+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Soru - Cevap İslamiyet ve Fıkıh Soru ve Cevapları Kategorisinden Nasıl olsa arapça bilmiyoruz kuranı arapça okumak gerekmez diyen Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. 1
    ay_yıldız
    Devamlı Üye
    Reklam

    Nasıl olsa arapça bilmiyoruz kuranı arapça okumak gerekmez diyen

    Reklam





    Nasıl olsa arapça bilmiyoruz kuranı arapça okumak gerekmez diyen Mumsema arapçadan anlamıyoruz bu bakımdan kuranı arapça okumak değilde mealini okumak gerekir diyen birine karşı söylenecebilecek sözler ne olur bununla ilgili hadis varmıdır acaba





  2. 2
    Medine
    Devamlı Üye

    --->: nasıl olsa arapça bilmiyoruz kuranı arapça okumak gerekmez diyen


    Reklam


    en basitinden.arapçayı tam olarak çeviremediğimiz için kendi dilimize.mealini okumanın anlamak,idrak etmek dışında aslının yani arapça okumanın verdiği faydayı sağlamayacaktır ...
    misal Allah kelimesi arapça bunu türkçe olarak tanrı kelimesi karşılayabilir mi????tabi ki de hayır.


    Soru

    Kur'an'ı sadece arapca okumak dogru mu Allah (cc) Kur'an'ı anlayıp hayatımıza yansıtmamızı ıstemıyor mu bizden. niye insanlar sadece arapca okuyor. Kur'an'ın turkcesini okumakla arapcasını okumak bir mi yani aynı sevap hükmünde mi?

    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;

    Bizi yaratan Allah, Kur’an-ı kerimi Arapça olarak bize göndermiş. Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir. Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından orjinalini okumalıyız. Çünkü onun aslı Arapça’dır. Allah kuran’ı Arapça olarak indirmiştir. Tercümesi kuran yerine geçemez.

    Örneğin bir çekirdeğin aslını bozarak parçalara ayırsak, sonra da toprağa eksek ağaç olamayacaktır. Çünkü özellikleri kaybolmuştur. Bunun gibi Kur'an'ın ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer çekirdek gibidir. Başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için Kuran olmayacaktır.

    “Manasını anlamıyoruz” düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle Kur'an'ın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten Kur'an anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın,Kur'an'ı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir.

    Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır. dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kur'an okumak da bunun gibidir. Aklı Kur'an'ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır.

    Diğer taraftan Allah Kur'an'ın her harfine en az on sevap vereceğini söylüyor. Meallerin mutlaka faydası var, ama Kur'an yerine geçmeyeceği için, Kur'an'ın her harfinden alınan sevabını da alamayacaktır.

    Kur'an'ın açıklamasını okumak ve Allahın bizden istediğini anlamak ise her müslüman ayrı bir görevidir.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet Editör

  3. 3
    feyza gül
    kış güneşi
    Cevap için Allah razı olsun daha 1 ay once boyle soruyla karsılasmıştım kendimce cvplar verdim ama sonuca ulaşmamıştı tesekkurler...

  4. 4
    Medine
    Devamlı Üye
    Alıntı feyza gül Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Cevap için Allah razı olsun daha 1 ay once boyle soruyla karsılasmıştım kendimce cvplar verdim ama sonuca ulaşmamıştı tesekkurler...
    ne demek yardımcı olur inşallah.ben de aynı soruyla karşılaşmıştım.şeytan işte durmadan dürtüyo...Rabbim yar ve yardımcımız olsun inşallah...

  5. 5
    ay_yıldız
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun kardeşim...

  6. 6
    Hoca
    erimeye devam...
    Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır. dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kur'an okumak da bunun gibidir. Aklı Kur'an'ın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır.
    örnek güzel Allah (cc) razı olsun.

    Kur'an okuyan ve anlayanın misali; güle bakan ve gülü koklayanın misalidir. hem görme zevki hemde koku zevkini alır.

    Kur'an okuyan ama anlamayanın misali ise; sadece güle bakar. görme zevkine erer ama koku zevkinden mahrum kalır.

    koku alma duyunuz yoksa bile görme zevkinden mahrum kalmayın

    iyi okumalar

  7. 7
    metinali65
    Üye
    Bu konuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının bir açıklaması vardı. Konuya açıklık getireceğini düşünüyorum:

    TÜRKÇE İBADET

    Son günlerde Türkçe ibadet ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına dair tartışmaların yoğunluk kazanması üzerine konu Kurulumuzda görüşüldü. Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:
    Bütün ilahi kitaplar, onları insanlığa tebliğ ile görevlendirilen Peygamberlerin konuştukları dille indirilmişlerdir.

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.) Arabistan’da Araplar arasında yetiştiği ve Arapça konuştuğu için, O’nun tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim de Arapça olarak indirilmiştir.

