Konusunu Oylayın.: Medreseler hakkında bilgi ve resim

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Medreseler hakkında bilgi ve resim
  1. 01.Aralık.2010, 18:13
    1
    Misafir

    Medreseler hakkında bilgi ve resim






    Medreseler hakkında bilgi ve resim Mumsema Osmanlı devletinin balkanlardaki medreseleri hakkında bilgi ve Osmanlı devletinin Medreseler hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 01.Aralık.2010, 18:13
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Osmanlı devletinin balkanlardaki medreseleri hakkında bilgi ve Osmanlı devletinin Medreseler hakkında bilgiler verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Bambu ağacı hakkında bilgi ve resim

    - Balkanlarda osmanlının yaptığı medreseler hakkında bilgi

    - Trabzon hurması hakkında bilgi ve resim

    - Ankara kızılcahamam hakkında bilgi ve resim

    - Melek ve ahiret inancı hakkında bilgi resim şiir

  3. 17.Eylül.2013, 22:05
    2
    find
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Mayıs.2007
    Üye No: 802
    Mesaj Sayısı: 732
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9

    Cevap: medreseler hakkında bilgi ve resim




    Medrese nedir medrese tarihi hakkında bilgi

    Ders okutulan yer; İslâm dünyasında yaygın öğretim kuruluşu.

    Arapça "de.ra.se" fiilinden gelen "medrese" ve "müderris" kelimeleri birbirleri ile yakından ilgilidir. Öğrenciler için ders okumaya mahsus yer demek olan medreselerde, ders veren hocalara da müderris adı verilmektedir.

    İslâm, eğitim ve öğretim faaliyetleri üzerinde önemle durur. Bu dinin kitabı olan Kur'an, ilk ayeti ile okumayı emreder. Bu Kitabın gönderildiği Peygamber de ümmetine bu yolda gerekli talimatı vermiştir. Kur'ân bu sünnetin bu konudaki emirlerini göz önünde bulunduran müslümanlar, daha İslâm'ın ilk yıllarından itibaren öğrenmek için bütün imkânlarını seferber ettiler. Başlangıçta bu imkânlar, daha ziyade dinî alanda kullanılıyordu. Zira bu bilgilerin bir kısmı günlük, bir kısmı haftalık, bir kısmı da senelik ibadetler için gerekliydi. Çünkü, bunlar bilinmeden ibadet yapılamazdı. Bununla beraber, ibadetler için gerekli olan bilgiler sadece dinî bilgiler değildir. İslam'ın Kur'an ve Sünnet çerçevesi içinde teşekkül eden ve Kur'an ilimleri diye niteleyebileceğimiz ilimlerin yanısıra bunlara yardımcı olan sosyal ve sayısal bilgilere de ihtiyaç vardır. Namaz ve oruç için basitte olsa bir astronomi bilgisine; Hacca gitmek için coğrafya bilgisine; Zekât vermek veya miras taksim etmek için de matematik bilgisine sahip olmak gerekir. Bütün ihtiyaçlar, zamanla, müslümanların değişik branşlardaki ilimlerle uğraşmalarına sebep oldu. Nihayet, bazı hadislerin, genel anlamda ilmi teşvik etmeleri, müslümanların asırlar boyu her türden ilmî faaliyette bulunmaları sonucunu doğurdu.

    H. 459 (M.1066-1067) senesi, İslâm eğitim tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Zira bu yılda, Selçuklu veziri Nizamülmülk (ö. 485/1092)'ün inşa ettirdiği medreseler manzumesinin en önemlisi ve bu bakımdan belki de ilki Bağdad'da açıldı. Devlet tarafından maddî-manevî yardım gören ve saray tarafından himaye edilen Nizamiye medreselerinin, gerek teşkilât ve gerekse öğretim bakımından o çağın diğer eğitim kuruluşlarından çok üstün oldukları bir gerçektir. Nizâmiyelerin ders programında İslâmî ilimlerin yanısıra diğer ilimlere de yer veriliyordu. Tıp, astronomi, matematik, felsefe ve tarih gibi ilimler de burada tahsil ediliyordu.

