evine yaklaşmaz." [560]

    Peygamber (sav)'ın şöyle buyurduğu da rivayet edilmektedir: "Bakara Sûre-si'nin sonundaki bu âyet-i kerimeler bana Arşın altındaki bir hazineden verilmiştir. Benden önce bunlar hiçbir peygambere verilmiş değildir." [561] Bu buyruk, sahihtir.

    Fatiha Sûresi'nin tefsirinde, meleğin Fatiha ile birlikte bu âyetleri indirdiği belirtilmişti.

    Hamd Allah'a mahsustur. [562]
    ==========================
    [541] Buhârî, Teyemmüm 1, Salât 56; Müslim, Mesâcid 3; Nesâl, Gusl 26; Dârimî, Salât 111, Siyer 29; Müsned, III, 304, IV, 416, V, 248, 256.

    [542] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/72-74.

    [543] Müslim, İman 199; Müsned, II, 412.

    [544] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/75-76.

    [545] Tirmizî, Tefsir 8. sûre 7.

    [546] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/76-78.

    [547] Ebû Dâvûd, Edeb 88; Tirmizî, Rıı'yâ 8; İbn Mâce, Ta'biu'r-Ruyâ 8; Müsned, I, 216, 246, II, 504. Burada arpaya düğümlemeleri eınrolunacak olanların suret yapanlar değil, ya-lan rüya uydurup anlatanlar olacakları belirtilmektedir. Suret yapanlara ise, suretleri-ne ruh vermeleri emredilecektir. (Bk. Müsned, belirtilen yerler).

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/78.

    [548] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/78-79.

    [549] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/79-80.

    [550] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/80.

    [551] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/80-81.

    [552] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/81.

    [553] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/81-82.

    [554] Son kelime, nüshalardan birisinde yer aldığı belirtilen "arakû" şekline göre tercüme edil-miştir.

    [555] Hadisin: "Din kolaylıktır" bölümünü: Buharı, İman 29; Nesâî, İman 28; Müsned, V, 69'da; "kolaylaştırın, zorlaştırmayın" bölümünü: Buhârî, Meğâzî 60, Ahkâm 22'de kaydetmek-tedir.

    [556] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/82-83.

    [557] Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân 14; yakın lafızlarla.

    [558] Buhârî, Meğâzî 12, Fedâilu'l-Kur'ân 10, 27, 34; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 255, 256; Ebû Dâvûd, Ramadân 9; Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 4; İbn Mâce, İkametu's-Salât 183; Dâri-mî, Salât 170, Fedâilu'l-Kur'ân 14; Müsned, IV, 118, 121, 122.

    [559] Bu lafızlarla kaynağını tespit edemedik.

    [560] Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 6; Dârtmî, Fedâilu'l-Kur'ân 14.

    [561] Yakın lafızlarla, Dûrimî, aynı yer.

    [562] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/83-84.



  6. 06.Ocak.2011, 15:17
    3
    Moderatör
    6- Kazandıklarınız Lehinize veya Aleyhinizedir:


    Yüce Allah'ın: "Kazandığı kendisine yaptığı da onun aleyhinedir" buy-ruğunda hasenat ve seyyiâtı kastetmektedir. Bu açıklamayı es-Süddî yapmış-tır. Müfessirlerden bir topluluk da bu görüştedir ve bu konuda aralarında gö-rüş ayrılığı yoktur. Bunu da İbn Atiyye belirtmiştir. Bu buyruk, yüce Allah'ın: "Hiçbir yük yüklenici bir diğerinin yükünü yüklenmez..." (el-En'am, 6/164); "Herkesin kazandığı yalnız kendi aleyhinedir" (el-En'am, 6/164) buyruğu-na benzemektedir.

