Konusunu Oylayın.: İbnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda bilgi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İbnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda bilgi
  1. 22.Aralık.2009, 18:51
    1
    Misafir

    İbnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda bilgi






    İbnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda bilgi Mumsema İbnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda ile ilgili bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 22.Aralık.2009, 18:51
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Ocak.2010, 09:09
    2
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: Ibnü'l-mukaffa'nın Takdimi güven konusunda bilgi




    KİTABI ÇEVİREN ABDULLAH İBNÜ'L-MUKAFFA'NIN TAKDİMİ

    Bu eser, Kelile ve Dimne kitabıdır Hint bilginleri bu
    kitabı "mesel" ve anlatılardan meydana getirdiler
    Bulabildikleri en etkili sözleri, canlarının istediği gibi bu
    mesel ve anlatıların arasına sokma fikri ilham olundu
    onlara Her ulusun bilginleri, kendilerinden akıl
    danışılmasını istemişlerdir dâima Bu iş için çeşitli yollara
    başvurarak kendi kendilerine sebepler îcat etmeye
    çalışmışlardır Bu eserin de hayvanların, kuşların ağzından
    dökülüşü söz konusu sebep ve vesilelerdendir Böylece bazı
    avantajlar bir araya gelmiş oldu onlar için Bilginler sözü
    çekip çevirme imkanına ve yararlanacakları kaynaklara
    kavuştular Kitap ise bilgelikle oyunu bir araya getirmiş
    oldu: Aklı uz olanlar eseri içindeki hikmetten ötürü tercih
    etti; aklı az olanlarsa eğlenceli geldiği için seçti bunu Yeni
    yetme öğrenciler gönüllerinin meylettiği kısımları
    ezberlemede pek hevesli davranmışlarsa da "ne idüğünü"
    anlayamamışlardı! Hattâ tek bildikleri, bu eserden "şöyle
    yaldızlı bir makale" elde ettikleridir Bu durumda onlar,
    ergenlik dönemini tamamladığında ebeveyninin kendisine
    hazineler yığdığını, gelir getiren binalar bağladığını gören ve
    bu sayede geçimini temin için çalışmaya ihtiyacı kalmadığını
    düşünen adama benzemektedirler, işte böyle alelade göz
    gezdirdikleri hikmet, edebiyatın diğer türlerinden
    alıkoymuştur o çömezleri!
    Bu kitabı okuyan, hangi sebeplerden ötürü kaleme
    alındığım bilmeli okuduğunun Yazar sözü hayvanlara,
    dilsiz varlıklara isnad ederek çeşitli örnekler getirirken neyi
    amaçlıyordu acaba?
    Okuyucu böyle davranmazsa hiç ama hiç anlayamaz
    bunca kavramdan neyin kastedildiğini ve hangi meyvelerin
    devşirileceğini! Kitabın içerdiği başlıklardan nasıl bir semere
    elde edeceğini de bilmez Zaten onun amacı, ne dediğini
    anlamadan kitabı sonuna kadar okumaksa kitap hiçbir yarar
    sağlayamayacaktır kendisine
    Okuduğu şeylere dâir görüş üretmeden ve kafasını
    çalıştırmadan ilimleri yığan, kitapları yutan kişi ancak şu
    adamın durumuna düşer: Bilginler onun çöller aştığını,
    sonunda hazine izlerine rastladığını, kazıp araştırdığında da
    altın ve gümüş sikke bulduğunu; kendi kendine "Bu malı
    azar azar taşırsam uzun sürer; nakil ve elde tutma işiyle
    uğraşırsam, kavuştuğumun tadına varamam En iyisi onu
    evime taşıyacak gruplar kiralayayım, ben de onların
    ardından geleyim Hem geride kafamı kurcalayacak bir şey
    kalmaz, hem de onlara ödeyeceğim azıcık bir ücretle kendimi
    yorulmaktan kurtarırım!" dediğini anlatmaktadırlar
    İşte bu adam hamallar tutuyor, herbirine
    taşıyabileceği kadar yük veriyordu ama hamal tayfası
    aldığını kendi evine götürerek bir köşeye yığıyordu!
    Nihayet hazînede bir şey kalmayınca adam, en sonuncu
    hamalın peşinden gitti ve kendi evine geldi Fakat orada ne
    az, ne çok hiçbir şey bulamadı! Hamalların her biri
    taşıdığını kendi evine almıştı çünkü Hazîne bulucuya da
    zahmet ve yorgunluktan gayrı bir şey kalmadı, tedbirsiz
    davranıp neticeyi düşünmediği için!
    Bu kitabı okuyup muhtevasını anlamayan, dış ve iç
    yüzündeki maksattan habersiz kalan kişi de böyledir: ilk
    anda gözüne çarpan yazı ve nakıştan bir yarar temin
    edemez, hiç bir şey sezemez Kendisine gayet sert bir ceviz verilen adamın,
    onu kırmadıkça istifâde imkânı elde edememesi gibi!
    Mevzu ile ilgili bir örnek de insanların nasıl etkili
    konuştuğunu merak edip güzel kelâmın yöntemim bilen bir
    dostuna gelerek bu işi öğrenmeye muhtaç olduğunu duyuran
    adamdır Dostu ona san bir kağıt üzerine etkili sözün
    kurallarını, yöntemini, çeşitlerini yazmış; o da kağıdı evine
    getirerek anlamını bilmeden tekrarlamış ve ezberlemiş
    yazılanları Sonra bir ilim ve sohbet meclisinde söze
    katılınca hatalı bir kelime çıkmış ağzından Biri seslenivermiş:
    — Yanlış yaptın! Doğrusu senin söylediğin gibi değil!
