Konusunu Oylayın.: Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek
  1. 28.Mart.2008, 12:13
    1
    Nursedaa
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Eylül.2007
    Üye No: 2601
    Mesaj Sayısı: 279
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek






    Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek Mumsema Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek

    Verdiğiniz her sözü yerine getirin; çünkü verdiğiniz her sözden, kıyamet günüde mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (İsra: 17/34)

    “Ve sözleşme yaptığınızda Allah’ın sözleşmesinin yerine getiriniz.” (Nahl: 16/91)

    “Ey İman edenler! Bağlandığnız akitlerinizi titizlikle yerine getirin.” (Maide: 5/1)

    “Ey İman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en nefret edilen şeydir.” (Saff: 61/2-3)

    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Münâfığın alâmeti üçtür:

    Konuşunca yalan söyler.

    Söz verince sözünde durmaz.

    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.”[1]

    Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

    “Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de”[2]

    * Münafık içinden kafir, dışından müslüman görünen kimsedir. Bu hadis ikinci bölümüyle de açıklamaktadır ki, bugün camilerde namaz kıldığı halde yalan söyleyen, verdiği sözde durmayan ve hainlik yapan kimseler vardır. 1400 sene önce Medine’de peygamber mescidinde de aynı şekilde peygamberimizin ardında namaz kılıp müslümanların kuyusunu kazan Abdullah ibn-i Übey ve benzeri kimselerin olduğu gibi; münafık deyince bizlerin dışında başka kimseleri algılamaktayız ve aramızdaki münafıkları görmemekteyiz. “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini mü’min zannetse bile” yalan söyleyerek sözünün bozuk oluşu, sözünden dönerek niyetinin bozuk oluşu, hıyanet ederek de davranışın bozuk oluşu kişiyi münafık eder. Münafıklıkta gerçekten kafirlikten beterdir ve ceza yönünden de cehennemde daha berbattır. (Nisa: 4/145’de olduğu gibi) müslümana yaraşan odur ki sayılan bu alametleri kendisinde bulundurmamak üzere bir gayretin içine girmek hangi iş ve konumda olursa olsun böyle muamelelere asla yanaşmamak ve inanç yönünden en tehlikeli durum olan münafıklığa dönüşmemektir. [3]

    691. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur. Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir. O dört huya sahip olan kimse:

    Kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder.

    Konuşunca yalan söyler.

    Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.

    Düşmanlık yapınca da aşırı gider.”[4]

    692. Câbir radıyallahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana:

    “Eğer Bahreyn’den zekât malı gelirse sana şöyle şöyle şöyle doldurup veririm” buyurdu. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edene kadar Bahreyn’den mal gelmedi.

    Bahreyn’den mal geldiği zaman Ebû Bekir radıyallahu anh:

    – Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in birine va’di veya borcu varsa bize baş vursun, diye ilân etti. Bunun üzerine onun huzuruna vararak:

    – Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana böyle böyle demişti, dedim.

    Ebû Bekir elini ganimet malına daldırıp bir avuç aldı. Bunları sayınca 500 tane olduğunu gördüm. O zaman Ebû Bekir bana:

    – Bunun iki mislini daha al, dedi.[5]

    * Verilen söz mutlaka tutulmalıdır. Söz veren va’dini yerine getirmeden vefat ederse vekili, yakını ve mirasçısı onun va’dini yerine getirmelidir. [6]

    [1] Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107–108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20.

    [2] Müslim, Îmân 109–110.

    Benzeri hadis 690 , 1544 ve 1586’da tekrar gelecektir.

    [3] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 228-229.

    [4] Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20.

    [5] Buhârî, Kefâle 3, Hibe 18, Şehâdât 28, Farzu’l–humüs 15, Cizye 4, Megâzî 73; Müslim, Fezâil 60–61.

    [6] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 229.


    Alıntı



  2. 28.Mart.2008, 12:13
    1
    Devamlı Üye



    Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek

    Verdiğiniz her sözü yerine getirin; çünkü verdiğiniz her sözden, kıyamet günüde mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (İsra: 17/34)

    “Ve sözleşme yaptığınızda Allah’ın sözleşmesinin yerine getiriniz.” (Nahl: 16/91)

    “Ey İman edenler! Bağlandığnız akitlerinizi titizlikle yerine getirin.” (Maide: 5/1)

    “Ey İman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en nefret edilen şeydir.” (Saff: 61/2-3)

    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Münâfığın alâmeti üçtür:

    Konuşunca yalan söyler.