    İnsanın iradesi olmaksızın içinden gelip geçen duygular ve benzeri şey-ler ise, insanın kazandığı şeyler arasında yer almaz. Hasenat ile ilgili tabir, onları kazanınca insan sevinip neş'elendiğinden dolayı" Kendisine, lehine" diye gelmiştir. Ve böylelikle bunlar adeta onun mülkiyetine izafe edil-mektedir. Seyyiâtı ifade etmek için ise ağırlıklar, ağır yükler ve zor taşınabi-lir şeyler oldukları için Aleyhinedir" tabiri kullanılmıştır. Bu, kişi-nin: Benim malım vardır ve üzerimde borç vardır" demesine benzer.

    "Kazanmak" fiili değişik kalıplarda kullanılmak suretiyle sözün akışına da güzellik kazandırılmıştır. Tıpkı: "Bundan ötürü o kâfirlere mühlet ver. On-lara azıcık bir mühlet ver" (et-Tarık, 86/17) buyruğunda olduğu gibi.

    İbn Atiyye der ki: Bu buyruktan ben şunu anlıyorum: Hasenat, herhangi bir zorlanma ve sıkıntı olmaksızın kazanılan şeyler arasında yer alır. Çün-kü bunları kazanan kimse, yüce Allah'ın tesbit ettiği yolun ve şeriatinin çiz-gisi üzerindedir. Seyyiât ise mübalağa ifade eden bir kip ile kullanılarak, zor-lukla kazanıldığına işaret edilmek istenmektedir. Çünkü bu günahları kaza-nan kimse, yüce Allah'ın yasak perdesini delmekte, bu perdeyi aşarak günah-lara-ulaşmaktadır. İşte böyle bir anlam dolayısıyla bu âyet-i kerimede aynı fiilin farklı şekilde gelmesi gerçekten güzeldir. [550]



    7- Kulların Fiilleri Hakkında Kullanılması Gereken Uygun Tabir:


    Bu âyet-i kerimede imamlarımızın, kulların fiilleri hakkında-. "Kesb ve ik-tisâb" fiillerini kullandığının doğru olduğuna delil vardır. Bundan dolayı fi-illeri hakkında "yarattı ve yaratıcı" kelimeleri kullanmamışlardır. Bu konuda bu kelimeleri kullanan cür'etkâr bid'atçilere muhalif tutum izlemişlerdir.

    İmamlarımız arasından bunu kul hakkında kullanıp kulun fail olduğunu belirtenler ise, katıksız mecazî anlamıyla kullanmışlardır.

    el-Mehdevî ve başkası der ki: Âyetin, kimse kimsenin günahından dola-yı sorgulanmaz manasına olduğu da söylenmiştir. İbn Atiyye ise der ki: Bu, aslında doğru bir sözdür. Fakat bu âyet-i kerimeden değil, başkasından an-laşılan bir gerçektir. [551]



    8- Bu Âyetten Kısasa Dair Çıkartılan Hükümler:


    el-Kiya et-Taberî der ki: Yüce Allah'ın: "Kazandığı kendisine, yaptığı da onun aleyhinedir" buyruğu başkasını ağır bir cisim ile yahut boğarak veya suda boğmak suretiyle öldürenin, kısas ya da diyet ödeyerek cezalandırıla-cağına delildir. Ve bu, böyle bir maktulün diyetini katilin akilesi öder, diyen-lerin görüşlerine muhaliftir. Çünkü bu görüş zahire aykırıdır. Ayrıca kısasın, babadan sakıt olduğuna delildir. Ancak bu, katilin ortağından sakıt olması-nı gerektirmez. Ayrıca bu buyruk akıllı bir kadının, bir delinin kendisiyle zi-na etmesine fırsat verdiği takdirde ona haddin uygulanması gerektiğine de delildir.