    Adam:
    — Sarı sayfayı okudum, evimdedir o; nasıl yanlış yaparım ki? demiş Özrü kabahatinden büyük olmuş bu lafıyla
    Ve bu olaydan sonra kara cahilliğe biraz daha yaklaşmış,
    edebiyat ve zarafetten uzaklaşmış
    Akıllı kişi bu kitabı idrak edip sonuna kadar okuyunca,
    kendisine yarar getirmesi için bildiğini uygulaması, bilgisi
    doğrultusunda iyi bir numune haline gelmesi gerekir Bunu
    beceremezse şu adam gibi olur:
    Anlatılanlara göre adamın biri uyurken hırsız
    duvardan atlayıp onun evine girmiş Ev sahibi bundan
    haberdar olmuşsa da kendi kendine:
    — Vallahi herifin ne yapacağını görmek için sesimi kesecek, onu tedirgin etmeyecek ve haberim olduğunu hissettirmeyeceğim Tam arzusuna kavuştuğunda ansızın dikilip
    hevesini kursağında bırakacağım! demiş
    Adam böyle eydinip dururken hırsız da boş durmuyor,
    sıkı çalışıyordu Bulduklarını bir yerde toplamak için ileri
    geri turlar atıyordu O işi uzatınca ev sahibi de uyuya kaldı
    Hırsız emeline ulaşarak gönül huzuru içinde çekip gittikten
    sonra beriki uykusundan uyandı Baktı ki herif ne bulduysa
    çuvalına doldurmuş gitmiş, kendini kınadı Hırsızın evde
    olduğunu bilmesinin, ona hiçbir fayda sağlamadığı
    kafasına
    dank etmişti ama geçen geçmişti artık ve o bilgisini gereği
    gibi kullanamamıştı
    Bilginin ancak uygulama ile tamamlandığını söylerler
    Bilgi ağaç, onu pratiğe dökmek ise meyve devşirmek gibidir
    Gerçekten bilgiyi elde eden, yararını görmek için bildiğim
    kullanandır Bilgisini kullanmazsa ona bilgin denmez
    Ayrıca bir kimsenin tehlikeli yolu tanıyıp bile bile oradan
    yürümesi, onun kara cahilliğini, aymazlığını gösterir! Kim
    bilir o adam kendini sorgulasa hiç bilmeden korkulu yola
    giren kişiden -zarar ve eziyeti- daha iyi bildiğini ama arzulan
    yüzünden basiretinin köreldiğini anlar* Kim, arzularına
    boyun eğer de kendi denemediği veya başkasının gösterdiği
    [doğru] işi yapmaktan yüz çevirirse şu hastaya benzer:
    Bu hasta yiyeceğin ve içeceğin kalitelisini kötüsünden,
    hafifini ağırından ayırabiliyordu ama oburluk onu kötü
    yemekler atıştırmaya sevk etmiş, derdini izâle edecek
    taamları da bir kenara atıvermişti
    İşin iyisini bırakıp kötüsünü seçerek hiç bir mazerete
    sığmayacak adam, kaliteliyi kalitesizden ayırt etme
    yeteneğine sahip olandır Tut ki biri kör diğeri sağlam iki
    adam kazara çukura düştüler Eh, çukurun dibinde olma
    bakımından ikisi de aynı konumdadırlar lâkin millet onları
    seyrettiğinde körü mazeretli sayar, sağlamı o kadar
    kayırmaz! Birinin herşeyi ayan beyan göreceği iki gözü var,
    diğeri ise hangi tehlikeye doğru yürüdüğünü bilmiyor
    Bilgin adam işe kendinden başlamalı ve ilmiyle amel
    etmeli, yetiştirmelidir kendini Bilginin amacı olmalıdır:
    kendisinden su içildiğinin bilincinde olmayan bir göl ya da
    sanatını olağanüstü güzel bir şekilde, lâkin şuursuzca icra
    eden ipekböceği gibi olmamalıdır kişi Bu durumda başkasına
    yardım ediyordur, kendine değil
    Bazı nüshalarda ikinci kişi için de bilmek fiili kullanılmıştır O zaman
    yanlış mana çıkar ve mukayese imkânı kalmaz, lâkin bu tür nüshalara
    uyularak yapılan yanlış çeviriler de vardır
    Bilgi peşinde koşan önce kendine öğüt vermeli, sonra
    kitaplara dalmalıdır Bu dünyada yaşayan insan güzel olan
    her şeyi bulduğu yerde kapmalıdır: Bilgi, servet ve iyi
    davranış bunlardandır
    Bilgin insan kendinde bulunan kusurun aynısını
    taşıyan muhatabım, bu kusur yüzünden ayıplayamaz
    Körü, "görmüyor" deyip ayıplayan köre benzer!
    Bir işin ardına düşen, mutlaka bir hedef ve sınır tayin
    etmelidir kendine Bu minval üzere çalışmalı, sınıra varınca
    durmalıdır Daha [başka şeylere] dalmamalı, daha fazla
    istememelidir Çünkü eskilerin sözüdür: menzil
    belirlemeksizin giden kişinin bineği er geç yorulup çöker
    İnsan, kendinden önce kimsenin elde edemediği
    sınırsız gölgenin peşinde koşmamak, bu yüzden
    üzülmemeli ve dünyasını âhiretine tercih etmemelidir
    Zîrâ ruhunu ihtiras ve boş gayelerden azat eden kimse,
    ayrılık hâlinde fazla yazıklanmaz Derler ki iki şey vardır
    herkese yakışan: Allah'a kul olmak ve helal servet Bir de hiç
    kimseye hayır getirmeyen diğer iki nitelikten bahsedelim:
    Hükümdarın otoritesine ortak olmak, bir erkeğin karısını
    paylaşmak İlk iki nitelik, içine atılan her odunu yiyip
    bitiren sıcacık ateş gibidir Diğer iki şey ise ebediyen
    birleşmeyecek olan ateş ve su gibidir
    Akıllı insan kaderi ve kudreti dahilinde olmayan bir
    şeyi kaçırdığı için yanıp yakılmaz, kendini yermez Kim bilir
    Allah Teâlâ ona hiç hesap etmediği bir yerden çok hoş bir
    ikramda bulunacaktır İşte bunun örneği:
    Bir adam yokluk, açlık ve çıplaklığın pençesine
    düşmüştü Akraba ve arkadaşlarından dilenmeye mecbur
    olduysa da hiç kimsede ona verecek fazladan bir eşya
    çıkmadı
    İşte bu adamın evine hırsız girdi geceleyin
    — Evimde bir şey yok ki korkayım, hırsız kendini
    yorsun! diyordu Hırsız ise evde dolaşırken buğday dolu bir
    heybe buldu ve kendi kendine:
    Vallahi bu geceki mesâimin boşa gitmesine gönlüm
    razı olmaz! Belki ikinci bir işe de çıkamam İyisi mi şu
    buğday torbasını kapıp gideyim! dedi Öte yandan ev sahibi
    de kendi kendine:
    — Bu herif buğdayı götürüyor! Geride başka bir şey de
    kalmadı zaten! Eh, çıplaklığımız yetmiyormuş gibi kursağımıza idareyle indirdiğimiz üç beş deneden de mahrum olacağız herhal! Vallahi bir yanda açlık öbür yanda açıklık; bu iki
    belâ, defterini dürer insanın! diyordu Böyle böyle söylendik
    ten sonra başucundaki bastonu kaptığı gibi:
    — Hırsız var, hırsız var! diye bağırmaya başladı
    Beriki apar topar koştu, başka çaresi yoktu çünkü
