Konusunu Oylayın.: Davete icabet adabı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Davete icabet adabı
  1. 25.Mart.2009, 13:20
    1
    Zenan
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Mart.2009
    Üye No: 47453
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Davete icabet adabı






    Davete icabet adabı Mumsema
    DÜĞÜN DÂVETLERİNE İCÂBET

    Muhtelif vesilelerle Müslümanların bir araya gelip kaynaşmasını arzu eden Sevgili Peygamberimiz, “velîme” denilen düğün yemeklerine ayrı bir önem vermiş ve şöyle buyurmuştur:
    Biriniz düğün yemeğine dâvet edildiği zaman mutlaka gitsin!” . (Buhârî, Nikâh, 71)
    “Biriniz (düğün) yemeğine dâvet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sâhibine dua etsin, oruçlu değilse yesin.” ( Müslim, Nikâh, 106)
    Düğün dâvetlerine gidilmesini tavsiye eden Resûl-i Ekrem Efendimiz, hiçbir mâzereti olmadığı halde bu davete icabet etmeyen kimselerin “Allâh'a ve Resûlü'ne karşı gelmiş sayılacaklarını” belirtir. (Buhari, Nikah, 72) Onun bu konudaki titizliğini bilen ve yaptığı her işi aynen yapmaya gayret gösteren Abdullah bin Ömer, düğün yemeklerine ve diğer dâvetlere oruçlu olduğu zamanlarda bile mutlaka gitmiştir. (Buhârî, Nikâh, 74)
    Dört mezhep imamı düğün dâvetine icâbetin vacip olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun dışındaki dâvetlerde durum böyle değildir. Bu sebeple bir kimse oruçlu bile olsa dâvete katılır; keffâret orucu gibi farz veya vâcip bir oruç tutuyorsa onu bozmaz ve yemek veren kimseye dua eder. Tuttuğu oruç nâfile ise orucunu bozup bozmamak tamâmen kendisine kalmıştır.
    Düğün dâvetine bu kadar önem verilmesinin bazı hikmetleri bulunmaktadır: Düğünler ictimâî kaynaşmanın sağlandığı ve düğün sâhiplerinin en mutlu olduğu anlardır. Böyle zamanlarda insan, bütün dostlarını ve sevdiklerini yanında görmek ister. Ayrıca düğünden maksat, nikâhın îlânıdır. Zîrâ nikahta aslolan insanlara duyurmaktır. Dâvetliler ne kadar çok olursa, bu maksat o kadar fazla gerçekleşmiş olacaktır.
    Mümkün olduğu ölçüde dâvet edilmeyen yere gitmemek veya biz dâvetliysek bile yanımızda dâvetsiz birini götürmemek de edeptendir. Peygamber Efendimiz bu hususta; “Dâvetsiz olarak bir sofrada oturan kimse, hırsız olarak girer, yağmacı olarak çıkar.” ikazında bulunmuştur. (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 1) Şayet birini götürmek mecbûriyetinde kalınırsa o takdirde, dâvet sâhibinden izin istemek gerekir. Mevzuyla alâkalı şu hâdise oldukça ibretlidir:
    Ebû Şuayb el-Ensârî bir gün Resûl-i Ekrem Efendimizi ziyarete gider. Mübarek yüzünün biraz solmuş olduğunu görünce, epeyce bir zamandır yemek yemediğini anlar. Kasaplık yapan oğluna gelerek, Allâh'ın Resûlü'nü yemeğe dâvet edeceğini, bu sebeple beş kişilik yemek hazırlamasını söyler. Yemek hazırlanınca Efendimiz'i dâvet eder. Gelirken yolda bir adam peşlerine takılır. Kapıya gelince Resûl-i Ekrem ev sâhibine:
    “– Bu bizim peşimize takılıp geldi. İstersen girmesine izin verirsin, istemezsen geri dönüp gitsin.” der. Ev sâhibi:
    – Hayır, ona izin veriyorum yâ Resûlallâh! mukâbelesinde bulunur. ( Buhârî, Büyû`, 21)
    Resûl-i Ekrem Efendimiz'in, arkalarına takılıp gelen zâtı kendilerinin getirmediğini ev sâhibine açıklaması, hem dâvetlileri zor durumda kalmaktan kurtarmış hem de dâvetsiz misafirin gönül rahatlığı içinde orada bulunmasına imkân hazırlamıştır. Ayrıca Peygamberimiz bu uygulamasıyla benzer bir durumda gerek dâvetlilerin gerekse dâvet edenin nasıl davranması gerektiğini de bize öğretmiştir.


