Konusunu Oylayın.: Yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum
  1. 20.Nisan.2010, 18:18
    1
    Misafir

    Yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum






    Yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum Mumsema ben yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum


  2. 20.Nisan.2010, 18:18
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 18.Kasım.2013, 11:00
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: yasini şerif hakkında bilgi almak istiyorum onun tefsirini arıyorum




    36

    Yâsîn Sûresi Hakkında Bilgi

    İndiği Yer :

    Mekke

    İniş Sırası :

    41

    Âyet Sayısı :

    83

    Nüzulü


    Mushaftaki sıralamada otuz altıncı, İniş sırasına göre kırk birinci sûredir. Cin sûresinden sonra, Furkan sûresinden önce Mekke'de inmiştir. Yerinde açıklanacak bir sebeple 12. âyetin Medine'de indiğini ileri sürenler de olmuştur.[1]



    Âdı



    Sûre, adını iki harften ibaret olan İlk âyetinden almıştır. Birinci âyetin tefsiri yapılırken bunun anlamı üzerinde durulacaktır. [2]



    Konusu



    Hz. Muhammed'in (s.a.) hak*peygamber olduğu ona indirilen Kur'an deliliyle desteklenerek açıklanır; başka peygamberlerin tevhit mücadelelerinden bîr kesit verilerek bu uğurda büyük sıkıntılara katlanan Resûl-i Ekrem ve ona tâbi olanlar teselli edilir. Allah Teâlâ'nın birlik ve kudret delillerine ve evrendeki yaratılış sırlarına dikkat çekilerek öldükten sonra dirilme gerçeği ve bunun sonuçlan üzerinde durulur. Râzî'nin belirttiği üzere bu sûrenin, İslâm inançlarının üç temel umdesinin (Allah'ın birliği, peygamberlik ve âhiret) en güçlü delillerle işlenmesine hasredildtği söylenebilir. Şöyle ki: 3. âyette -devamındaki delillerle teyit edilerek-peygamberlık müessesesi üzerinde durulmuş; müteakip âyetlerde Allah'ın birliği ve eşsiz gücü, öldükten sonra dirilmenin ve ilâhî huzurda yargılanmanın kaçınılmazlığı ortaya konmuş, son âyette de yine bu iki nokta (vahdaniyet ve haşir) özetlenmiştir. Kur'an'dan bu ölçüde de olsa nasibini alan kimse artık kalbinin payı olan imanı elde etmiş demektir ki bunun tezahürleri de diline ve davranışlarına yansıyacaktır (XXVI, 113). [3]



    Fazileti



    Hadis kaynaklannda Hz. Peygamber'den Yâsîn sûresinin faziletine dair nakledilmiş sözler yer alır. Bunlardan biri şöyledir: "Her şeyin bir kalbi vardır;Kur'an'ın kalbi de Yâsîn'dir"[4] İbn Abbas'ın da -bu sûrenin son âyeti hakkında- "Yâsîn'in ve onu okumanın niçin bu kadar faziletli olduğunu bilmiyordum; meğer bu âyetten dolayı imiş" dediği nakledilir. [5] Hadislerin sıhhat durumu tartışmalı olmakla beraber, öteden beri İslâm âlimleri Resûlullah'ın bu sûreye özel bir ilgi gösterdiği kanaatini taşımışlar ve müslümanlar da Kur'an tilâvetinde ona ayrı bir yer vermişlerdir. Bu sebepte Yâsîn sûresi için Özet tefsirler kaleme alınmıştır. [6]



    Meali



    Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. Yâ-sîn. 2. Hikmet dolu Kur'an'a andoisun; 3-4. Ki sen kesinlikle, dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin. 5-6. (Bu kitap) azız ve rahim olan Allah tarafından ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir, 7, Andoisun kî onların çoğu hakkında o söz gerçekleşecektir; çünkü onlar îman etmeyecekler, 8. Biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik, bu yüzden kafaları yukarı kalkık durmaktadırlar, 9. Onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik, böylece sözlerim perdeledik; artık görmezler, 10. Kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler. 11. Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde Rahmân'dan korkup sayanı uyarabilirsin. İşte böylesin) hem bir af hem de değerli bir ödülle müjdele. 12. Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıktan her şeyi re bıraktıkları her izi de yazmaktayız. Zaten biz her şeyi apaçık bir ana kitaba kaydetmişindir. [7]