    Gömleğim bile oracıkta terkederek gitti Ev sahibi de gömlek
    kazanmış oldu bu tecrübeden! Ancak kişi bu tür örneklere
    dayanıp da geçimini düzeltmesi için gerekli olan tedbir ve
    çabayı bir kenara atmamalıdır Kaderin yardım ettiği,
    talihli kişiye de bakmamalı Böyleleri gayet azdır
    insanların arasında Genel çoğunluk, işini halletmek için
    habire çalışan; binbir zahmet ile kendini yoran kimselerden
    oluşur İnsan, gözünü temiz kazanca ve faydalı olana
    dikmeli; yorgunluktan gayrı hiçbir şey getirmeyen boş
    heveslere düşmemelidir Böyle yaparsa şu güvercine
    benzemiş olur:
    Bir güvercin cücük çıkarmış lâkin biri gelip onun
    yavrusunu almış ve kesmiştir Bu böyle devam etmiş:
    güvercin tünemiş, cücük etmiş; öteki gelip kaçırmıştır
    Nihayet adam güvercini de bir çırpıda yakalayıncaya kadar
    sürmüştür bu
    Derler ki Hak Teâlâ her şeyin sınırım belirlemiştir Bu
    sınırı aşanlar emellerine ulaşamazlar
    Derler ki hem dünya hem de âhiret için çaba gösteren
    kişinin yaşamı, onun lehine ve aleyhine neticelerle doludur
    Lâkin sadece dünyası için gayret eden ise neticede kendi
    aleyhine sonuçlar doğuracak bir yaşam sürmüş olur
    Derler ki dünyada yaşayan insanın mutlaka düzene
    sokması ve uğrunda yoğun çaba göstermesi gereken üç şey
    vardır:
    Birincisi geçimi, ikincisi insanlarla ilişkisi, üçüncüsü ölümden
    sonra onu hayırla yâd ettirecek güzel işler yapmasıdır
    Derler ki üç özellik kim de varsa onun işleri rast gitmez:
    Birincisi tembellik ve ihmal, ikincisi fırsatları kaçırmak,
    üçüncüsü her habere inanmak Öyle duyurucular var ki
    getirdiği haberi anlamış, lâkin doğru olup olmadığını
    bilmeden inanıvermiştir ona! Halk içinde böyle davranan üç
    zümre vardır:
    Başkasının tecrübe yoluyla inandığı şeye kendisi de o
    tecrübeyi yaşamış gibi inanan, inanmaya devam eden
    Aslı nedir, hiç bilmeden tecrübe ettiği şeylere tamamen
    inanan
    Çözemediği, karmaşık bulduğu şeylere inanan
    Akıllı insan öz meyillerini dahi kuşkuyla karşılamalı,
    herkesin dediğini kabul etmemelidir Çözemediği mesele
    aydınlanıp hakikat ortaya çıktığında o artık hatalı görüşte
    ısrar etmemelidir Doğruyu bırakıp yanlışta ilerleyen ve her
    adımında biraz daha boşa yorulup hedefinden uzaklaşan
    kişi gibi olmamalıdır akıllı insan Kör olma ihtimali bile
    olsa gözüne kaçan şeyi oğuştura oğuştura çıkarmaya çalışan
    kişi gibi de olmamalıdır
    Akıllı insan kaza ve kadere inanmalı, olgun ve
    soğukkanlı davranmalı, kendisi için istediğini başkaları için
    de istemeli; kendi düzeninin yürümesi için başkalarının
    işlerini bozmamalıdır Başkalarının düzensizliği sayesinde
    kendi dirlik ve düzenini sağlayan adam; şu tüccarın,
    arkadaşından dolayı uğradığı musibete uğrar:
    Anlatılanlara göre bir tacir ortağıyla beraber dükkan
    kiralamış ve ikisi de mallarını oraya koymuşlar Birinin evi
    dükkana gayet yakın olduğu için arkadaşının yüklerinden
    bir kısmını yürütmeye karar vermiş ve çeşitli kurnazlıklar
    düşünerek şöyle demiş kendi kendine:
    — Bu iş için geceleyin sızarsam farkına varmadan
    kendi yükümü veya torbamı alırım; boş yere zahmete
    katlanmış olurum
    Böyle düşünerek cübbesini, gözüne kestirdiği yükün
    üstüne bırakıvermiş ve eve dönmüş o gün
    O gittikten sonra yüklerini düzeltmek için dükkana
    gelen öteki ortak, arkadaşının giysisini kendi eşyası
    üstünde görünce:
    — Vallahi bu elbise bizim ortağın Galiba burada
    unutmuş Hele alayım şunu da onun torbalarından birinin
    üzerine koyayım Belki benden önce gelir dükkana elbisesini
    istediği yerde bulur! deyivermiş
    Sonra giysiyi arkadaşının yükünün üstüne
    bırakıvermiş, dükkanı kapatıp evine dönmüş
    Hava karardığında beriki kendi niyetiyle ilgili olarak
    anlaşma yaptığı ve taşıma ücretini verdiği bir adamla girmiş
    dükkana Elbiseyi yoklayınca bir torbanın üzerinde
    buluvermiş Hemen torbayı sırtlamış, yanındakinin
    yardımıyla işyerinden çıkarmış; eve kadar sırayla
    taşımışlar Herif yorulup yatağa atmış kendini ve sızmış
    Gün ağarırken getirdiği yüke bakınca kendi eşyasıyla
    karşılaşmasın mı? Derin bir pişmanlık hissiyle yanarak
    dükkana yürümüş
    Öte yanda ortağı meğer daha erkenden gelivermiş
    dükkana Arkadaşının yükünün kaybolduğunu görünce
    üzülmüş adamcağız:
    — Vay benim kara bahtım! Şimdi ne cevap vereceğim o
    altın kalpli dostuma? Malını bana emânet etmişti Onun nez
    dinde kaç paralık oldum ben! Biliyorum, beni suçlayacak
    mutlaka Ama söz veriyorum kendime, zararını ödeyeceğim!
    diye söylenip durmuş
    Öteki gelince berikini melûl mahzun bularak merakla
    sormuş sebebini Ve cevap gelmiş:
    — Yükleri yokladım Senin bir yükün kayıptı Kuşkusuz beni suçlayacaksın! Tamam, zararı kesinlikle karşılayacağım
    Malı götüren konuşmuş:
    — Dostum! Üzülme! İnsanın yapabileceği en kötü şey
    hıyanettir Tuzak ve hile asla iyiliğe ulaştırmaz insanı Kim
    yaparsa bunları, asıl aldanan o olmuştur dâima! Haksızlık
    neticede sahibine döner Kandıran, kazık atan, hile yapan
    benim!
    Arkadaşı irkilerek sormuş:
    — Nasıl oldu yani?
    Öteki durumu açıklamış, hikâyesini anlatmış Masum
    arkadaş biraz duraksayarak:
    — Senin durumun, hırsızla tacirin öyküsüne benziyor!
    demiş
    — Nasıl o hikâye? diye sormuş öteki Beriki başlamış
    söze:
    — Anlatılanlara göre bir tacirin evinde biri buğday, diğeri altın dolu iki heybe varmış Yankesicilerden biri gözlemeye başlamış adamı Nihayet tacirin işi çıkmış ve evinden
    ayrılmış Hırsız, fırsat bu fırsat deyip adamın yokluğundan
    yararlanarak dalmış eve, saklanıvermiş bir köşeye Ortalığı
    kollayıp altın dolu heybeyi almaya niyetlenince yanlışlıkla
    buğdaylı heybeyi kapmış, içinde çil çil altın var sanıyormuş!