    Söz verince sözünde durmaz.

    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.”[1]

    Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

    “Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de”[2]

    * Münafık içinden kafir, dışından müslüman görünen kimsedir. Bu hadis ikinci bölümüyle de açıklamaktadır ki, bugün camilerde namaz kıldığı halde yalan söyleyen, verdiği sözde durmayan ve hainlik yapan kimseler vardır. 1400 sene önce Medine’de peygamber mescidinde de aynı şekilde peygamberimizin ardında namaz kılıp müslümanların kuyusunu kazan Abdullah ibn-i Übey ve benzeri kimselerin olduğu gibi; münafık deyince bizlerin dışında başka kimseleri algılamaktayız ve aramızdaki münafıkları görmemekteyiz. “Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini mü’min zannetse bile” yalan söyleyerek sözünün bozuk oluşu, sözünden dönerek niyetinin bozuk oluşu, hıyanet ederek de davranışın bozuk oluşu kişiyi münafık eder. Münafıklıkta gerçekten kafirlikten beterdir ve ceza yönünden de cehennemde daha berbattır. (Nisa: 4/145’de olduğu gibi) müslümana yaraşan odur ki sayılan bu alametleri kendisinde bulundurmamak üzere bir gayretin içine girmek hangi iş ve konumda olursa olsun böyle muamelelere asla yanaşmamak ve inanç yönünden en tehlikeli durum olan münafıklığa dönüşmemektir. [3]

    691. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur. Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir. O dört huya sahip olan kimse:

    Kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder.

    Konuşunca yalan söyler.

    Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.

    Düşmanlık yapınca da aşırı gider.”[4]

    692. Câbir radıyallahu anh’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

    Bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana:

    “Eğer Bahreyn’den zekât malı gelirse sana şöyle şöyle şöyle doldurup veririm” buyurdu. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem vefat edene kadar Bahreyn’den mal gelmedi.

    Bahreyn’den mal geldiği zaman Ebû Bekir radıyallahu anh:

    – Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in birine va’di veya borcu varsa bize baş vursun, diye ilân etti. Bunun üzerine onun huzuruna vararak:

    – Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana böyle böyle demişti, dedim.

    Ebû Bekir elini ganimet malına daldırıp bir avuç aldı. Bunları sayınca 500 tane olduğunu gördüm. O zaman Ebû Bekir bana:

    – Bunun iki mislini daha al, dedi.[5]

    * Verilen söz mutlaka tutulmalıdır. Söz veren va’dini yerine getirmeden vefat ederse vekili, yakını ve mirasçısı onun va’dini yerine getirmelidir. [6]

    [1] Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107–108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20.

    [2] Müslim, Îmân 109–110.

    Benzeri hadis 690 , 1544 ve 1586’da tekrar gelecektir.

    [3] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 228-229.

    [4] Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20.

    [5] Buhârî, Kefâle 3, Hibe 18, Şehâdât 28, Farzu’l–humüs 15, Cizye 4, Megâzî 73; Müslim, Fezâil 60–61.

    [6] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 229.


    Alıntı



    Benzer Konular

    - Adak adamak ve yerine getirmek

    - Adağı zamanında yerine getirmek

    - Emâneti Yerine Getirmek

    - Sözünde durmak ve vadini yerine getirme hakkında hikayeler / öyküler / hazır cevaplar

    - Ali imran suresi 152. ayet: Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdin

  3. 19.Aralık.2008, 18:27
    2
    Sedanur
    Sedanur

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2008
    Üye No: 12019
    Mesaj Sayısı: 1,540
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 20

    Sözünde Durmak Ve Va'dini Yerine Getirmek




    SÖZÜNDE DURMAK VE VA'DİNİ YERİNE GETİRMEK
    Âyetler
    1. "Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir."
    İsrâ sûresi (17), 34
    Aşağıdaki âyet-i kerîmelerin benzeri olan bu âyet, bir önceki "Sır Saklama" bölümünde açıklanmıştır.