    Kadı Ebu Bekr b. el-Arabî der ki: "Bizim ilim adamlarımız, bu âyet-i ke-rimenin Ebu Hanife'ye hilafen baba ile ortak bir şekilde cinayet işleyene kı-sas uygulanacağına delil olduğunu zikretmişlerdir. Aynı şekilde hata yoluy-la öldürenin ortağına da -Şafiî ve Ebu Hanife'ye hilafen kısas uygulanacağı-nı söylemişlerdir. Çünkü bunların her birisi öldürme fiilini kazanmıştır. Der-ler ki: Üzerine kısas düşmeyen kimsenin, kısas düşen kimse ile ortaklaşa ci-nayet işlemesi, şüphe dolayısıyla bertaraf edilmesi gereken hadlerin berta-raf edilmesi için şüphe teşkil etmez."[552]



    9- Unuttuk ya da Yanıldıysak Bizi Sorgulama:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, unuttuk ya da yanıldıysak bizi sorguya çek-me" buyruğunun anlamı şudur: Bu iki halde veya birisine göre işleyeceği-miz günahları affet. Hz. Peygamber'in şu buyruğunda olduğu gibi: "Ümme-timden hata, unutma ve yapmak için zorlandıkları şey(in sorumluluğu) kal-dırılmıştır. "(1)

    Burada kaldırıldığı belirtilen şey, bu tür davranışların günahıdır. Günahın kaldırıldığı hususunda görüş ayrılığı yoktur.

    Ancak buna bağlı olarak meydana gelen hükümler hakkında görüş ayrı-lığı vardır. Acaba bu hükümler de kaldırılıp herhangi bir şey uygulamak ge-rekmez mi, yoksa bütün bunların hükümlerini uygulamak gerekir mi? Bu ko-nuda görüş ayrılığı vardır. Doğrusu bunun olaylara göre farklılık arzedece-

    (l)lbn Mâce, Talâk 16; el-Azizî, es-Sirâcu'l-Munîr Şerhu'l-Câmü's-Sağîr, II, 294-295. Ay-rıca bk. 284. âyet 1. başlık, 4. şıkta yer alan benzen hadisin kaynaklan.

    ğidir. Tazminatlar, diyetler ve farz namazlar gibi. Bir kısmı da ittifakla düşer, kabul edilmiştir. Kısas, küfür sözünü söylemek gibi. Bir kısmı hakkında da ihtilaf sözkonusudur. Ramazan ayında unutarak yemek yiyen yahut yanıla-rak yeminini bozan kimse ve buna benzer yanılarak ve unutarak yapılan sa-ir işler. Bunların hangilerinin ne türden oldukları fürua dair (fıkıh) kitap-lar(ın)dan öğrenilir. [553]



    10- Ağır Yük:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimi-ze ağır yük yükleme!" buyruğundaki: "Isr; ağır yük" ile ilgili olarak Malik b. er-Rabi' der ki: Oldukça zor ve ağır emir demektir. Said b. Umeyr: Zor amel demektir. İsrailoğullarına ağır gelen sidik vesair şeylere dair hükümlerdir, der. ed-Dahhâk der ki: Onlara oldukça zorlu işler yükletilirdi. Bu da Malik ve er-Rabi'in açıklamalarına yakındır. en-Nâbiğa'nın şu sözü de bu kabildendir:

    "Ey zulmün ve zilletin kavmini örtmesine mani olan

    Ve onlar suda boğulduktan sonra üzerlerinden ağır yüklerini kaldırıp taşıyan."[554]

    Ata der ki: Isr, maymun ve domuzlara dönüştürülmektir. Bunu İbn Zeyd de söylemiştir. Yine İbn Zeyd'den nakledildiğine göre, tevbe ve keffareti söz-konusu olmayan günahtır. Isr, sözlükte söz ve ahid demektir. Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi: "İkrar ettiniz mi ve buna dair ahdini aldınız mı (kabul ettiniz mi?)" (Âl-i İmran, 3/81)

    Yine Isr, darlık, günah ve ağırlık anlamındadır. İşar ise yüklerin ve ben-zerlerinin kendisiyle bağlandığı ip demektir. Bu fiil aynı zamanda hapsetmek anlamında da kullanılır. İşte ısr da buradan gelmektedir. el-Cevherî der ki: Bunun mekân ismi "me'sır ve me'sar" gelir. Çoğulu da "meâsir"dir. Ancak halk bunu ("ayn" harfiyle) "me'âsir" diye kullanır.