    Uflaya puflaya binbir zahmetle heybeyi eve getirip açınca anlamış gerçeği ve içi gitmiş
    Bu hikâyeyi dinleyen hıyânetçi adam:
    — Hiç de uzak bir örnek vermedin, kıyası da doğru yaptın! Sana karşı işlediğim suçu itiraf ediyorum Bu, öyle ağır
    geliyor ki bana! Ah şu nefis, ne kadar da alçak şeylere sevke der insanı!
    Böylece iyi ortak, ötekinin özrünü kabul ederek onu
    kınamayı bırakmış ama ona güvenmemiş bir daha Hâin
    ortaksa ne denli çirkin davrandığını, nasıl câhilce bir işin
    peşine düştüğünü ayan beyan anladığında sadece nedamet
    kalmış avucunda
    Bu kitabımıza bakar, resim ve süsleri görmek için art
    arda sayfaları çevirme gayesinde olmamalıdır Tam aksine,
    eserin bitimine değin içerdiği tüm örnek ve hikâyeleri iyi
    görmeli, her kelime ve örneğin üzerinde durarak fikir
    üretebilmeli, hulâsa şu üç kardeş gibi olmalıdır:
    Babalarından hayli yüklü bir servet alan üç kardeş
    varmış Malı aralarında bölüştükten sonra iki büyük
    kardeş kendi hisselerini hızla tüketmeye başlamışlar
    Saçma sapan harcamalarla sıfıra gelmişler En ufak ise
    ağabeylerinin harvurup harman savurarak tüm mallarını
    bitirdiklerini görünce öğüt vermiş benliğine:
    — İnsanoğlu, serveti iyi halde olmak, geçimini
    düzgünce yürütmek, dünyâsını doğrultmak, insanların
    gözünde iyi bir statü kazanmak, onlara muhtaç olmamak,
    akrabayı gözetmek, evlâd u ıyâli doyurmak, dostlara ikram
    etmek gibi münâsip yollarda harcamak için mal toplar Bu
    iş için elinden geleni yapar, her çareye başvurur Mala
    sahip olduğu halde sağduyuya göre harcama yapmayan
    adam, zengin olduğu halde fakir hükmünde olan kişi gibidir
    Gerçekten malını güzelce tutan ve iyi yönlendiren kişi iki
    şeyden mahrum olmaz asla: Hep elinde tuttuğu bir dünyâ ve
    buna ilâveten övgüler
    Bahsi geçen uygun yollar dışında para harcayan adam
    çok geçmeden bitirir elindekileri Hüsran, ziyan ve
    yıkılmışlık hissiyle durur ortada
    Benim yapmam gereken, bu serveti elimde iyi
    tutmamdır Zira ben malımın hem bana hem de
    kardeşlerime yarar sağlayacağını umuyorum Neticede şu
    servet, benim ve onların babasının malı değil midir? Uzak
    bile olsalar akrabayı gözetmek cömertliğin en güzelidir, bu
    adamlar da benim ağabeylerim olduğuna göre elbette en
    layık olanlardır ihsana!
    İşte, küçük kardeş kendi kendine bu uzun konuşmayı
    yaptıktan sonra hemen haber saldı, kardeşlerini çağırdı ve
    onlarla bölüştü servetini
    Bu kitabı okuyan hiç bıkmadan, sıkılmadan ince ince
    düşünmeli; zengin mânâları bulmaya çalışmalıdır
    Sanmasın ki iki hayvanın kurnazlığının ya da bir arslanla
    öküzün
    konuşmalarının aktarılması, elinizdeki eserin gayesidir!
    Böyle davranırsa asıl maksadı anlamamış olur Bunun
    örneği şu avcıdır:
    Körfezde balık tutan avcı bir gün suyun dibinde parıl
    parıl parlayan güzel bir sedef görmüş ve değerli bir mücevher
    sanmış onu Daha önce ağıyla denizden yakaladığı günlük
    rızkı olan balığı fırlatıvermiş kenara Ve sedefi almak için
    atlayıvermiş deryaya Nihayet sedefle beraber sudan
    çıkınca bir de bakmış ki bomboş, yaldızlı şeydir elindeki
    İçinde varsaydığı [inci] de yok! Hırsı ve açgözlülüğü
    yüzünden daha önce elde ettiğini de kaybetmiş ya; hakîkaten
    pişman olmuş, üzülmüş
    İkinci gün oradan daha uzakta bir yere ağ atmış ve
    küçük bir balık yakalamış Bu arada yine parlak ama
    kıymetli bir sedef gördüyse de hiç aldırmamış "değersizdir"
    diyerek bakmamış Oradan geçen diğer bir balıkçı o sedefi
    almış ve hazine değerinde muhteşem bir inci bulmuş içinde!
    İşte, kitabımızın muhtevasını ince düşünmeden,
    mânâların taşıdığı sırları ve içyüzü değil dış kabuğu alan
    karacâhiller de böyledir Eserimizin sadece eğlendirici
    yönlerim arayan kişi şu adama benzer:
    Eline verimli ve temiz bir arazi, sağlam bir tohum
    geçen adam derhal ekmiş ve sulamış toprağını Ürün alma
    zamanı yaklaşınca sadece çiçek toplamak ve diken kesmekle
    harcamış [değerli] vaktini Bu yüzden daha yararlı olanı
    bırakmış, esas ürünü çürütmüş
    Bu kitabı ince ince süzen kişi, dört amacın güdüldüğü
    nü bilmelidir:
    Evvelâ, eğlence oyun arayan gençler seve seve
    okuyabilsin diye aslında düşünceden yoksun olan
    hayvanların diliyle yazılmıştır Bu yolla gençlerin gönülleri
    kitaba meyletmiş olacaktır Hayvanların onca kurnazlığı
    yapmaları da bu hedef içindir
    İkinci olarak, hükümdarların gönüllerinde bir dost ve
    yoldaş gibi telakki edilmesi için hayvanların fikirleri rengârenk, çeşit çeşit ortaya konmuştur Hükümdarlar, bu
    şekillere bakarak eğlenecek ve kitabı daha çok seveceklerdir
    Üçüncü olarak, saydığımız nitelikleri sayesinde
    hükümdarlar ve sıradan insanlar nezdinde sevilen bir eser