    2. "Antlaşma yaptığınızda, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin."
    Nahl sûresi (16), 91.
    Bir sonraki âyetle birlikte açıklanacaktır.
    3. "Ey iman edenler! Akidlerin gereğini yerine getiriniz."
    Mâide sûresi (5), 1
    Antlaşma ve akidleşme ifadeleri bize iki sözümüzü ve va'dimizi hatırlatmaktadır. Bunlardan biri Allah ile yaptığımız antlaşma, diğeri de insanlarla yaptığımız akidleşmedir. Yukarıdaki âyetler, bütün antlaşma ve akidleşmeleri içine alacak kapsamdadır.
    Allah ile yaptığımız antlaşma, O'nu ilâh olarak tanımak, O'na asla ortak koşmamak ve emirlerine uyup yasaklarından uzak durmak hususlarındadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki:
    "Ey âdemoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır, demedim mi? Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur, demedim mi?" [Yâsîn sûresi (36), 60-61] âyetleri bize bu sözleşmeyi hatırlatmaktadır.
    Allah ile yaptığımız antlaşmanın sonuçlarını bize hatırlatan âyet-i kerîmeler de vardır. Bunlardan birinde:
    "Kim ahdini bozarsa, ancak kendi zararına bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefâ gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir" [Fetih sûresi (48), 10] buyurulmaktadır.
    Bir başka âyette Allah Teâlâ bu ahdi ve sonucunu şöyle hatırlatmaktadır:
    "Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâ'dettiklerimi vereyim" [Bakara sûresi (2), 40].
    Allah ile kul arasındaki sözleşmeyi karşılıklı haklar ifadesiyle ele alan 427 numaralı hadîs-i şerîfi burada hatırlamak uygun olacaktır. Peygamber Efendimiz Muâz İbni Cebel'e:
    - "Ey Muâz! Allah'ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır?" diye sormuş, Muâz'ın:
    - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, demesi üzerine de şu cevabı vermişti:
    - "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, onların sadece kendisine kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azâb etmemesidir."
    Resûl-i Ekrem Efendimiz kulun Allah ile olan bu antlaşmasına, 1878 numaralı "seyyidü'l-istiğfâr" hadisinde görüleceği üzere, sık sık temasla şöyle buyururdu:
    - "Allahım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve va'dine sadâkat gösteriyorum" (Buhârî, Daavât 16).
    İnsanlarla yaptığımız belgeye bağlanmış antlaşma ve akidleşmeler ise, bir arada yaşamanın gereği olarak yapılan alım, satım, borçlanma, kira, şirket, hibe gibi işlemlerdir. Diğer milletlerle yapılan antlaşmalar da bu gruba dahildir. Antlaşma ve akidleşmelerin bağlayıcı özelliği vardır. Yaptığı antlaşmalar sebebiyle büyük bir sorumluluk yüklendiğini hissetmeyerek verdiği sözde durmayan kimseler, önce dünyada kanunlar karşısında hesaba çekilirler. Bütün antlaşmalar Allah adına verilmiş birer söz olduğu için, sözünde durmayanlar Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda hem bu sebeple hem de kul hakkını çiğnemeleri sebebiyle ilâhî cezaya mahkûm olurlar.
    4. "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır."
    Saf sûresi (61), 2-3
    İmanın gereği, doğruluk ve sözünde durmaktır. Yalancılık ve sözünde durmamak ise imanla taban tabana zıttır. Çünkü Allah Teâlâ insanı bu kabil sapmalardan uzak olarak yaratmıştır.
    Konuşma özelliği sadece insanda vardır. Bu sebeple insan doğruları konuşmak zorundadır. Sözleriyle doğruları değil de gerçek dışı hususları dile getirirse, kendisine verilen özelliğe ihanet etmiş, insanlıktan uzaklaşmış, şeytanın özelliğini benimseyerek ona yaklaşmış olur.
    Verdiği sözde durmamak, antlaşmalara uymamak da aynen böyledir. Zira bunun yalancılıktan farkı yoktur. İnsan, yaratılışına uygun olan doğruluktan uzaklaştığı ölçüde imanından fire verir. Bu sebeple verilen sözlere, yapılan antlaşma ve akitleşmelere titizlikle uymak gerekir.
    Hadisler
    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Münâfığın alâmeti üçtür:
    Konuşunca yalan söyler.
    Söz verince sözünde durmaz.
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder."
    Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Müslim'in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