    Tefsiri



    1. Tâhâ sûresinin ilk âyetinde olduğu gibi buradaki iki harfin mahiyeti ve anlamı hususunda da müfessirler arasında iki eğilim bulunmaktadır. Bir anlayışa göre bunlar, bazı sûrelerin başında yer alan ve ayrı ayn okunduğu için "hurûf-i mu-kattaa" diye adlandırılan harflerdendir. [8] Dİ-ğer eğilime göre ise "yâsîn" ayrı iki harf değil, anlamı olan bir kelimedir. Bu eği-'Lim içinde kuvvetli bulunan görüşe göre bu kelime Arapça'nın bazı lehçelerinde "Ey kişi, ey insan!" anlamına gelmektedir; burada kendisine hitap edilen kişi ise Hz. Muhammed'dir. Hatta Saîd b. Cübeyr'den, bunun Resûlullah'ın isimlerinden biri olduğu da rivayet edilmiştir. [9] Bu kelimenin Allah'ın isimlerinden biri olup burada o isme yemin edildiği, söze başlama ifadesi ve Kur'an'ın isimlerinden olduğu görüşleri de vardır. [10]



    2-5. Araplar'da yalan yere yemin etmenin dünyanın harabına yol açacak kadar ağır bir kötülük olduğuna inanılırdı. Resûl-i Ekrem de bir hadisinde bu anlayışı teyit etmiştir. İşte bu âyetlerde Hz. Muhammed'in gerçek bir peygamber olduğu bir yenline bağlı olarak ifade edilmektedir; üzerine yemin edilen ise muhatap-lannca kendileri tarafından bîr benzerinin ortaya konamayacağı anlaşılmış bulunan eşsiz mucize Kur'an-ı Kerîm'dir. [11]

    "Hikmet dolu" diye çevrilen 2. âyetteki hakîm kelimesi, "muhkem, sağlam; öğütleri, buyruk ve yasaklan yerli yerince olan" şeklinde de anlaşılmıştır. [12]



    6. Genellikle müfessirler, "ataları uyanlmamış" ifadesiyle, Hz. Muham-med'in ilk muhatap kitlesi olan Kureyş ve çevresindekilere yakın zamanlarda bir peygamber gönderilmemiş olduğuna işaret edildiği kanaatindedirler. [13] Mealde esas alınan bu mâna burada geçen "mâ" kelimesinin olumsuzluk edatı sayılmasına göredir. Bu kelimenin mahiyeti ve cümledeki rolü konusundaki farklı kanaatlere göre âyetin aynı kısmına "ataları uyarılmış" veya "atalarının uyarıldığı şeyle" anlamı da verilebilir. Bu takdirde geçmiş devirlerdeki bütün insanlar kastedilmiş olur [14]Yine bu yaklaşıma göre cümlenin devamı ile uyumu açısından mealin "Ataları uyarılmış ama kendileri gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye" şeklinde olması gerekir. [15]



    7. Tefsirlerde genellikle, gerçekleşeceği belirtilen "söz"den maksadın Hûd 11/119 ve Secde 32/13 âyetlerinde geçen Allah Teâlâ'nm "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!" şeklindeki yemin ifadesi olduğu belirtilir. [16]



    8-10. İlk âyette inkârda direnenlerin durumuna ait temsilî bir anlatıma yer verilmiştir. Bunun inkarcıların âhiretteki halleriyle İlgili bir ifade olduğu da ileri sürülmüştür. Fakat müteakip âyette gözlerine perde indirildiğinin ve artık görmediklerinin belirtilmesi bu yorumu zayıflatmaktadır, zira kıyamet günü inkarcılar kendi durumlarının ne kadar kötü olduğunu çok iyi göreceklerdir. [17]