    haline gelen kitabımızın nüshalarının çoğaltılması
    hedeflenmiştir Günlerin art arda akmasına rağmen
    eserimizin hep dinç ve okunuk kalmasını sağlayacaktır bu
    özellik! Ayrıca hem resimleyiciler hem de nüsha çıkartanlar
    daimî bir ekmek parasına kavuşmuş olacaklardır
    Dördüncü ve en mühim hedef, filozoflarla ilgilidir
    Özellikle onların işidir [bunu anlamak]
    Baktık ki İranlılar bu kitabı Hintçe'den Farsça'ya
    [=pehleviceye] çevirmişler, ayrıca Tabib Berzeveyh
    bölümünü eklemişler ama bizim şu bölümde anlattıklarımızı
    anlatmamışlar; hemen kaleme sarılıp bu bölümü koyduk
    kitaba, onu doğru okumak ve içindeki bilgileri en iyi
    biçimde anlamak isteyenler için
    Bunu iyi düşünürsen doğruyu bulursun inşal


  4. 07.Ocak.2010, 09:09
    2
    İsrâ



    KİTABI ÇEVİREN ABDULLAH İBNÜ'L-MUKAFFA'NIN TAKDİMİ

    Bu eser, Kelile ve Dimne kitabıdır Hint bilginleri bu
    kitabı "mesel" ve anlatılardan meydana getirdiler
    Bulabildikleri en etkili sözleri, canlarının istediği gibi bu
    mesel ve anlatıların arasına sokma fikri ilham olundu
    onlara Her ulusun bilginleri, kendilerinden akıl
    danışılmasını istemişlerdir dâima Bu iş için çeşitli yollara
    başvurarak kendi kendilerine sebepler îcat etmeye
    çalışmışlardır Bu eserin de hayvanların, kuşların ağzından
    dökülüşü söz konusu sebep ve vesilelerdendir Böylece bazı
    avantajlar bir araya gelmiş oldu onlar için Bilginler sözü
    çekip çevirme imkanına ve yararlanacakları kaynaklara
    kavuştular Kitap ise bilgelikle oyunu bir araya getirmiş
    oldu: Aklı uz olanlar eseri içindeki hikmetten ötürü tercih
    etti; aklı az olanlarsa eğlenceli geldiği için seçti bunu Yeni
    yetme öğrenciler gönüllerinin meylettiği kısımları
    ezberlemede pek hevesli davranmışlarsa da "ne idüğünü"
    anlayamamışlardı! Hattâ tek bildikleri, bu eserden "şöyle
    yaldızlı bir makale" elde ettikleridir Bu durumda onlar,
    ergenlik dönemini tamamladığında ebeveyninin kendisine
    hazineler yığdığını, gelir getiren binalar bağladığını gören ve
    bu sayede geçimini temin için çalışmaya ihtiyacı kalmadığını
    düşünen adama benzemektedirler, işte böyle alelade göz
    gezdirdikleri hikmet, edebiyatın diğer türlerinden
    alıkoymuştur o çömezleri!
    Bu kitabı okuyan, hangi sebeplerden ötürü kaleme
    alındığım bilmeli okuduğunun Yazar sözü hayvanlara,
    dilsiz varlıklara isnad ederek çeşitli örnekler getirirken neyi
    amaçlıyordu acaba?
    Okuyucu böyle davranmazsa hiç ama hiç anlayamaz
    bunca kavramdan neyin kastedildiğini ve hangi meyvelerin
    devşirileceğini! Kitabın içerdiği başlıklardan nasıl bir semere
    elde edeceğini de bilmez Zaten onun amacı, ne dediğini
    anlamadan kitabı sonuna kadar okumaksa kitap hiçbir yarar
    sağlayamayacaktır kendisine
    Okuduğu şeylere dâir görüş üretmeden ve kafasını
    çalıştırmadan ilimleri yığan, kitapları yutan kişi ancak şu
    adamın durumuna düşer: Bilginler onun çöller aştığını,
    sonunda hazine izlerine rastladığını, kazıp araştırdığında da
    altın ve gümüş sikke bulduğunu; kendi kendine "Bu malı
    azar azar taşırsam uzun sürer; nakil ve elde tutma işiyle
    uğraşırsam, kavuştuğumun tadına varamam En iyisi onu
    evime taşıyacak gruplar kiralayayım, ben de onların
    ardından geleyim Hem geride kafamı kurcalayacak bir şey
    kalmaz, hem de onlara ödeyeceğim azıcık bir ücretle kendimi
    yorulmaktan kurtarırım!" dediğini anlatmaktadırlar
    İşte bu adam hamallar tutuyor, herbirine
    taşıyabileceği kadar yük veriyordu ama hamal tayfası
    aldığını kendi evine götürerek bir köşeye yığıyordu!
    Nihayet hazînede bir şey kalmayınca adam, en sonuncu
    hamalın peşinden gitti ve kendi evine geldi Fakat orada ne
    az, ne çok hiçbir şey bulamadı! Hamalların her biri
    taşıdığını kendi evine almıştı çünkü Hazîne bulucuya da
    zahmet ve yorgunluktan gayrı bir şey kalmadı, tedbirsiz
    davranıp neticeyi düşünmediği için!
    Bu kitabı okuyup muhtevasını anlamayan, dış ve iç
    yüzündeki maksattan habersiz kalan kişi de böyledir: ilk
    anda gözüne çarpan yazı ve nakıştan bir yarar temin
    edemez, hiç bir şey sezemez Kendisine gayet sert bir ceviz verilen adamın,
    onu kırmadıkça istifâde imkânı elde edememesi gibi!
    Mevzu ile ilgili bir örnek de insanların nasıl etkili
    konuştuğunu merak edip güzel kelâmın yöntemim bilen bir
    dostuna gelerek bu işi öğrenmeye muhtaç olduğunu duyuran
    adamdır Dostu ona san bir kağıt üzerine etkili sözün
    kurallarını, yöntemini, çeşitlerini yazmış; o da kağıdı evine
    getirerek anlamını bilmeden tekrarlamış ve ezberlemiş
    yazılanları Sonra bir ilim ve sohbet meclisinde söze
    katılınca hatalı bir kelime çıkmış ağzından Biri seslenivermiş:
    — Yanlış yaptın! Doğrusu senin söylediğin gibi değil!
