Konusunu Oylayın.: Übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?

5 üzerinden 4.67 | Toplam : 3 kişi
Übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?
  1. 26.Ekim.2010, 14:26
    1
    Misafir

    Übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?






    Übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz? Mumsema Übey bin halef kimdir Übey bin halef hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?


  2. 26.Ekim.2010, 22:02
    2
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,926
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?




    Mekke döneminde Peygamberimize en çok işkence yapan ve son nefesi Rasulullah (as) efendimizin elinden olan kafir
    Ubey Bin Halef.





  3. 26.Ekim.2010, 22:02
    2
    ~~Medinenin Gülü ~~



    Mekke döneminde Peygamberimize en çok işkence yapan ve son nefesi Rasulullah (as) efendimizin elinden olan kafir
    Ubey Bin Halef.





  4. 26.Ekim.2010, 22:12
    3
    metzer
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Şubat.2010
    Üye No: 73439
    Mesaj Sayısı: 107
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 44

    --->: übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Mekke müşriklerinden Übey bin Halef, İslâm’ın en azılı düşmanlarındandı. Hicretten evvel Âlemlerin Efendisi’ne:
    “–Bir at besliyorum; ona en iyi şeyleri yediriyorum. Bir gün ona binerek Sen’i öldüreceğim!” demişti.
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir defâsında ona:
    “–İnşâallâh ben seni öldüreceğim!” şeklinde mukâbele etmişti.
    Uhud Harbi günü bu ahmak müşrik, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i arıyor ve şöyle diyordu:
    “–Eğer bugün O kurtulursa, benim işim bitik demektir!”
    Bu düşünceyle, Peygamber Efendimiz’e saldırmak için yakınına kadar geldi. Sahâbe-i kirâm da, henüz uzaktayken onun başını uçurmak istediler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
    “–Bırakın gelsin!” buyurdu.
    Übey bin Halef yaklaşınca, Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir sahâbînin mızrağını aldı. Bu sefer Übey geri kaçmaya başladı. Ancak Peygamberler Sultânı:
    “–Nereye kaçıyorsun ey yalancı?” diyerek mızrağı fırlattı. Mızrak, Übey’in boynunu hafifçe sıyırdı. Fakat o, bu kadarcıkla bile atından düştü; birkaç kere takla attı ve canhıraş bir şekilde koşarak kendi tarafına kaçtı. Bir yandan koşuyor, bir yandan da gözleri yuvalarından fırlamış bir hâlde bağırıyordu:
    “–Yemin ederim ki, Muhammed beni öldürdü!..”
    Yanına gelip yarasına bakan müşrikler:
    “–Bu basit bir sıyrık!” dediler. Fakat o teskin olmadı ve:
    “–Muhammed bana Mekke’de iken; «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» demişti. Yemin ederim ki, eğer O bana bir tükrük de atsa, ben yine ölürüm!..” dedi.
    Ardından bağırmasına devâm etti. Sesi, sanki bir öküzün böğürmesi gibi çıkıyordu.
    Ebû Süfyan:
    “–Şu küçücük sıyrığa bu kadar bağırılır mı?” diye onu ayıpladığında Übey, ona da şöyle dedi:
    “–Sen biliyor musun, bu sıyrığı kim yaptı? Bu, Muhammed’in açtığı bir yaradır. Lât ve Uzzâ’ya yemin ederim ki, bu yaradan duyduğum acıyı bütün Hicaz halkına dağıtsalar, onların hepsi de yok olur. Muhammed bana Mekke’de; «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» demişti. Ben tâ o zaman, O’nun eliyle öldürüleceğimi ve O’ndan kurtulamayacağımı anlamıştım.”
    Azılı bir Peygamber düşmanı olan Übey, nihâyet Mekke’ye ulaşmalarına bir gün kala yolda öldü. (İbn-i İshâk, s. 89; İbn-i Sa’d, II, 46; Hâkim, II, 357)