    8 ve 9. âyetlerdeki tasvir için yapılan izahları şöyle özetlemek mümkündür: Pek çok açık kanıta rağmen inatla inkarcılıklarını sürdürenler öyle iç ve dış etkenler, öyle psikolojik ve sosyolojik şartlar ve alışkanlıklarla kuşatılmışlardır ki, boyunlarına çenelerine kadar dayanan boyunduruklar geçirilmiş gibidirler; kafaları yukarı kalkık, gözleri aşağıya kaymıştır; hangi yöne dönseler hidayet ışığına uzaktırlar; böbürlendikleri ve nefislerine tutsak oldukları için Fussilet sûresinin 53. âyetinde sözü edilen delilleri, gerek kendilerini çevreleyen dış âlemdeki gerekse ruhî ve biyolojik yapılarındaki kanıtlan artık göremezler. Boyunlarına halkalar geçirildiğinin belirtilmesi, insanın fıtratına yerleştirilen cebrî bir durumdan değil, onların kendi işledikleri suçtan ötürü gördükleri bir karşılıktan söz edildiğini gösterir; zira bunlar birer cezalandırma aracıdır, ceza ise suçun karşılığıdır. [18] Bazı müfessirlere göre 8. âyette, inkarcıların bu tutumlarının onları sahip oldukları imkanlardan başkalarını yararlandırmaktan ve Allah yolunda harcama yapmaktan da alıkoyduğuna işaret edilmektedir[19]

    Halkaların çenelere kadar dayandığı belirtilirken kullanılan "onlar" zamiri bazı müfessirlere göre daha sonra gelen "eller" anlamındaki kelimenin yerini tutmakta ve burada ellerin boyuna bağlanmış halinden söz edilmektedir. [20]

    10. âyette, Hz. Peygamber'in inkarcılıkta direnenleri iman dairesine sokmakla yükümlü olmadığına, bu gibilerin kendi tercihlerinin sonucuna katlanmak zorunda kalacaklarına işaret edilmektedir[21]



    TEFSİRİN DEVAMI İSTENDİĞİNDE EKLENECEKTİR


  4. 18.Kasım.2013, 11:00
    2
    Moderatör



    36

    Yâsîn Sûresi Hakkında Bilgi

    İndiği Yer :

    Mekke

    İniş Sırası :

    41

    Âyet Sayısı :

    83

    Nüzulü


    Mushaftaki sıralamada otuz altıncı, İniş sırasına göre kırk birinci sûredir. Cin sûresinden sonra, Furkan sûresinden önce Mekke'de inmiştir. Yerinde açıklanacak bir sebeple 12. âyetin Medine'de indiğini ileri sürenler de olmuştur.[1]



    Âdı



    Sûre, adını iki harften ibaret olan İlk âyetinden almıştır. Birinci âyetin tefsiri yapılırken bunun anlamı üzerinde durulacaktır. [2]



    Konusu



    Hz. Muhammed'in (s.a.) hak*peygamber olduğu ona indirilen Kur'an deliliyle desteklenerek açıklanır; başka peygamberlerin tevhit mücadelelerinden bîr kesit verilerek bu uğurda büyük sıkıntılara katlanan Resûl-i Ekrem ve ona tâbi olanlar teselli edilir. Allah Teâlâ'nın birlik ve kudret delillerine ve evrendeki yaratılış sırlarına dikkat çekilerek öldükten sonra dirilme gerçeği ve bunun sonuçlan üzerinde durulur. Râzî'nin belirttiği üzere bu sûrenin, İslâm inançlarının üç temel umdesinin (Allah'ın birliği, peygamberlik ve âhiret) en güçlü delillerle işlenmesine hasredildtği söylenebilir. Şöyle ki: 3. âyette -devamındaki delillerle teyit edilerek-peygamberlık müessesesi üzerinde durulmuş; müteakip âyetlerde Allah'ın birliği ve eşsiz gücü, öldükten sonra dirilmenin ve ilâhî huzurda yargılanmanın kaçınılmazlığı ortaya konmuş, son âyette de yine bu iki nokta (vahdaniyet ve haşir) özetlenmiştir. Kur'an'dan bu ölçüde de olsa nasibini alan kimse artık kalbinin payı olan imanı elde etmiş demektir ki bunun tezahürleri de diline ve davranışlarına yansıyacaktır (XXVI, 113). [3]