    Medreselerin gelir kaynaklarını teşkil eden vakıflar, Selçuklular zamanında kurulan bu müesseselerin işlemesini sağlayan başlıca faktörlerdir. Medrese vakıfları, bu dönem için büyük bir yenilik sayılmaktadır. Zaten Nizamiye medreselerinin orijinalliği de buradan ileri geliyordu. Devamlı bir gelir kaynağına sahip olan medreseler, yalnız ilmî ve idarî muhtariyete değil, aynı zamanda malî muhtariyete de sahip bulunuyorlardı. Böylece bu medreseler, yüksek eğitime tahsis edilmiş bağımsız binasıyla, medresenin emrinde yardımcı bir müessese olan kütüphanesiyle, aldıkları maaşlarla geçim kaygısından uzak olarak kendilerini mesleklerine veren öğretim üye ve yardımcılarıyla, aldıkları burs ve kaldıkları yurtlarla kendilerini ilme verme imkânını bulan öğrencileri ile yalnız o dönemde değil, hatta bugünün şartları içinde dahi ileri düzeyde ilim yapan müesseseler sayılabilirler (Nâci Ma'rûf, Ulemâu'n Nizâmiyât ve Medârisu'l-Maşrıkil İslâmî, Bağdat 1973, s. 12-13).

    İslâm dünyasında, medreselerin kuruluşundan önce de eğitim ve öğretim faaliyetleri devam ediyordu. Fakat bu faaliyetler, belirli ve özel bir yerde değil; mescit, küttâb ve bilginlerin evleri, kitapçı dükkânları vs. gibi değişik ve farklı yerlerde oluyordu. Bu bakımdan, İslâm dünyasındaki eğitim ve öğretim faaliyetlerini medrese öncesi ve medrese dönemi olmak üzere iki safhaya ayırmak gerekir.

    25 Muharrem 447 (26 Nisan 1055) tarihinde Selçukluların Irak'ı ele geçirip, Bağdad'a girişleri, Ehl-i Sünnet'in, Şiîlere galibiyetinin başlangıcı olarak kabul edilir. Zira bu tarihten itibaren halk arasında, Şiîliği yaymak için gerek Fatımîlerin (909-1171) gerekse Büveyhîlerin (932-1062) gösterdiği faaliyet sahaları kapanacaktı. Selçuklular, sapıklık ve din dışı kabul ettikleri faaliyetlere karşı, halkın zihnine hür düşünceyi yerleştirebilmek için, bir karşı faaliyete girişmekten başka çare olmadığını anladılar. Gerçekten, Fatımîler tarafından Mısır'da kurulan "Dâru'l-ilm"ler, felsefi rumuzlarla ifade edilen bâtınî tevillerinin propagandasını yapabilmek için ulûm el-evâil (eskilerin ilimleri) den faydalanmaya önem veriyorlardı. Çok geçmeden bunların örnekleri İskenderiye, Halep, Kudüs, Trablusşam gibi yerlerde de açılmaya başlandı. Bu müesseseler kısa bir müddet sonra sadece bir propaganda merkezi haline dönüştü.

    Mutezile kelâmı ve Yunan felsefesinden istifade ile Sünnî akideyi bulandırmakla meşgul olmaya başladılar. İşte bu sebeple, İslam dünyasının doğusunda, camilerden ayrı olarak öğretim yapmak, talebinin maddî sıkıntıya düşmeden barınmasını sağlamak ve Şiî dailerinin (propagandist) propagandasına karşı halka gerçek bilgiyi vermek gayesiyle medrese adı ile bilinen müesseseler kuruldu. Bu müesseselerde halka gerçek din ve prensipleri öğretilecek, doğru ile yanlış arasındaki fark anlatılacaktı. Bu hedef gözönünde bulundurularak bir müessesenin kurulması düşünülüyordu. Nihayet, Sultan Alparslan ve oğlu Melikşah'a vezirlik yapmış bulunan Nizamülmülk'ün gayreti semeresini verdi. Zekeriya Kazvinî'ye göre bir gün Alparslan, Nizamülmülk ile Nişabur'da, caminin kapısında üstü başı perişan gençleri görünce, bunların kim olduklarını ve niçin bu durumda bulunduklarını sormuş. Vezir de ona "bunlar, dünya zevki bulunmayan ilim tâlibleridir" cevabını vermiş. Bunun üzerine sultan, bunlara bir yurt inşa edilmesini ve maaş bağlanmasını emretmiş. Demek oluyor ki ilk nizâmiye medresesi, Nişabur'da inşa edilmiştir. Bununla beraber Nizamiyelerin en meşhuru, eğitim ve öğretim kadrosu ile birlikte, diğer çalışanlara da vakıflar vasıtasiyle meccanî tahsil ve geçim sağlayan ilk teşkilâtlı medresesi, Alparslan zamanında kurulmuştu. 457 (1064) yılında Dicle kenarında temeli atılıp inşasına başlanan ve 100 bin dinar harcanarak, iki sene sonra tamamlanan medresede tedrisata başlandı. Bu medresenin müderrisliğine Ebu İshak Şirazî el-Firuzâbâdî getirildi (Nâci Maruf, a.g.e., s. 19; Fethiye Nebravî, Târih en-Nuzum vel-Hadara el-İslâmiyye, Kahire 1981, s. 209).