    Adam:
    — Sarı sayfayı okudum, evimdedir o; nasıl yanlış yaparım ki? demiş Özrü kabahatinden büyük olmuş bu lafıyla
    Ve bu olaydan sonra kara cahilliğe biraz daha yaklaşmış,
    edebiyat ve zarafetten uzaklaşmış
    Akıllı kişi bu kitabı idrak edip sonuna kadar okuyunca,
    kendisine yarar getirmesi için bildiğini uygulaması, bilgisi
    doğrultusunda iyi bir numune haline gelmesi gerekir Bunu
    beceremezse şu adam gibi olur:
    Anlatılanlara göre adamın biri uyurken hırsız
    duvardan atlayıp onun evine girmiş Ev sahibi bundan
    haberdar olmuşsa da kendi kendine:
    — Vallahi herifin ne yapacağını görmek için sesimi kesecek, onu tedirgin etmeyecek ve haberim olduğunu hissettirmeyeceğim Tam arzusuna kavuştuğunda ansızın dikilip
    hevesini kursağında bırakacağım! demiş
    Adam böyle eydinip dururken hırsız da boş durmuyor,
    sıkı çalışıyordu Bulduklarını bir yerde toplamak için ileri
    geri turlar atıyordu O işi uzatınca ev sahibi de uyuya kaldı
    Hırsız emeline ulaşarak gönül huzuru içinde çekip gittikten
    sonra beriki uykusundan uyandı Baktı ki herif ne bulduysa
    çuvalına doldurmuş gitmiş, kendini kınadı Hırsızın evde
    olduğunu bilmesinin, ona hiçbir fayda sağlamadığı
    kafasına
    dank etmişti ama geçen geçmişti artık ve o bilgisini gereği
    gibi kullanamamıştı
    Bilginin ancak uygulama ile tamamlandığını söylerler
    Bilgi ağaç, onu pratiğe dökmek ise meyve devşirmek gibidir
    Gerçekten bilgiyi elde eden, yararını görmek için bildiğim
    kullanandır Bilgisini kullanmazsa ona bilgin denmez
    Ayrıca bir kimsenin tehlikeli yolu tanıyıp bile bile oradan
    yürümesi, onun kara cahilliğini, aymazlığını gösterir! Kim
    bilir o adam kendini sorgulasa hiç bilmeden korkulu yola
    giren kişiden -zarar ve eziyeti- daha iyi bildiğini ama arzulan
    yüzünden basiretinin köreldiğini anlar* Kim, arzularına
    boyun eğer de kendi denemediği veya başkasının gösterdiği
    [doğru] işi yapmaktan yüz çevirirse şu hastaya benzer:
    Bu hasta yiyeceğin ve içeceğin kalitelisini kötüsünden,
    hafifini ağırından ayırabiliyordu ama oburluk onu kötü
    yemekler atıştırmaya sevk etmiş, derdini izâle edecek
    taamları da bir kenara atıvermişti
    İşin iyisini bırakıp kötüsünü seçerek hiç bir mazerete
    sığmayacak adam, kaliteliyi kalitesizden ayırt etme
    yeteneğine sahip olandır Tut ki biri kör diğeri sağlam iki
    adam kazara çukura düştüler Eh, çukurun dibinde olma
    bakımından ikisi de aynı konumdadırlar lâkin millet onları
    seyrettiğinde körü mazeretli sayar, sağlamı o kadar
    kayırmaz! Birinin herşeyi ayan beyan göreceği iki gözü var,
    diğeri ise hangi tehlikeye doğru yürüdüğünü bilmiyor
    Bilgin adam işe kendinden başlamalı ve ilmiyle amel
    etmeli, yetiştirmelidir kendini Bilginin amacı olmalıdır:
    kendisinden su içildiğinin bilincinde olmayan bir göl ya da
    sanatını olağanüstü güzel bir şekilde, lâkin şuursuzca icra
    eden ipekböceği gibi olmamalıdır kişi Bu durumda başkasına
    yardım ediyordur, kendine değil
    Bazı nüshalarda ikinci kişi için de bilmek fiili kullanılmıştır O zaman
    yanlış mana çıkar ve mukayese imkânı kalmaz, lâkin bu tür nüshalara
    uyularak yapılan yanlış çeviriler de vardır
    Bilgi peşinde koşan önce kendine öğüt vermeli, sonra
    kitaplara dalmalıdır Bu dünyada yaşayan insan güzel olan
    her şeyi bulduğu yerde kapmalıdır: Bilgi, servet ve iyi
    davranış bunlardandır
    Bilgin insan kendinde bulunan kusurun aynısını
    taşıyan muhatabım, bu kusur yüzünden ayıplayamaz
    Körü, "görmüyor" deyip ayıplayan köre benzer!
    Bir işin ardına düşen, mutlaka bir hedef ve sınır tayin
    etmelidir kendine Bu minval üzere çalışmalı, sınıra varınca
    durmalıdır Daha [başka şeylere] dalmamalı, daha fazla
    istememelidir Çünkü eskilerin sözüdür: menzil
    belirlemeksizin giden kişinin bineği er geç yorulup çöker
    İnsan, kendinden önce kimsenin elde edemediği
    sınırsız gölgenin peşinde koşmamak, bu yüzden
    üzülmemeli ve dünyasını âhiretine tercih etmemelidir
    Zîrâ ruhunu ihtiras ve boş gayelerden azat eden kimse,
    ayrılık hâlinde fazla yazıklanmaz Derler ki iki şey vardır
    herkese yakışan: Allah'a kul olmak ve helal servet Bir de hiç
    kimseye hayır getirmeyen diğer iki nitelikten bahsedelim:
    Hükümdarın otoritesine ortak olmak, bir erkeğin karısını
    paylaşmak İlk iki nitelik, içine atılan her odunu yiyip
    bitiren sıcacık ateş gibidir Diğer iki şey ise ebediyen
    birleşmeyecek olan ateş ve su gibidir
    Akıllı insan kaderi ve kudreti dahilinde olmayan bir
    şeyi kaçırdığı için yanıp yakılmaz, kendini yermez Kim bilir
    Allah Teâlâ ona hiç hesap etmediği bir yerden çok hoş bir
    ikramda bulunacaktır İşte bunun örneği:
    Bir adam yokluk, açlık ve çıplaklığın pençesine
    düşmüştü Akraba ve arkadaşlarından dilenmeye mecbur
    olduysa da hiç kimsede ona verecek fazladan bir eşya
    çıkmadı
    İşte bu adamın evine hırsız girdi geceleyin
    — Evimde bir şey yok ki korkayım, hırsız kendini
    yorsun! diyordu Hırsız ise evde dolaşırken buğday dolu bir
    heybe buldu ve kendi kendine:
    Vallahi bu geceki mesâimin boşa gitmesine gönlüm
    razı olmaz! Belki ikinci bir işe de çıkamam İyisi mi şu
    buğday torbasını kapıp gideyim! dedi Öte yandan ev sahibi
    de kendi kendine:
    — Bu herif buğdayı götürüyor! Geride başka bir şey de
    kalmadı zaten! Eh, çıplaklığımız yetmiyormuş gibi kursağımıza idareyle indirdiğimiz üç beş deneden de mahrum olacağız herhal! Vallahi bir yanda açlık öbür yanda açıklık; bu iki
    belâ, defterini dürer insanın! diyordu Böyle böyle söylendik
    ten sonra başucundaki bastonu kaptığı gibi:
    — Hırsız var, hırsız var! diye bağırmaya başladı
    Beriki apar topar koştu, başka çaresi yoktu çünkü
    Gömleğim bile oracıkta terkederek gitti Ev sahibi de gömlek
    kazanmış oldu bu tecrübeden! Ancak kişi bu tür örneklere
    dayanıp da geçimini düzeltmesi için gerekli olan tedbir ve