  2. 25.Mart.2009, 13:20
    1
    Kıdemli Üye



    DÜĞÜN DÂVETLERİNE İCÂBET

    Muhtelif vesilelerle Müslümanların bir araya gelip kaynaşmasını arzu eden Sevgili Peygamberimiz, “velîme” denilen düğün yemeklerine ayrı bir önem vermiş ve şöyle buyurmuştur:
    Biriniz düğün yemeğine dâvet edildiği zaman mutlaka gitsin!” . (Buhârî, Nikâh, 71)
    “Biriniz (düğün) yemeğine dâvet edildiği zaman gitsin; şayet oruçluysa yemek sâhibine dua etsin, oruçlu değilse yesin.” ( Müslim, Nikâh, 106)
    Düğün dâvetlerine gidilmesini tavsiye eden Resûl-i Ekrem Efendimiz, hiçbir mâzereti olmadığı halde bu davete icabet etmeyen kimselerin “Allâh'a ve Resûlü'ne karşı gelmiş sayılacaklarını” belirtir. (Buhari, Nikah, 72) Onun bu konudaki titizliğini bilen ve yaptığı her işi aynen yapmaya gayret gösteren Abdullah bin Ömer, düğün yemeklerine ve diğer dâvetlere oruçlu olduğu zamanlarda bile mutlaka gitmiştir. (Buhârî, Nikâh, 74)
    Dört mezhep imamı düğün dâvetine icâbetin vacip olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun dışındaki dâvetlerde durum böyle değildir. Bu sebeple bir kimse oruçlu bile olsa dâvete katılır; keffâret orucu gibi farz veya vâcip bir oruç tutuyorsa onu bozmaz ve yemek veren kimseye dua eder. Tuttuğu oruç nâfile ise orucunu bozup bozmamak tamâmen kendisine kalmıştır.
    Düğün dâvetine bu kadar önem verilmesinin bazı hikmetleri bulunmaktadır: Düğünler ictimâî kaynaşmanın sağlandığı ve düğün sâhiplerinin en mutlu olduğu anlardır. Böyle zamanlarda insan, bütün dostlarını ve sevdiklerini yanında görmek ister. Ayrıca düğünden maksat, nikâhın îlânıdır. Zîrâ nikahta aslolan insanlara duyurmaktır. Dâvetliler ne kadar çok olursa, bu maksat o kadar fazla gerçekleşmiş olacaktır.
    Mümkün olduğu ölçüde dâvet edilmeyen yere gitmemek veya biz dâvetliysek bile yanımızda dâvetsiz birini götürmemek de edeptendir. Peygamber Efendimiz bu hususta; “Dâvetsiz olarak bir sofrada oturan kimse, hırsız olarak girer, yağmacı olarak çıkar.” ikazında bulunmuştur. (Ebû Dâvûd, Et‘ime, 1) Şayet birini götürmek mecbûriyetinde kalınırsa o takdirde, dâvet sâhibinden izin istemek gerekir. Mevzuyla alâkalı şu hâdise oldukça ibretlidir:
    Ebû Şuayb el-Ensârî bir gün Resûl-i Ekrem Efendimizi ziyarete gider. Mübarek yüzünün biraz solmuş olduğunu görünce, epeyce bir zamandır yemek yemediğini anlar. Kasaplık yapan oğluna gelerek, Allâh'ın Resûlü'nü yemeğe dâvet edeceğini, bu sebeple beş kişilik yemek hazırlamasını söyler. Yemek hazırlanınca Efendimiz'i dâvet eder. Gelirken yolda bir adam peşlerine takılır. Kapıya gelince Resûl-i Ekrem ev sâhibine:
    “– Bu bizim peşimize takılıp geldi. İstersen girmesine izin verirsin, istemezsen geri dönüp gitsin.” der. Ev sâhibi:
    – Hayır, ona izin veriyorum yâ Resûlallâh! mukâbelesinde bulunur. ( Buhârî, Büyû`, 21)
    Resûl-i Ekrem Efendimiz'in, arkalarına takılıp gelen zâtı kendilerinin getirmediğini ev sâhibine açıklaması, hem dâvetlileri zor durumda kalmaktan kurtarmış hem de dâvetsiz misafirin gönül rahatlığı içinde orada bulunmasına imkân hazırlamıştır. Ayrıca Peygamberimiz bu uygulamasıyla benzer bir durumda gerek dâvetlilerin gerekse dâvet edenin nasıl davranması gerektiğini de bize öğretmiştir.