  5. 26.Ekim.2010, 22:12
    3
    Devamlı Üye
    Mekke müşriklerinden Übey bin Halef, İslâm’ın en azılı düşmanlarındandı. Hicretten evvel Âlemlerin Efendisi’ne:
    “–Bir at besliyorum; ona en iyi şeyleri yediriyorum. Bir gün ona binerek Sen’i öldüreceğim!” demişti.
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de bir defâsında ona:
    “–İnşâallâh ben seni öldüreceğim!” şeklinde mukâbele etmişti.
    Uhud Harbi günü bu ahmak müşrik, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i arıyor ve şöyle diyordu:
    “–Eğer bugün O kurtulursa, benim işim bitik demektir!”
    Bu düşünceyle, Peygamber Efendimiz’e saldırmak için yakınına kadar geldi. Sahâbe-i kirâm da, henüz uzaktayken onun başını uçurmak istediler. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
    “–Bırakın gelsin!” buyurdu.
    Übey bin Halef yaklaşınca, Fahr-i Kâinât Efendimiz, bir sahâbînin mızrağını aldı. Bu sefer Übey geri kaçmaya başladı. Ancak Peygamberler Sultânı:
    “–Nereye kaçıyorsun ey yalancı?” diyerek mızrağı fırlattı. Mızrak, Übey’in boynunu hafifçe sıyırdı. Fakat o, bu kadarcıkla bile atından düştü; birkaç kere takla attı ve canhıraş bir şekilde koşarak kendi tarafına kaçtı. Bir yandan koşuyor, bir yandan da gözleri yuvalarından fırlamış bir hâlde bağırıyordu:
    “–Yemin ederim ki, Muhammed beni öldürdü!..”
    Yanına gelip yarasına bakan müşrikler:
    “–Bu basit bir sıyrık!” dediler. Fakat o teskin olmadı ve:
    “–Muhammed bana Mekke’de iken; «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» demişti. Yemin ederim ki, eğer O bana bir tükrük de atsa, ben yine ölürüm!..” dedi.
    Ardından bağırmasına devâm etti. Sesi, sanki bir öküzün böğürmesi gibi çıkıyordu.
    Ebû Süfyan:
    “–Şu küçücük sıyrığa bu kadar bağırılır mı?” diye onu ayıpladığında Übey, ona da şöyle dedi:
    “–Sen biliyor musun, bu sıyrığı kim yaptı? Bu, Muhammed’in açtığı bir yaradır. Lât ve Uzzâ’ya yemin ederim ki, bu yaradan duyduğum acıyı bütün Hicaz halkına dağıtsalar, onların hepsi de yok olur. Muhammed bana Mekke’de; «Ben seni kesinlikle öldüreceğim!» demişti. Ben tâ o zaman, O’nun eliyle öldürüleceğimi ve O’ndan kurtulamayacağımı anlamıştım.”
    Azılı bir Peygamber düşmanı olan Übey, nihâyet Mekke’ye ulaşmalarına bir gün kala yolda öldü. (İbn-i İshâk, s. 89; İbn-i Sa’d, II, 46; Hâkim, II, 357)


  6. 24.Şubat.2015, 12:36
    4
    Misafir

    Cevap: übey bin halef kimdir hayatı hakkında bilgi verebilir misiniz?

    Değerli kardeşimiz;

    Peygamberimiz (s.a.v.)'in, Übeyy bin Halef'i Öldürmesi.

    Bedir Harbinden önceydi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.) harp sahasında dolaşırken,

    "Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filânın ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy bin Halefi de ben kendi elimle öldüreceğim."

    buyurmuştu. Bedir'de haber verdiği gibi, Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye bin Halef, mücahidler tarafından gösterilen aynı yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy bin Halef kalmıştı. Bu adam Kureyşin ileri gelenlerinden biri idi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e, her karşılaşmasında şöyle derdi:

    "Ey Muhammed. Bir atım var. Her gün ona on altı ölçek darı yedirip besliyorum. Birgün gelir, onun sırtında seni öldürürüm."

    Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ise, bu azgın ve şaşkın adama cevabı sadece şu oluyordu:

    "Belki, İnşallah, ben seni öldürürüm." (Sîre, 3/89)

    İşte Übeyy bin Halef, Bedir'de mücahidler tarafından canı Cehenneme yollanan kardeşi Ümeyye'nin intikamını almak ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vücudunu ortadan kaldırmak üzere yemin ederek, Uhud'a çıkıp gelmişti. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın Şi'b'e doğru çıktığı sıradaydı. Übeyy'in gelmekte olduğu görüldü. Mekke'de günde on altı okka darı ile beslediği atının üzerindeydi. İntikam dolu bakışlarla Peygamberimiz (s.a.v.)'e yaklaşıyordu. Bunu fark eden sahabîler önüne çıkıp, hesabını görmek istediler. Ancak Hz. Resûlullah (s.a.v.),

    "Bırakın, gelsin"

    diyerek mücahidlerin karşı çıkmasına mâni oldu. Resûl-i Ekreme oldukça yaklaşan bu azgın müşrikin ağzından,

    "Ey Muhammed, sen kurtulursan, ben kurtulmayayım."

    lafları dökülüyordu. Bu sözleri duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.), bir anda celâllendi. Elindeki mızrağıyla heybet ve haşyet verici adımlarla hasmının üzerine yürüdü. Übeyy, bir anda şaşkına döndü. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın heybet ve haşyet verici tavrı karşısında duramayıp, geri kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peşini bırakmıyor ve arkasından,

    "Nereye kaçıyorsun, ey yalancı!.."

    diye sesleniyordu. Bu kaçışla Übeyy kendini kurtaramadı. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) fırlattığı mızrak, miğferle zırhı arasındaki kısma saplandı ve Übeyy sığır böğürmesi gibi böğürerek atından yere yuvarlandı. Müşrikler, yaralı halde onu alıp götürdüler. Yarasından kan akmıyordu. Ağrısına sızısına zor dayanıyordu. Zaman zaman arkadaşlarına,

    "Vallahi, Muhammed beni öldürdü."

    diyordu. Arkadaşları bu sözünü ciddiye almıyorlar ve yarasının önemsiz olduğunu ifade ederek teselli etmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, Übeyy, kurtulamayacağını anlamıştı. Arkadaşlarına şöyle dedi:

    "O bana (Mekke'de) 'Seni öldüreceğim!' demişti. Vallahi, o benim üzerime tükürse, yine beni öldürür."(Sîre, 3/89)

    Übeyy bin Halef, birgün bile yaşamadan, "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti. Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.)'nın, Allah'ın izniyle, istikbalden haber vermiş olduğu bir mûcizesi de böylece tahakkuk etmiş oldu.

    Müslümanların bozulup dağılmaya yüz tuttukları bir sıradaydı. Azılı müşriklerden Abdullah bin Şihab-ı Zührî, Utbe bin Vakkas, Abdullah bin Kamia ve Übeyy bin Halef bir araya gelerek Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına son vermek için sözleşip and içmişlerdi. (Tabakât, 4/125) Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu dört azılı müşrik hakkında, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın." diye duâ etti.

    Sa'd bin Ebî Vakkas der ki: "Vallahi, Resûlullahı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden bir yıl geçmedi." Bunlardan biri olan İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (s.a.v.) yüzünü yaralayan İbni Kamia ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra, davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı. (Sîre, 3/89; Belâzurî, 1/324; Uyunü'l-Eser, 2-13)

    [Salih Suruç, Peygamberimiz'in (s.a.v) Hayatı]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  7. 24.Şubat.2015, 12:36
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Değerli kardeşimiz;

    Peygamberimiz (s.a.v.)'in, Übeyy bin Halef'i Öldürmesi.

    Bedir Harbinden önceydi. Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.) harp sahasında dolaşırken,

    "Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filânın ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy bin Halefi de ben kendi elimle öldüreceğim."

    buyurmuştu. Bedir'de haber verdiği gibi, Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye bin Halef, mücahidler tarafından gösterilen aynı yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy bin Halef kalmıştı. Bu adam Kureyşin ileri gelenlerinden biri idi. Peygamberimiz (s.a.v.)'e, her karşılaşmasında şöyle derdi:

    "Ey Muhammed. Bir atım var. Her gün ona on altı ölçek darı yedirip besliyorum. Birgün gelir, onun sırtında seni öldürürüm."

    Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ise, bu azgın ve şaşkın adama cevabı sadece şu oluyordu:

    "Belki, İnşallah, ben seni öldürürüm." (Sîre, 3/89)

    İşte Übeyy bin Halef, Bedir'de mücahidler tarafından canı Cehenneme yollanan kardeşi Ümeyye'nin intikamını almak ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) vücudunu ortadan kaldırmak üzere yemin ederek, Uhud'a çıkıp gelmişti. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın Şi'b'e doğru çıktığı sıradaydı. Übeyy'in gelmekte olduğu görüldü. Mekke'de günde on altı okka darı ile beslediği atının üzerindeydi. İntikam dolu bakışlarla Peygamberimiz (s.a.v.)'e yaklaşıyordu. Bunu fark eden sahabîler önüne çıkıp, hesabını görmek istediler. Ancak Hz. Resûlullah (s.a.v.),

    "Bırakın, gelsin"

    diyerek mücahidlerin karşı çıkmasına mâni oldu. Resûl-i Ekreme oldukça yaklaşan bu azgın müşrikin ağzından,

    "Ey Muhammed, sen kurtulursan, ben kurtulmayayım."

    lafları dökülüyordu. Bu sözleri duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz (s.a.v.), bir anda celâllendi. Elindeki mızrağıyla heybet ve haşyet verici adımlarla hasmının üzerine yürüdü. Übeyy, bir anda şaşkına döndü. Hz. Resûlullah (s.a.v.)'ın heybet ve haşyet verici tavrı karşısında duramayıp, geri kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) peşini bırakmıyor ve arkasından,

    "Nereye kaçıyorsun, ey yalancı!.."

    diye sesleniyordu. Bu kaçışla Übeyy kendini kurtaramadı. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) fırlattığı mızrak, miğferle zırhı arasındaki kısma saplandı ve Übeyy sığır böğürmesi gibi böğürerek atından yere yuvarlandı. Müşrikler, yaralı halde onu alıp götürdüler. Yarasından kan akmıyordu. Ağrısına sızısına zor dayanıyordu. Zaman zaman arkadaşlarına,

    "Vallahi, Muhammed beni öldürdü."

    diyordu. Arkadaşları bu sözünü ciddiye almıyorlar ve yarasının önemsiz olduğunu ifade ederek teselli etmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, Übeyy, kurtulamayacağını anlamıştı. Arkadaşlarına şöyle dedi:

    "O bana (Mekke'de) 'Seni öldüreceğim!' demişti. Vallahi, o benim üzerime tükürse, yine beni öldürür."(Sîre, 3/89)

    Übeyy bin Halef, birgün bile yaşamadan, "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti. Resûl-i Kibriyâ (s.a.v.)'nın, Allah'ın izniyle, istikbalden haber vermiş olduğu bir mûcizesi de böylece tahakkuk etmiş oldu.

    Müslümanların bozulup dağılmaya yüz tuttukları bir sıradaydı. Azılı müşriklerden Abdullah bin Şihab-ı Zührî, Utbe bin Vakkas, Abdullah bin Kamia ve Übeyy bin Halef bir araya gelerek Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına son vermek için sözleşip and içmişlerdi. (Tabakât, 4/125) Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu dört azılı müşrik hakkında, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın." diye duâ etti.

    Sa'd bin Ebî Vakkas der ki: "Vallahi, Resûlullahı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden bir yıl geçmedi." Bunlardan biri olan İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin (s.a.v.) yüzünü yaralayan İbni Kamia ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra, davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı. (Sîre, 3/89; Belâzurî, 1/324; Uyunü'l-Eser, 2-13)

    [Salih Suruç, Peygamberimiz'in (s.a.v) Hayatı]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





+ Yorum Gönder