    çabayı bir kenara atmamalıdır Kaderin yardım ettiği,
    talihli kişiye de bakmamalı Böyleleri gayet azdır
    insanların arasında Genel çoğunluk, işini halletmek için
    habire çalışan; binbir zahmet ile kendini yoran kimselerden
    oluşur İnsan, gözünü temiz kazanca ve faydalı olana
    dikmeli; yorgunluktan gayrı hiçbir şey getirmeyen boş
    heveslere düşmemelidir Böyle yaparsa şu güvercine
    benzemiş olur:
    Bir güvercin cücük çıkarmış lâkin biri gelip onun
    yavrusunu almış ve kesmiştir Bu böyle devam etmiş:
    güvercin tünemiş, cücük etmiş; öteki gelip kaçırmıştır
    Nihayet adam güvercini de bir çırpıda yakalayıncaya kadar
    sürmüştür bu
    Derler ki Hak Teâlâ her şeyin sınırım belirlemiştir Bu
    sınırı aşanlar emellerine ulaşamazlar
    Derler ki hem dünya hem de âhiret için çaba gösteren
    kişinin yaşamı, onun lehine ve aleyhine neticelerle doludur
    Lâkin sadece dünyası için gayret eden ise neticede kendi
    aleyhine sonuçlar doğuracak bir yaşam sürmüş olur
    Derler ki dünyada yaşayan insanın mutlaka düzene
    sokması ve uğrunda yoğun çaba göstermesi gereken üç şey
    vardır:
    Birincisi geçimi, ikincisi insanlarla ilişkisi, üçüncüsü ölümden
    sonra onu hayırla yâd ettirecek güzel işler yapmasıdır
    Derler ki üç özellik kim de varsa onun işleri rast gitmez:
    Birincisi tembellik ve ihmal, ikincisi fırsatları kaçırmak,
    üçüncüsü her habere inanmak Öyle duyurucular var ki
    getirdiği haberi anlamış, lâkin doğru olup olmadığını
    bilmeden inanıvermiştir ona! Halk içinde böyle davranan üç
    zümre vardır:
    Başkasının tecrübe yoluyla inandığı şeye kendisi de o
    tecrübeyi yaşamış gibi inanan, inanmaya devam eden
    Aslı nedir, hiç bilmeden tecrübe ettiği şeylere tamamen
    inanan
    Çözemediği, karmaşık bulduğu şeylere inanan
    Akıllı insan öz meyillerini dahi kuşkuyla karşılamalı,
    herkesin dediğini kabul etmemelidir Çözemediği mesele
    aydınlanıp hakikat ortaya çıktığında o artık hatalı görüşte
    ısrar etmemelidir Doğruyu bırakıp yanlışta ilerleyen ve her
    adımında biraz daha boşa yorulup hedefinden uzaklaşan
    kişi gibi olmamalıdır akıllı insan Kör olma ihtimali bile
    olsa gözüne kaçan şeyi oğuştura oğuştura çıkarmaya çalışan
    kişi gibi de olmamalıdır
    Akıllı insan kaza ve kadere inanmalı, olgun ve
    soğukkanlı davranmalı, kendisi için istediğini başkaları için
    de istemeli; kendi düzeninin yürümesi için başkalarının
    işlerini bozmamalıdır Başkalarının düzensizliği sayesinde
    kendi dirlik ve düzenini sağlayan adam; şu tüccarın,
    arkadaşından dolayı uğradığı musibete uğrar:
    Anlatılanlara göre bir tacir ortağıyla beraber dükkan
    kiralamış ve ikisi de mallarını oraya koymuşlar Birinin evi
    dükkana gayet yakın olduğu için arkadaşının yüklerinden
    bir kısmını yürütmeye karar vermiş ve çeşitli kurnazlıklar
    düşünerek şöyle demiş kendi kendine:
    — Bu iş için geceleyin sızarsam farkına varmadan
    kendi yükümü veya torbamı alırım; boş yere zahmete
    katlanmış olurum
    Böyle düşünerek cübbesini, gözüne kestirdiği yükün
    üstüne bırakıvermiş ve eve dönmüş o gün
    O gittikten sonra yüklerini düzeltmek için dükkana
    gelen öteki ortak, arkadaşının giysisini kendi eşyası
    üstünde görünce:
    — Vallahi bu elbise bizim ortağın Galiba burada
    unutmuş Hele alayım şunu da onun torbalarından birinin
    üzerine koyayım Belki benden önce gelir dükkana elbisesini
    istediği yerde bulur! deyivermiş
    Sonra giysiyi arkadaşının yükünün üstüne
    bırakıvermiş, dükkanı kapatıp evine dönmüş
    Hava karardığında beriki kendi niyetiyle ilgili olarak
    anlaşma yaptığı ve taşıma ücretini verdiği bir adamla girmiş
    dükkana Elbiseyi yoklayınca bir torbanın üzerinde
    buluvermiş Hemen torbayı sırtlamış, yanındakinin
    yardımıyla işyerinden çıkarmış; eve kadar sırayla
    taşımışlar Herif yorulup yatağa atmış kendini ve sızmış
    Gün ağarırken getirdiği yüke bakınca kendi eşyasıyla
    karşılaşmasın mı? Derin bir pişmanlık hissiyle yanarak
    dükkana yürümüş
    Öte yanda ortağı meğer daha erkenden gelivermiş
    dükkana Arkadaşının yükünün kaybolduğunu görünce
    üzülmüş adamcağız:
    — Vay benim kara bahtım! Şimdi ne cevap vereceğim o
    altın kalpli dostuma? Malını bana emânet etmişti Onun nez
    dinde kaç paralık oldum ben! Biliyorum, beni suçlayacak
    mutlaka Ama söz veriyorum kendime, zararını ödeyeceğim!
    diye söylenip durmuş
    Öteki gelince berikini melûl mahzun bularak merakla
    sormuş sebebini Ve cevap gelmiş:
    — Yükleri yokladım Senin bir yükün kayıptı Kuşkusuz beni suçlayacaksın! Tamam, zararı kesinlikle karşılayacağım
    Malı götüren konuşmuş:
    — Dostum! Üzülme! İnsanın yapabileceği en kötü şey
    hıyanettir Tuzak ve hile asla iyiliğe ulaştırmaz insanı Kim
    yaparsa bunları, asıl aldanan o olmuştur dâima! Haksızlık
    neticede sahibine döner Kandıran, kazık atan, hile yapan
    benim!
    Arkadaşı irkilerek sormuş:
    — Nasıl oldu yani?
    Öteki durumu açıklamış, hikâyesini anlatmış Masum
    arkadaş biraz duraksayarak:
    — Senin durumun, hırsızla tacirin öyküsüne benziyor!
    demiş
    — Nasıl o hikâye? diye sormuş öteki Beriki başlamış
    söze:
    — Anlatılanlara göre bir tacirin evinde biri buğday, diğeri altın dolu iki heybe varmış Yankesicilerden biri gözlemeye başlamış adamı Nihayet tacirin işi çıkmış ve evinden
    ayrılmış Hırsız, fırsat bu fırsat deyip adamın yokluğundan
    yararlanarak dalmış eve, saklanıvermiş bir köşeye Ortalığı
    kollayıp altın dolu heybeyi almaya niyetlenince yanlışlıkla
    buğdaylı heybeyi kapmış, içinde çil çil altın var sanıyormuş!
    Uflaya puflaya binbir zahmetle heybeyi eve getirip açınca anlamış gerçeği ve içi gitmiş
    Bu hikâyeyi dinleyen hıyânetçi adam:
    — Hiç de uzak bir örnek vermedin, kıyası da doğru yaptın! Sana karşı işlediğim suçu itiraf ediyorum Bu, öyle ağır
    geliyor ki bana! Ah şu nefis, ne kadar da alçak şeylere sevke der insanı!