  3. 25.Mart.2009, 13:21
    2
    Zenan
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Mart.2009
    Üye No: 47453
    Mesaj Sayısı: 118
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Dâvete Icâbet âdâbı




    İCÂBET EDİLMEMESİ GEREKEN DÂVETLER


    Allâh Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, meşrû olan dâvetlere icâbet eder, eğer dâvet edilen yerde Allâh Teâlâ'nın rızâsına muhâlif bir şey varsa icâbet etmezdi. Enes -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Muhterem Efendimiz'in lüks kapların kullanıldığı kibirli kimselerin sofrasında yemek yemediğini haber vermektedir. (Buhârî, Et‘ime, 8)

    Peygamberimiz vefat edinceye kadar kibirli ve zorba kimselerin kendilerini başka insanlardan üstün göstermenin vasıtası yaptıkları bir sofrada aslâ yemek yememiştir. Bu çeşit sofrayı kullananlar, o günkü lüks ve israfın, şımarıklık ve kibirliliğin temsilcisi olan kimselerdi. Efendimiz, özellikle müstekbirleri ve kâfirleri taklitten son derece sakınır, ashâbının ve ümmetinin de bunlardan sakınmasını isterdi.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz cemiyette zengin fakir arasındaki uçurumun giderilmesine ve herkese eşit imkânların sağlanmasına âzamî gayret göstermiştir. Bunu sağlayacak vâsıtalara ehemmiyet vermiş, zedeleyecek olanlara ise son derece tepki göstermiştir. Bunlardan birisi de dâvetlere zenginlerin çağrılıp fakirlerin çağrılmamasıdır. Bu hususta şöyle buyurmaktadır:

    “Yemeklerin en şerlisi, zenginlerin dâvet edilip fakirlerin çağrılmadığı düğün yemekleridir.” (Buhârî, Nikâh, 72)

    Hâsılı dâvete icâbet mühim bir sünnet ve ictimâî bir ibâdettir. Mü'minler, diğer İslâmî âdapta olduğu gibi bunda da titizlik göstermelidir. Bununla birlikte Allâh ve Resûlü'nün arzusuna uymayacak tarzda tertip edilen dâvet ve sofralara iştirak etmek doğru bir davranış değildir. Çünkü Müslümanın hedefi yaptığı her işte Allâh'ın rızâsını kazanmaya çalışmaktır. Buna muhâlif durumlardan şiddetle sakınmalıdır.


  4. 25.Mart.2009, 13:21
    2
    Kıdemli Üye



    İCÂBET EDİLMEMESİ GEREKEN DÂVETLER


    Allâh Resûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, meşrû olan dâvetlere icâbet eder, eğer dâvet edilen yerde Allâh Teâlâ'nın rızâsına muhâlif bir şey varsa icâbet etmezdi. Enes -radıyallâhu anh-, Nebiyy-i Muhterem Efendimiz'in lüks kapların kullanıldığı kibirli kimselerin sofrasında yemek yemediğini haber vermektedir. (Buhârî, Et‘ime, 8)

    Peygamberimiz vefat edinceye kadar kibirli ve zorba kimselerin kendilerini başka insanlardan üstün göstermenin vasıtası yaptıkları bir sofrada aslâ yemek yememiştir. Bu çeşit sofrayı kullananlar, o günkü lüks ve israfın, şımarıklık ve kibirliliğin temsilcisi olan kimselerdi. Efendimiz, özellikle müstekbirleri ve kâfirleri taklitten son derece sakınır, ashâbının ve ümmetinin de bunlardan sakınmasını isterdi.

    Fahr-i Kâinât Efendimiz cemiyette zengin fakir arasındaki uçurumun giderilmesine ve herkese eşit imkânların sağlanmasına âzamî gayret göstermiştir. Bunu sağlayacak vâsıtalara ehemmiyet vermiş, zedeleyecek olanlara ise son derece tepki göstermiştir. Bunlardan birisi de dâvetlere zenginlerin çağrılıp fakirlerin çağrılmamasıdır. Bu hususta şöyle buyurmaktadır:

    “Yemeklerin en şerlisi, zenginlerin dâvet edilip fakirlerin çağrılmadığı düğün yemekleridir.” (Buhârî, Nikâh, 72)

    Hâsılı dâvete icâbet mühim bir sünnet ve ictimâî bir ibâdettir. Mü'minler, diğer İslâmî âdapta olduğu gibi bunda da titizlik göstermelidir. Bununla birlikte Allâh ve Resûlü'nün arzusuna uymayacak tarzda tertip edilen dâvet ve sofralara iştirak etmek doğru bir davranış değildir. Çünkü Müslümanın hedefi yaptığı her işte Allâh'ın rızâsını kazanmaya çalışmaktır. Buna muhâlif durumlardan şiddetle sakınmalıdır.




+ Yorum Gönder