    Fazileti



    Hadis kaynaklannda Hz. Peygamber'den Yâsîn sûresinin faziletine dair nakledilmiş sözler yer alır. Bunlardan biri şöyledir: "Her şeyin bir kalbi vardır;Kur'an'ın kalbi de Yâsîn'dir"[4] İbn Abbas'ın da -bu sûrenin son âyeti hakkında- "Yâsîn'in ve onu okumanın niçin bu kadar faziletli olduğunu bilmiyordum; meğer bu âyetten dolayı imiş" dediği nakledilir. [5] Hadislerin sıhhat durumu tartışmalı olmakla beraber, öteden beri İslâm âlimleri Resûlullah'ın bu sûreye özel bir ilgi gösterdiği kanaatini taşımışlar ve müslümanlar da Kur'an tilâvetinde ona ayrı bir yer vermişlerdir. Bu sebepte Yâsîn sûresi için Özet tefsirler kaleme alınmıştır. [6]



    Meali



    Rahman ve rahim olan Allah'ın adıyla... 1. Yâ-sîn. 2. Hikmet dolu Kur'an'a andoisun; 3-4. Ki sen kesinlikle, dosdoğru bir yolda yürümek üzere gönderilmiş peygamberlerden birisin. 5-6. (Bu kitap) azız ve rahim olan Allah tarafından ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir, 7, Andoisun kî onların çoğu hakkında o söz gerçekleşecektir; çünkü onlar îman etmeyecekler, 8. Biz onların boyunlarına çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik, bu yüzden kafaları yukarı kalkık durmaktadırlar, 9. Onların önlerinden bir set, arkalarından da bir set çektik, böylece sözlerim perdeledik; artık görmezler, 10. Kendilerini uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, asla iman etmezler. 11. Sen ancak o zikre uyanı ve görmediği halde Rahmân'dan korkup sayanı uyarabilirsin. İşte böylesin) hem bir af hem de değerli bir ödülle müjdele. 12. Şüphesiz ölüleri diriltecek olan biziz. Onların gelecek için yaptıktan her şeyi re bıraktıkları her izi de yazmaktayız. Zaten biz her şeyi apaçık bir ana kitaba kaydetmişindir. [7]



    Tefsiri



    1. Tâhâ sûresinin ilk âyetinde olduğu gibi buradaki iki harfin mahiyeti ve anlamı hususunda da müfessirler arasında iki eğilim bulunmaktadır. Bir anlayışa göre bunlar, bazı sûrelerin başında yer alan ve ayrı ayn okunduğu için "hurûf-i mu-kattaa" diye adlandırılan harflerdendir. [8] Dİ-ğer eğilime göre ise "yâsîn" ayrı iki harf değil, anlamı olan bir kelimedir. Bu eği-'Lim içinde kuvvetli bulunan görüşe göre bu kelime Arapça'nın bazı lehçelerinde "Ey kişi, ey insan!" anlamına gelmektedir; burada kendisine hitap edilen kişi ise Hz. Muhammed'dir. Hatta Saîd b. Cübeyr'den, bunun Resûlullah'ın isimlerinden biri olduğu da rivayet edilmiştir. [9] Bu kelimenin Allah'ın isimlerinden biri olup burada o isme yemin edildiği, söze başlama ifadesi ve Kur'an'ın isimlerinden olduğu görüşleri de vardır. [10]



    2-5. Araplar'da yalan yere yemin etmenin dünyanın harabına yol açacak kadar ağır bir kötülük olduğuna inanılırdı. Resûl-i Ekrem de bir hadisinde bu anlayışı teyit etmiştir. İşte bu âyetlerde Hz. Muhammed'in gerçek bir peygamber olduğu bir yenline bağlı olarak ifade edilmektedir; üzerine yemin edilen ise muhatap-lannca kendileri tarafından bîr benzerinin ortaya konamayacağı anlaşılmış bulunan eşsiz mucize Kur'an-ı Kerîm'dir. [11]