    Böylece iyi ortak, ötekinin özrünü kabul ederek onu
    kınamayı bırakmış ama ona güvenmemiş bir daha Hâin
    ortaksa ne denli çirkin davrandığını, nasıl câhilce bir işin
    peşine düştüğünü ayan beyan anladığında sadece nedamet
    kalmış avucunda
    Bu kitabımıza bakar, resim ve süsleri görmek için art
    arda sayfaları çevirme gayesinde olmamalıdır Tam aksine,
    eserin bitimine değin içerdiği tüm örnek ve hikâyeleri iyi
    görmeli, her kelime ve örneğin üzerinde durarak fikir
    üretebilmeli, hulâsa şu üç kardeş gibi olmalıdır:
    Babalarından hayli yüklü bir servet alan üç kardeş
    varmış Malı aralarında bölüştükten sonra iki büyük
    kardeş kendi hisselerini hızla tüketmeye başlamışlar
    Saçma sapan harcamalarla sıfıra gelmişler En ufak ise
    ağabeylerinin harvurup harman savurarak tüm mallarını
    bitirdiklerini görünce öğüt vermiş benliğine:
    — İnsanoğlu, serveti iyi halde olmak, geçimini
    düzgünce yürütmek, dünyâsını doğrultmak, insanların
    gözünde iyi bir statü kazanmak, onlara muhtaç olmamak,
    akrabayı gözetmek, evlâd u ıyâli doyurmak, dostlara ikram
    etmek gibi münâsip yollarda harcamak için mal toplar Bu
    iş için elinden geleni yapar, her çareye başvurur Mala
    sahip olduğu halde sağduyuya göre harcama yapmayan
    adam, zengin olduğu halde fakir hükmünde olan kişi gibidir
    Gerçekten malını güzelce tutan ve iyi yönlendiren kişi iki
    şeyden mahrum olmaz asla: Hep elinde tuttuğu bir dünyâ ve
    buna ilâveten övgüler
    Bahsi geçen uygun yollar dışında para harcayan adam
    çok geçmeden bitirir elindekileri Hüsran, ziyan ve
    yıkılmışlık hissiyle durur ortada
    Benim yapmam gereken, bu serveti elimde iyi
    tutmamdır Zira ben malımın hem bana hem de
    kardeşlerime yarar sağlayacağını umuyorum Neticede şu
    servet, benim ve onların babasının malı değil midir? Uzak
    bile olsalar akrabayı gözetmek cömertliğin en güzelidir, bu
    adamlar da benim ağabeylerim olduğuna göre elbette en
    layık olanlardır ihsana!
    İşte, küçük kardeş kendi kendine bu uzun konuşmayı
    yaptıktan sonra hemen haber saldı, kardeşlerini çağırdı ve
    onlarla bölüştü servetini
    Bu kitabı okuyan hiç bıkmadan, sıkılmadan ince ince
    düşünmeli; zengin mânâları bulmaya çalışmalıdır
    Sanmasın ki iki hayvanın kurnazlığının ya da bir arslanla
    öküzün
    konuşmalarının aktarılması, elinizdeki eserin gayesidir!
    Böyle davranırsa asıl maksadı anlamamış olur Bunun
    örneği şu avcıdır:
    Körfezde balık tutan avcı bir gün suyun dibinde parıl
    parıl parlayan güzel bir sedef görmüş ve değerli bir mücevher
    sanmış onu Daha önce ağıyla denizden yakaladığı günlük
    rızkı olan balığı fırlatıvermiş kenara Ve sedefi almak için
    atlayıvermiş deryaya Nihayet sedefle beraber sudan
    çıkınca bir de bakmış ki bomboş, yaldızlı şeydir elindeki
    İçinde varsaydığı [inci] de yok! Hırsı ve açgözlülüğü
    yüzünden daha önce elde ettiğini de kaybetmiş ya; hakîkaten
    pişman olmuş, üzülmüş
    İkinci gün oradan daha uzakta bir yere ağ atmış ve
    küçük bir balık yakalamış Bu arada yine parlak ama
    kıymetli bir sedef gördüyse de hiç aldırmamış "değersizdir"
    diyerek bakmamış Oradan geçen diğer bir balıkçı o sedefi
    almış ve hazine değerinde muhteşem bir inci bulmuş içinde!
    İşte, kitabımızın muhtevasını ince düşünmeden,
    mânâların taşıdığı sırları ve içyüzü değil dış kabuğu alan
    karacâhiller de böyledir Eserimizin sadece eğlendirici
    yönlerim arayan kişi şu adama benzer:
    Eline verimli ve temiz bir arazi, sağlam bir tohum
    geçen adam derhal ekmiş ve sulamış toprağını Ürün alma
    zamanı yaklaşınca sadece çiçek toplamak ve diken kesmekle
    harcamış [değerli] vaktini Bu yüzden daha yararlı olanı
    bırakmış, esas ürünü çürütmüş
    Bu kitabı ince ince süzen kişi, dört amacın güdüldüğü
    nü bilmelidir:
    Evvelâ, eğlence oyun arayan gençler seve seve
    okuyabilsin diye aslında düşünceden yoksun olan
    hayvanların diliyle yazılmıştır Bu yolla gençlerin gönülleri
    kitaba meyletmiş olacaktır Hayvanların onca kurnazlığı
    yapmaları da bu hedef içindir
    İkinci olarak, hükümdarların gönüllerinde bir dost ve
    yoldaş gibi telakki edilmesi için hayvanların fikirleri rengârenk, çeşit çeşit ortaya konmuştur Hükümdarlar, bu
    şekillere bakarak eğlenecek ve kitabı daha çok seveceklerdir
    Üçüncü olarak, saydığımız nitelikleri sayesinde
    hükümdarlar ve sıradan insanlar nezdinde sevilen bir eser
    haline gelen kitabımızın nüshalarının çoğaltılması
    hedeflenmiştir Günlerin art arda akmasına rağmen
    eserimizin hep dinç ve okunuk kalmasını sağlayacaktır bu
    özellik! Ayrıca hem resimleyiciler hem de nüsha çıkartanlar
    daimî bir ekmek parasına kavuşmuş olacaklardır
    Dördüncü ve en mühim hedef, filozoflarla ilgilidir
    Özellikle onların işidir [bunu anlamak]
    Baktık ki İranlılar bu kitabı Hintçe'den Farsça'ya
    [=pehleviceye] çevirmişler, ayrıca Tabib Berzeveyh
    bölümünü eklemişler ama bizim şu bölümde anlattıklarımızı
    anlatmamışlar; hemen kaleme sarılıp bu bölümü koyduk
    kitaba, onu doğru okumak ve içindeki bilgileri en iyi
    biçimde anlamak isteyenler için
    Bunu iyi düşünürsen doğruyu bulursun inşal





+ Yorum Gönder