    "Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de" (Müslim, Îmân 109-110)
    201 numarayla "emaneti yerine getirme" bahsinde geçen bu hadis, bir sonraki hadisle birlikte açıklanacaktır.
    691. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur. Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir. O dört huya sahip olan kimse:
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder.
    Konuşunca yalan söyler.
    Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.
    Düşmanlık yapınca da aşırı gider."
    Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Açıklamalar
    Münâfık, içinde gizlediği şeyin tam tersini açığa vuran kimse demektir. İslâm dininde bu kelime, müslümanlığı kabul etmediği halde müslüman olduğunu ileri süren ve kâfirliğini gizleyen kimseler hakkında kullanılmıştır. Peygamber Efendimiz'in şu hadisi münafığın iki yüzlülüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır:
    "Münâfık, iki sürü arasında gidip gelen öğürsek koyun gibidir ki, kâh koşar bu sürüye gelir kâh koşar ötekine gider" (Müslim, Münâfıkîn 16).
    Demek oluyor ki münâfık, hangi sürüden döl alacağına karar veremeyen koyun gibi bir bakarsın müslümanların arasına karışmış onlardan gözüküyor; bir de bakarsın müslümanlardan uzaklaşıp kâfirlerin arasına karışmış, bu defa da onlardan olduğunu iddia ediyor. Peygamber Efendimiz'in bu tasviri, münâfığın, hislerinin ve şehvetinin esiri bir zavallı olduğunu ortaya koyuyor.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz'in münâfığı anlatırken söylediği "oruç tutsa da, namaz kılsa da, müslüman olduğunu söylese de (o yine münâfıktır)" (Müslim, Îmân 110) hadisi, münâfığın, görünüşüne aldanmamak gerektiğini belirtmektedir.
    Konumuzun başındaki iki hadiste münâfığın en belirgin dört özelliği sayılmıştır: Bunlar yalan söylemek, sözünde durmamak, diğer bir ifadeyle vâdettiği şeyi yapmamak, emanete hiyânet etmek ve birine düşman olduğu zaman çirkin sözler söyleyerek sınırı aşmak, yani haksızlık etmektir. Kavga ettiği kimseye söğüp saymak, kendisiyle mahkemelik olduğu kimsenin aleyhinde olmadık deliller veya şâhitler bularak ona haksızlık etmek yalancılığın bir başka şeklidir. Netice itibariyle münâfığın en belirgin alâmetleri, zikredilen üç huydan ibarettir.
    201 numaralı hadisin açıklamasında da belirtildiği gibi, bir kimsenin dindarlığı üç özelliği ile, yani sözünün, davranışının ve niyetinin sağlamlığıyla ortaya çıkar. Münâfığın sahip olduğu üç huy bu ölçüye vurulduğu zaman, onun samimiyetsizliği gün gibi ortaya çıkar. Zira münâfık yalan söyleyerek sözünün çürük olduğunu, hâinlik yaparak davranışının çürük olduğunu, sözünde ve va'dinde durmamakla da niyetinin bozuk olduğunu ispat eder.
    Kendisinde bu kötü huylardan sadece biri bulunan kimse hemen münâfık sayılmaz. Bununla beraber onun, bir yönüyle münâfığa benzediği de inkâr edilemez. Şu halde kendisinde bu huylardan biri bulunan müslümanın yapması gereken şey, davranışlarına çeki düzen vermek ve o kötü huydan bir an önce kurtulmaya gayret etmektir.
    Münâfığın konumuzla ilgisi, söz verdiği halde sözünde durmaması, bir şey va'd ettiği halde va'dini yerine getirmemesidir. Sözünde durmayan ve va'dinden cayan bir müslüman bu haliyle müslümandan çok münâfığa benzemeye başladığını düşünerek üzülmeli ve bu çıkmazdan kurtulmaya bakmalıdır. Emanete hiyânet edenler de Cenâb-ı Hakk'ın şu buyruğunu hatırlamalıdır:
    "Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve bu hususta Allah'tan korksun" [Bakara sûresi (2), 283].
    Hadisimiz "Yalan Yasağı" bahsinde 1545 numarayla, "Sözden Cayma, Ahdi Bozma Yasağı" bahsinde de 1588 numarayla tekrar gelecektir.
    Hadislerden Öğrendiklerimiz
    1. Yalan söylemek, sözünde veya va'dinde durmamak, emanete hiyânet etmek, birine düşman olduğu zaman çirkin sözler söyleyerek veya ona haksızlık ederek haddi aşmak münâfığın en belirgin vasfıdır.
    2. Bu huylara sahip olan kimse namazıyla, orucuyla müslümana benzese de o yine münâfıktır.
    3. Müslüman bu huylardan şiddetle kaçınmalıdır. Bu davranışlardan birini istemeyerek yapmışsa, bir daha yapmamaya gayret etmelidir.