  4. 17.Eylül.2013, 22:05
    2
    Devamlı Üye



    Medrese nedir medrese tarihi hakkında bilgi

    Ders okutulan yer; İslâm dünyasında yaygın öğretim kuruluşu.

    Arapça "de.ra.se" fiilinden gelen "medrese" ve "müderris" kelimeleri birbirleri ile yakından ilgilidir. Öğrenciler için ders okumaya mahsus yer demek olan medreselerde, ders veren hocalara da müderris adı verilmektedir.

    İslâm, eğitim ve öğretim faaliyetleri üzerinde önemle durur. Bu dinin kitabı olan Kur'an, ilk ayeti ile okumayı emreder. Bu Kitabın gönderildiği Peygamber de ümmetine bu yolda gerekli talimatı vermiştir. Kur'ân bu sünnetin bu konudaki emirlerini göz önünde bulunduran müslümanlar, daha İslâm'ın ilk yıllarından itibaren öğrenmek için bütün imkânlarını seferber ettiler. Başlangıçta bu imkânlar, daha ziyade dinî alanda kullanılıyordu. Zira bu bilgilerin bir kısmı günlük, bir kısmı haftalık, bir kısmı da senelik ibadetler için gerekliydi. Çünkü, bunlar bilinmeden ibadet yapılamazdı. Bununla beraber, ibadetler için gerekli olan bilgiler sadece dinî bilgiler değildir. İslam'ın Kur'an ve Sünnet çerçevesi içinde teşekkül eden ve Kur'an ilimleri diye niteleyebileceğimiz ilimlerin yanısıra bunlara yardımcı olan sosyal ve sayısal bilgilere de ihtiyaç vardır. Namaz ve oruç için basitte olsa bir astronomi bilgisine; Hacca gitmek için coğrafya bilgisine; Zekât vermek veya miras taksim etmek için de matematik bilgisine sahip olmak gerekir. Bütün ihtiyaçlar, zamanla, müslümanların değişik branşlardaki ilimlerle uğraşmalarına sebep oldu. Nihayet, bazı hadislerin, genel anlamda ilmi teşvik etmeleri, müslümanların asırlar boyu her türden ilmî faaliyette bulunmaları sonucunu doğurdu.

    H. 459 (M.1066-1067) senesi, İslâm eğitim tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Zira bu yılda, Selçuklu veziri Nizamülmülk (ö. 485/1092)'ün inşa ettirdiği medreseler manzumesinin en önemlisi ve bu bakımdan belki de ilki Bağdad'da açıldı. Devlet tarafından maddî-manevî yardım gören ve saray tarafından himaye edilen Nizamiye medreselerinin, gerek teşkilât ve gerekse öğretim bakımından o çağın diğer eğitim kuruluşlarından çok üstün oldukları bir gerçektir. Nizâmiyelerin ders programında İslâmî ilimlerin yanısıra diğer ilimlere de yer veriliyordu. Tıp, astronomi, matematik, felsefe ve tarih gibi ilimler de burada tahsil ediliyordu.

    Medreselerin gelir kaynaklarını teşkil eden vakıflar, Selçuklular zamanında kurulan bu müesseselerin işlemesini sağlayan başlıca faktörlerdir. Medrese vakıfları, bu dönem için büyük bir yenilik sayılmaktadır. Zaten Nizamiye medreselerinin orijinalliği de buradan ileri geliyordu. Devamlı bir gelir kaynağına sahip olan medreseler, yalnız ilmî ve idarî muhtariyete değil, aynı zamanda malî muhtariyete de sahip bulunuyorlardı. Böylece bu medreseler, yüksek eğitime tahsis edilmiş bağımsız binasıyla, medresenin emrinde yardımcı bir müessese olan kütüphanesiyle, aldıkları maaşlarla geçim kaygısından uzak olarak kendilerini mesleklerine veren öğretim üye ve yardımcılarıyla, aldıkları burs ve kaldıkları yurtlarla kendilerini ilme verme imkânını bulan öğrencileri ile yalnız o dönemde değil, hatta bugünün şartları içinde dahi ileri düzeyde ilim yapan müesseseler sayılabilirler (Nâci Ma'rûf, Ulemâu'n Nizâmiyât ve Medârisu'l-Maşrıkil İslâmî, Bağdat 1973, s. 12-13).