    İbn Huveyzimendâd der ki: Bu âyet-i kerimenin zahiri, karşı görüşü sa-vunanların ağır olduğu ileri sürdükleri her ibadet hakkında karşı delil ola-rak kullanılabilir (o ibadetin ağır olmadığı bununla isbatlanabilir). Bu, yüce Allah'ın şu buyruğunu andırmaktadır: "Dinde size güçlük vermedi" (el-Hacc, 22/78) Peygamber (sav)'ın şu buyruğunu da andırmaktadır: "Din kolaylıktır, o halde kolaylaşırınız, zorlaştırmayınız." [555] Allah'ım, Muhammed (sav)'ın üm-metine zorluk çıkartanlara sen de zorluk çıkart.

    Derim ki: el-Kiyâ et-Taberî de buna yakın ifadelerle şöyle demektedir: Bu buyruk, zahiri itibariyle müsamahakâr Hanif dinine aykırı olan zorluk ve dar-lığın reddedilmesi hakkında delil olarak kullanılabilir ve bu açıkça anlaşılan bir husustur. [556]



    11- Gücümüzden Fazlasını Yükleme:


    Yüce Allah'ın: "Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükletme"

    buyruğu ile ilgili olarak Katade şöyle demektedir: Bunun anlamı şudur: Bizden öncekilere işi zorlaştırdığın gibi bize de zorlaştırma. ed-Dahhak der ki: Altından kalkamayacağımız, güç yetiremeyeceğimiz amelleri işlıemekle bi-zi yükümlü tutma. İbn Zeyd de buna yakın bir açıklama getirmiştir. İbn Cü-reyc der ki: Bizleri maymun ve domuzlara çevirme. Selam b. Sâbûr da der ki: Bizim takat getiremeyeceğimiz iş, şehvetin aşırı derecede kabarmasıdır. en-Nekkaş da bunu Mücahid ve Ata'dan nakletmiştir. Rivayet edildiğine gö-re Ebu'd-Derda duasında şöyle dermiş: "Hazırlığı bulunmayan bir şehvet taş-kınlığından Sana sığınırım!" es-Süddî der ki: Burada kasıt, takat getirilme-yen şeyler, İsrailoğullarına yükletilmiş bulunan ağır yükler ve prangalardır, (bk. el-A'raf, 7/157)

    "Bizi" yani günahlarımızı "affet." Terkedip ceza verilmediği vakit bu ke-lime kullanılır. "Bize mağfiret buyur." Yani günahlarımızı ört. Çünkü el-ğafr: Örtmek demektir.

    "Bize merhamet eyle." Sen üzerimize lütfunla rahmetini gönder!

    "Sensin bizim mevlamız" bizim velimiz, dostumuz, yardımcımız Sensin.

    Bu buyruklar insanlara nasıl dua edeceklerini öğretmek sadedindedir. Mu-az b. Cebel'den rivayet edildiğine göre; o bu sûreyi okumayı bitirdi mi "amin" dermiş.

    İbn Atiyye der ki: Böyle söylemenin onun tarafından Peygamber (sav)'dan rivayet edildiği zannedilmektedir. Eğer böyle ise bu bir mükemmelliktir. Şa-yet değilse Fatiha Sûresi'ne kıyasen "amin" demektedir. Çünkü orada da dua vardır, burada da dua vardır. O bakımdan (burada da amin demek) güzel bir-şeydir. Ali b. Ebi Talib de der ki: Bu iki âyeti okumaksızın uyuyan bir kim-senin İslâm'ı akledip idrâk etmiş olduğunu sanmıyorum. [557]

    Derim ki: Müslim bu manada Ebu Mesud el-Ensarî'den şöyle dediğini ri-vayet etmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Her kim bir gecede Bakara Sûresi'nin sonundaki şu iki âyet-i kerimeyi okursa bu iki âyet ona yeter."[558]