  4. 19.Aralık.2008, 18:27
    2
    Sedanur



    SÖZÜNDE DURMAK VE VA'DİNİ YERİNE GETİRMEK
    Âyetler
    1. "Verdiğiniz sözü ve yaptığınız antlaşmayı yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir."
    İsrâ sûresi (17), 34
    Aşağıdaki âyet-i kerîmelerin benzeri olan bu âyet, bir önceki "Sır Saklama" bölümünde açıklanmıştır.

    2. "Antlaşma yaptığınızda, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin."
    Nahl sûresi (16), 91.
    Bir sonraki âyetle birlikte açıklanacaktır.
    3. "Ey iman edenler! Akidlerin gereğini yerine getiriniz."
    Mâide sûresi (5), 1
    Antlaşma ve akidleşme ifadeleri bize iki sözümüzü ve va'dimizi hatırlatmaktadır. Bunlardan biri Allah ile yaptığımız antlaşma, diğeri de insanlarla yaptığımız akidleşmedir. Yukarıdaki âyetler, bütün antlaşma ve akidleşmeleri içine alacak kapsamdadır.
    Allah ile yaptığımız antlaşma, O'nu ilâh olarak tanımak, O'na asla ortak koşmamak ve emirlerine uyup yasaklarından uzak durmak hususlarındadır. Kur'ân-ı Kerîm'deki:
    "Ey âdemoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır, demedim mi? Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur, demedim mi?" [Yâsîn sûresi (36), 60-61] âyetleri bize bu sözleşmeyi hatırlatmaktadır.
    Allah ile yaptığımız antlaşmanın sonuçlarını bize hatırlatan âyet-i kerîmeler de vardır. Bunlardan birinde:
    "Kim ahdini bozarsa, ancak kendi zararına bozmuş olur. Kim de Allah ile olan ahdine vefâ gösterirse, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir" [Fetih sûresi (48), 10] buyurulmaktadır.
    Bir başka âyette Allah Teâlâ bu ahdi ve sonucunu şöyle hatırlatmaktadır:
    "Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size vâ'dettiklerimi vereyim" [Bakara sûresi (2), 40].
    Allah ile kul arasındaki sözleşmeyi karşılıklı haklar ifadesiyle ele alan 427 numaralı hadîs-i şerîfi burada hatırlamak uygun olacaktır. Peygamber Efendimiz Muâz İbni Cebel'e:
    - "Ey Muâz! Allah'ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır?" diye sormuş, Muâz'ın:
    - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, demesi üzerine de şu cevabı vermişti:
    - "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı, onların sadece kendisine kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azâb etmemesidir."
    Resûl-i Ekrem Efendimiz kulun Allah ile olan bu antlaşmasına, 1878 numaralı "seyyidü'l-istiğfâr" hadisinde görüleceği üzere, sık sık temasla şöyle buyururdu:
    - "Allahım! Gücüm yettiği kadar ahdine ve va'dine sadâkat gösteriyorum" (Buhârî, Daavât 16).
    İnsanlarla yaptığımız belgeye bağlanmış antlaşma ve akidleşmeler ise, bir arada yaşamanın gereği olarak yapılan alım, satım, borçlanma, kira, şirket, hibe gibi işlemlerdir. Diğer milletlerle yapılan antlaşmalar da bu gruba dahildir. Antlaşma ve akidleşmelerin bağlayıcı özelliği vardır. Yaptığı antlaşmalar sebebiyle büyük bir sorumluluk yüklendiğini hissetmeyerek verdiği sözde durmayan kimseler, önce dünyada kanunlar karşısında hesaba çekilirler. Bütün antlaşmalar Allah adına verilmiş birer söz olduğu için, sözünde durmayanlar Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda hem bu sebeple hem de kul hakkını çiğnemeleri sebebiyle ilâhî cezaya mahkûm olurlar.
    4. "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır."
    Saf sûresi (61), 2-3
    İmanın gereği, doğruluk ve sözünde durmaktır. Yalancılık ve sözünde durmamak ise imanla taban tabana zıttır. Çünkü Allah Teâlâ insanı bu kabil sapmalardan uzak olarak yaratmıştır.
    Konuşma özelliği sadece insanda vardır. Bu sebeple insan doğruları konuşmak zorundadır. Sözleriyle doğruları değil de gerçek dışı hususları dile getirirse, kendisine verilen özelliğe ihanet etmiş, insanlıktan uzaklaşmış, şeytanın özelliğini benimseyerek ona yaklaşmış olur.
    Verdiği sözde durmamak, antlaşmalara uymamak da aynen böyledir. Zira bunun yalancılıktan farkı yoktur. İnsan, yaratılışına uygun olan doğruluktan uzaklaştığı ölçüde imanından fire verir. Bu sebeple verilen sözlere, yapılan antlaşma ve akitleşmelere titizlikle uymak gerekir.
    Hadisler
    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Münâfığın alâmeti üçtür:
    Konuşunca yalan söyler.
    Söz verince sözünde durmaz.
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder."
    Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Müslim'in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
    "Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de" (Müslim, Îmân 109-110)
    201 numarayla "emaneti yerine getirme" bahsinde geçen bu hadis, bir sonraki hadisle birlikte açıklanacaktır.
    691. Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Dört huy kimde bulunursa, o adam tam münafık olur. Bir kimsede bu huylardan biri bulunursa, o huydan vazgeçinceye kadar onda münafığın özelliklerinden biri var demektir. O dört huya sahip olan kimse:
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyânet eder.
    Konuşunca yalan söyler.
    Bir antlaşma yapınca sözünde durmaz.
    Düşmanlık yapınca da aşırı gider."
    Buhârî, Îmân 24, Mezâlim 17, Cizye 17; Müslim, Îmân 106. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Açıklamalar
    Münâfık, içinde gizlediği şeyin tam tersini açığa vuran kimse demektir. İslâm dininde bu kelime, müslümanlığı kabul etmediği halde müslüman olduğunu ileri süren ve kâfirliğini gizleyen kimseler hakkında kullanılmıştır. Peygamber Efendimiz'in şu hadisi münafığın iki yüzlülüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır:
    "Münâfık, iki sürü arasında gidip gelen öğürsek koyun gibidir ki, kâh koşar bu sürüye gelir kâh koşar ötekine gider" (Müslim, Münâfıkîn 16).
    Demek oluyor ki münâfık, hangi sürüden döl alacağına karar veremeyen koyun gibi bir bakarsın müslümanların arasına karışmış onlardan gözüküyor; bir de bakarsın müslümanlardan uzaklaşıp kâfirlerin arasına karışmış, bu defa da onlardan olduğunu iddia ediyor. Peygamber Efendimiz'in bu tasviri, münâfığın, hislerinin ve şehvetinin esiri bir zavallı olduğunu ortaya koyuyor.
    Resûl-i Ekrem Efendimiz'in münâfığı anlatırken söylediği "oruç tutsa da, namaz kılsa da, müslüman olduğunu söylese de (o yine münâfıktır)" (Müslim, Îmân 110) hadisi, münâfığın, görünüşüne aldanmamak gerektiğini belirtmektedir.
    Konumuzun başındaki iki hadiste münâfığın en belirgin dört özelliği sayılmıştır: Bunlar yalan söylemek, sözünde durmamak, diğer bir ifadeyle vâdettiği şeyi yapmamak, emanete hiyânet etmek ve birine düşman olduğu zaman çirkin sözler söyleyerek sınırı aşmak, yani haksızlık etmektir. Kavga ettiği kimseye söğüp saymak, kendisiyle mahkemelik olduğu kimsenin aleyhinde olmadık deliller veya şâhitler bularak ona haksızlık etmek yalancılığın bir başka şeklidir. Netice itibariyle münâfığın en belirgin alâmetleri, zikredilen üç huydan ibarettir.
    201 numaralı hadisin açıklamasında da belirtildiği gibi, bir kimsenin dindarlığı üç özelliği ile, yani sözünün, davranışının ve niyetinin sağlamlığıyla ortaya çıkar. Münâfığın sahip olduğu üç huy bu ölçüye vurulduğu zaman, onun samimiyetsizliği gün gibi ortaya çıkar. Zira münâfık yalan söyleyerek sözünün çürük olduğunu, hâinlik yaparak davranışının çürük olduğunu, sözünde ve va'dinde durmamakla da niyetinin bozuk olduğunu ispat eder.
    Kendisinde bu kötü huylardan sadece biri bulunan kimse hemen münâfık sayılmaz. Bununla beraber onun, bir yönüyle münâfığa benzediği de inkâr edilemez. Şu halde kendisinde bu huylardan biri bulunan müslümanın yapması gereken şey, davranışlarına çeki düzen vermek ve o kötü huydan bir an önce kurtulmaya gayret etmektir.
    Münâfığın konumuzla ilgisi, söz verdiği halde sözünde durmaması, bir şey va'd ettiği halde va'dini yerine getirmemesidir. Sözünde durmayan ve va'dinden cayan bir müslüman bu haliyle müslümandan çok münâfığa benzemeye başladığını düşünerek üzülmeli ve bu çıkmazdan kurtulmaya bakmalıdır. Emanete hiyânet edenler de Cenâb-ı Hakk'ın şu buyruğunu hatırlamalıdır:
    "Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve bu hususta Allah'tan korksun" [Bakara sûresi (2), 283].
    Hadisimiz "Yalan Yasağı" bahsinde 1545 numarayla, "Sözden Cayma, Ahdi Bozma Yasağı" bahsinde de 1588 numarayla tekrar gelecektir.
    Hadislerden Öğrendiklerimiz
    1. Yalan söylemek, sözünde veya va'dinde durmamak, emanete hiyânet etmek, birine düşman olduğu zaman çirkin sözler söyleyerek veya ona haksızlık ederek haddi aşmak münâfığın en belirgin vasfıdır.
    2. Bu huylara sahip olan kimse namazıyla, orucuyla müslümana benzese de o yine münâfıktır.
    3. Müslüman bu huylardan şiddetle kaçınmalıdır. Bu davranışlardan birini istemeyerek yapmışsa, bir daha yapmamaya gayret etmelidir.