    İslâm dünyasında, medreselerin kuruluşundan önce de eğitim ve öğretim faaliyetleri devam ediyordu. Fakat bu faaliyetler, belirli ve özel bir yerde değil; mescit, küttâb ve bilginlerin evleri, kitapçı dükkânları vs. gibi değişik ve farklı yerlerde oluyordu. Bu bakımdan, İslâm dünyasındaki eğitim ve öğretim faaliyetlerini medrese öncesi ve medrese dönemi olmak üzere iki safhaya ayırmak gerekir.

    25 Muharrem 447 (26 Nisan 1055) tarihinde Selçukluların Irak'ı ele geçirip, Bağdad'a girişleri, Ehl-i Sünnet'in, Şiîlere galibiyetinin başlangıcı olarak kabul edilir. Zira bu tarihten itibaren halk arasında, Şiîliği yaymak için gerek Fatımîlerin (909-1171) gerekse Büveyhîlerin (932-1062) gösterdiği faaliyet sahaları kapanacaktı. Selçuklular, sapıklık ve din dışı kabul ettikleri faaliyetlere karşı, halkın zihnine hür düşünceyi yerleştirebilmek için, bir karşı faaliyete girişmekten başka çare olmadığını anladılar. Gerçekten, Fatımîler tarafından Mısır'da kurulan "Dâru'l-ilm"ler, felsefi rumuzlarla ifade edilen bâtınî tevillerinin propagandasını yapabilmek için ulûm el-evâil (eskilerin ilimleri) den faydalanmaya önem veriyorlardı. Çok geçmeden bunların örnekleri İskenderiye, Halep, Kudüs, Trablusşam gibi yerlerde de açılmaya başlandı. Bu müesseseler kısa bir müddet sonra sadece bir propaganda merkezi haline dönüştü.

    Mutezile kelâmı ve Yunan felsefesinden istifade ile Sünnî akideyi bulandırmakla meşgul olmaya başladılar. İşte bu sebeple, İslam dünyasının doğusunda, camilerden ayrı olarak öğretim yapmak, talebinin maddî sıkıntıya düşmeden barınmasını sağlamak ve Şiî dailerinin (propagandist) propagandasına karşı halka gerçek bilgiyi vermek gayesiyle medrese adı ile bilinen müesseseler kuruldu. Bu müesseselerde halka gerçek din ve prensipleri öğretilecek, doğru ile yanlış arasındaki fark anlatılacaktı. Bu hedef gözönünde bulundurularak bir müessesenin kurulması düşünülüyordu. Nihayet, Sultan Alparslan ve oğlu Melikşah'a vezirlik yapmış bulunan Nizamülmülk'ün gayreti semeresini verdi. Zekeriya Kazvinî'ye göre bir gün Alparslan, Nizamülmülk ile Nişabur'da, caminin kapısında üstü başı perişan gençleri görünce, bunların kim olduklarını ve niçin bu durumda bulunduklarını sormuş. Vezir de ona "bunlar, dünya zevki bulunmayan ilim tâlibleridir" cevabını vermiş. Bunun üzerine sultan, bunlara bir yurt inşa edilmesini ve maaş bağlanmasını emretmiş. Demek oluyor ki ilk nizâmiye medresesi, Nişabur'da inşa edilmiştir. Bununla beraber Nizamiyelerin en meşhuru, eğitim ve öğretim kadrosu ile birlikte, diğer çalışanlara da vakıflar vasıtasiyle meccanî tahsil ve geçim sağlayan ilk teşkilâtlı medresesi, Alparslan zamanında kurulmuştu. 457 (1064) yılında Dicle kenarında temeli atılıp inşasına başlanan ve 100 bin dinar harcanarak, iki sene sonra tamamlanan medresede tedrisata başlandı. Bu medresenin müderrisliğine Ebu İshak Şirazî el-Firuzâbâdî getirildi (Nâci Maruf, a.g.e., s. 19; Fethiye Nebravî, Târih en-Nuzum vel-Hadara el-İslâmiyye, Kahire 1981, s. 209).





+ Yorum Gönder