    "Hikmet dolu" diye çevrilen 2. âyetteki hakîm kelimesi, "muhkem, sağlam; öğütleri, buyruk ve yasaklan yerli yerince olan" şeklinde de anlaşılmıştır. [12]



    6. Genellikle müfessirler, "ataları uyanlmamış" ifadesiyle, Hz. Muham-med'in ilk muhatap kitlesi olan Kureyş ve çevresindekilere yakın zamanlarda bir peygamber gönderilmemiş olduğuna işaret edildiği kanaatindedirler. [13] Mealde esas alınan bu mâna burada geçen "mâ" kelimesinin olumsuzluk edatı sayılmasına göredir. Bu kelimenin mahiyeti ve cümledeki rolü konusundaki farklı kanaatlere göre âyetin aynı kısmına "ataları uyarılmış" veya "atalarının uyarıldığı şeyle" anlamı da verilebilir. Bu takdirde geçmiş devirlerdeki bütün insanlar kastedilmiş olur [14]Yine bu yaklaşıma göre cümlenin devamı ile uyumu açısından mealin "Ataları uyarılmış ama kendileri gaflet içinde bulunan bir toplumu uyarasın diye" şeklinde olması gerekir. [15]



    7. Tefsirlerde genellikle, gerçekleşeceği belirtilen "söz"den maksadın Hûd 11/119 ve Secde 32/13 âyetlerinde geçen Allah Teâlâ'nm "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım!" şeklindeki yemin ifadesi olduğu belirtilir. [16]



    8-10. İlk âyette inkârda direnenlerin durumuna ait temsilî bir anlatıma yer verilmiştir. Bunun inkarcıların âhiretteki halleriyle İlgili bir ifade olduğu da ileri sürülmüştür. Fakat müteakip âyette gözlerine perde indirildiğinin ve artık görmediklerinin belirtilmesi bu yorumu zayıflatmaktadır, zira kıyamet günü inkarcılar kendi durumlarının ne kadar kötü olduğunu çok iyi göreceklerdir. [17]

    8 ve 9. âyetlerdeki tasvir için yapılan izahları şöyle özetlemek mümkündür: Pek çok açık kanıta rağmen inatla inkarcılıklarını sürdürenler öyle iç ve dış etkenler, öyle psikolojik ve sosyolojik şartlar ve alışkanlıklarla kuşatılmışlardır ki, boyunlarına çenelerine kadar dayanan boyunduruklar geçirilmiş gibidirler; kafaları yukarı kalkık, gözleri aşağıya kaymıştır; hangi yöne dönseler hidayet ışığına uzaktırlar; böbürlendikleri ve nefislerine tutsak oldukları için Fussilet sûresinin 53. âyetinde sözü edilen delilleri, gerek kendilerini çevreleyen dış âlemdeki gerekse ruhî ve biyolojik yapılarındaki kanıtlan artık göremezler. Boyunlarına halkalar geçirildiğinin belirtilmesi, insanın fıtratına yerleştirilen cebrî bir durumdan değil, onların kendi işledikleri suçtan ötürü gördükleri bir karşılıktan söz edildiğini gösterir; zira bunlar birer cezalandırma aracıdır, ceza ise suçun karşılığıdır. [18] Bazı müfessirlere göre 8. âyette, inkarcıların bu tutumlarının onları sahip oldukları imkanlardan başkalarını yararlandırmaktan ve Allah yolunda harcama yapmaktan da alıkoyduğuna işaret edilmektedir[19]

    Halkaların çenelere kadar dayandığı belirtilirken kullanılan "onlar" zamiri bazı müfessirlere göre daha sonra gelen "eller" anlamındaki kelimenin yerini tutmakta ve burada ellerin boyuna bağlanmış halinden söz edilmektedir. [20]

    10. âyette, Hz. Peygamber'in inkarcılıkta direnenleri iman dairesine sokmakla yükümlü olmadığına, bu gibilerin kendi tercihlerinin sonucuna katlanmak zorunda kalacaklarına işaret edilmektedir[21]



    TEFSİRİN DEVAMI İSTENDİĞİNDE EKLENECEKTİR





+ Yorum Gönder