    Bunları okumak, gece namazının yerini tutar şeklinde açıklanmıştır. Nitekim İbn Ömer'den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Peygamber (sav)'ı şöy-le buyururken dinledim: "Allah, üzerime bu iki âyeti cennet hazinelerinden indirdi ve bunlarla Bakara Sûresi'ni sona erdirdi. Rahman (olan Allah) bu iki âyeti bütün mahlukatı yaratmadan bin yıl önce kendi eliyle yazdı. Her kim yatsı namazından sonra bu iki âyeti iki defa okursa, gece namazı yerine ona kâfi gelirler. Bunlar "Âmenerrasûlu"den itibaren Bakara'nın sonuna kadar olan âyetlerdir. "[559]

    Bu iki âyetin şeytanın şerrine karşı kişiye yeterli olacağı da söylenmiştir. Şeytanın onun üzerinde herhangi bir etkisi olmaz. Ebu Amr ed-Dânî, Huzey-fe b. el-Yeman'dan isnadıyla şöyle dediğini zikretmektedir: Rasûlullah (sav) buyurdu ki: "Aziz ve celil olan Allah gökleri ve yeri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. İşte o kitaptan, Bakara Sûresi'ni kendileriyle sona er-dirdiği üç âyet-i kerime indirdi. Her kim evinde bunları okursa üç gün süreyle şeytan onun evine yaklaşmaz." [560]

    Peygamber (sav)'ın şöyle buyurduğu da rivayet edilmektedir: "Bakara Sûre-si'nin sonundaki bu âyet-i kerimeler bana Arşın altındaki bir hazineden verilmiştir. Benden önce bunlar hiçbir peygambere verilmiş değildir." [561] Bu buyruk, sahihtir.

    Fatiha Sûresi'nin tefsirinde, meleğin Fatiha ile birlikte bu âyetleri indirdiği belirtilmişti.

    Hamd Allah'a mahsustur. [562]
    ==========================
    [541] Buhârî, Teyemmüm 1, Salât 56; Müslim, Mesâcid 3; Nesâl, Gusl 26; Dârimî, Salât 111, Siyer 29; Müsned, III, 304, IV, 416, V, 248, 256.

    [542] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/72-74.

    [543] Müslim, İman 199; Müsned, II, 412.

    [544] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/75-76.

    [545] Tirmizî, Tefsir 8. sûre 7.

    [546] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/76-78.

    [547] Ebû Dâvûd, Edeb 88; Tirmizî, Rıı'yâ 8; İbn Mâce, Ta'biu'r-Ruyâ 8; Müsned, I, 216, 246, II, 504. Burada arpaya düğümlemeleri eınrolunacak olanların suret yapanlar değil, ya-lan rüya uydurup anlatanlar olacakları belirtilmektedir. Suret yapanlara ise, suretleri-ne ruh vermeleri emredilecektir. (Bk. Müsned, belirtilen yerler).

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/78.

    [548] Hâkim, Müstedrek, II, 315.

    İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/78-79.

    [549] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/79-80.

    [550] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/80.

    [551] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/80-81.

    [552] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/81.

    [553] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/81-82.

    [554] Son kelime, nüshalardan birisinde yer aldığı belirtilen "arakû" şekline göre tercüme edil-miştir.

    [555] Hadisin: "Din kolaylıktır" bölümünü: Buharı, İman 29; Nesâî, İman 28; Müsned, V, 69'da; "kolaylaştırın, zorlaştırmayın" bölümünü: Buhârî, Meğâzî 60, Ahkâm 22'de kaydetmek-tedir.

    [556] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/82-83.

    [557] Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân 14; yakın lafızlarla.

    [558] Buhârî, Meğâzî 12, Fedâilu'l-Kur'ân 10, 27, 34; Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 255, 256; Ebû Dâvûd, Ramadân 9; Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 4; İbn Mâce, İkametu's-Salât 183; Dâri-mî, Salât 170, Fedâilu'l-Kur'ân 14; Müsned, IV, 118, 121, 122.

    [559] Bu lafızlarla kaynağını tespit edemedik.

    [560] Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 6; Dârtmî, Fedâilu'l-Kur'ân 14.

    [561] Yakın lafızlarla, Dûrimî, aynı yer.

    [562] İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 4/83-84.






+ Yorum Gönder