  5. 02.Şubat.2009, 16:37
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,310
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 333
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Sözünde Durmak Ve Va'dini Yerine Getirmek

    Alıntı
    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Münâfığın alâmeti üçtür:
    Konuşunca yalan söyler.
    Söz verince sözünde durmaz.
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder."
    Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Müslim'in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
    "Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de" (Müslim, Îmân 109-110)
    Allah münafıkların sıfatlarından bizi korusun ve vaadine sahip çıkanlardan etsin. Allah (cc) razı olsun


  6. 02.Şubat.2009, 16:37
    3
    Moderatör
    Alıntı
    690. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Münâfığın alâmeti üçtür:
    Konuşunca yalan söyler.
    Söz verince sözünde durmaz.
    Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder."
    Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
    Müslim'in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
    "Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de" (Müslim, Îmân 109-110)
    Allah münafıkların sıfatlarından bizi korusun ve vaadine sahip çıkanlardan etsin. Allah (cc) razı olsun


  7. 08.Nisan.2010, 22:49
    4
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,065
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek

    Sözünde Durmak Ve Va'dini Yerine Getirmek


  8. 08.Nisan.2010, 22:49
    4
    Administrator
    Sözünde Durmak Ve Va'dini Yerine Getirmek


  9. 19.Nisan.2010, 18:33
    5
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,424
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: Sözünde Durup Vadini Yerine Getirmek

    Alıntı
    Münafık içinden kafir, dışından müslüman görünen kimsedir.
    Alıntı
    Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır."

    Saf sûresi (61), 2-3
    Allah münafıkların sıfatlarından bizi korusun ve vaadine sahip çıkanlardan etsin
    amin..
    emeğinizie sağlık isabetli konu olmuş
    Allah c.c. razı olsun




  10. 19.Nisan.2010, 18:33
    5
    Hüvel Baki..
    Alıntı
    Münafık içinden kafir, dışından müslüman görünen kimsedir.
    Alıntı
    Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir kusur ve kabahattır."

    Saf sûresi (61), 2-3
    Allah münafıkların sıfatlarından bizi korusun ve vaadine sahip çıkanlardan etsin
    amin..
    emeğinizie sağlık isabetli konu olmuş
    Allah c.c. razı olsun







+ Yorum Gönder