    Ancak Yüce Rabbımızın bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur’an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça’yı bilenler için değil, bütün insanları sapıklıklardan korumak, onlara Hakkı ve hakikati öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

    “Bu Kur’an, bütün insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.” (Al-i İmran, 3/138)

    “Ey Peygamber, Rabbından sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun...” (Maide 5/67)

    “Kendilerine, indirileni insanlara açıklayasın diye sana Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44)

    “Bu Kur’an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, tam akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır.” (Sad, 38/29)buyurulmuştur.

    İfade edildiği üzere Kur’an-ı Kerim Arapçadır. Cenab-ı Hakk’ın yüce kelamı kutsal kitabımızın dilinin her müslüman tarafından bilinmesi ve anlaşılması, arzu edilen bir durum ise de, âdeten mümkün değildir. O halde Kur’an-ı Kerim’in Arapça bilmeyenlere tebliğ edilebilmesi ve onların da bu Yüce Kitapta bildirilen ilahî gerçek ve öğütleri anlayıp üzerinde düşünebilmeleri ve O’nun hidayetinden yararlanabilmeleri için, başka dillere tercüme edilmesine, kısa ve uzun açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç hatta zaruret vardır. Nitekim, İslamın ilk dönemlerinden itibaren buna ihtiyaç duyulmuştur. Ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî’nin İranlı hemşehrilerinin isteği üzerine Fatiha Sûresini Farsçaya çevirip onlara gönderdiği bazı kaynaklarda (bk. Serahsi, el-Mebsut, I, 37, Beyrut, 1398/1978) yer almıştır. Günümüzde Kur’an-ı Kerim, dünyadaki belli başlı hemen bütün dillere çevrilmiş durumdadır. Dilimizde de yüzün üzerinde meal, terceme ve tefsiri bulunmaktadır.

    Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına gelince:

    Kur’an-ı Kerim’de “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur’an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken “... sonra Kur’an’dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.” (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur’an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.

    Bilindiği üzere Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın Hz.Muhammed (s.a,)’e Cebrail aracılığı ile indirdiği manaya delalet eden elfazın (nazm-ı münzel’in) ismidir. Sadece mana olarak değil, Resülüllah (s.a.)’in kalbine elfazı ile indirilmiştir. Bu itibarla bu elfazdan anlaşılan ve başka lafızlarla (sözlerle) ifade edilen mana Kur’an değildir. Çünkü indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk’ın kelamı değil, mütercimin ondan anladığı yorumdur. Oysa Kur’an kavramının içeriğinde, sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Nitekim:

    “Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail), uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.” (Şuara 26/192-195)

    “Böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Ta-Ha 20/113)

    “Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur’an indirdik.” (Zümer, 39/28)

    “Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.” (Fussilet, 41/3)

    gibi tam on ayrı yerde (Yusuf, 12/2; Ra’d, 13/37; Nahl, 16/103; Şura, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkaf, 46/12) nazm-ı münzel’in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, elfazının da Kur’an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki, tercemesine Kur’an denilemeyeceği ve tercemesinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir.

    Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir. Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur’an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i’cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah’ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?

    Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir. Değişik dilleri konuşan bütün müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.

    Herkesin konuştuğu dil ile ibadet yapmaya kalkışması, Peygamberimizin öğrettiği ve bugüne kadar uygulana gelen şekle ters düşeceği gibi içinden çıkılmaz bir takım tartışmalara da yol açacağı muhakkaktır. Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ise böyle bir uygulamanın dışarıda Türkiye aleyhinde, içerde ise Devlet aleyhinde bir malzeme olarak kullanılacağı, vatandaşların birlik ve beraberliğini zedeleyeceği, sonuç olarak bir takım huzursuzluklara sebebiyet vereceği dikkatten uzak tutulmamalıdır.

    Diğer taraftan, yüzleri aşan terceme ve meal arasından din ve vicdan hürriyetini zedelemeden, üzerinde birlik sağlanacak birisinin namazda okunmak üzere seçilmesi ve buna herkesin benimsemesi mümkün görülmemektedir.

    Türkçe namaz ile Türkçe dua birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah’tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.

    Diğer taraftan, Kur’an-ı Kerim’in en önemli özelliklerinden biri de i’cazdır. Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur’an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i’cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, “onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun” anlamındaki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden (Bakara 2/23-24; Yunus, 10/37-38; Hud, 11/13; İsra, 17/88; Tur, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

    Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88) den de, Kur’an’ın bir benzerinin yapılamayacağı ve bu itibarla tercemesinin Kelamullah sayılamayacağı, o hükümde tutulamayacağı ve dolayısıyle namazda tercemesinin okunamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim, 1926 yılında İstanbul Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemal Efendi’nin Cuma namazında Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercemesini okumasıyla ilgili olarak İstanbul Müftülüğü(nün 20 Mart 1926 tarih ve 92-93 sayılı yazısı üzerine, altında Atatürk tarafından göreve getirilen ilk Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi’nin imzası bulunan 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey’eti kararında:

    “Namazda kıraet-i Kur’an bi’l-icma farz ve Kur’an’ın hangi bir lügat ile tercemesine Kur’an itlakı kezalik bi’l-icma gayr-ı caiz ve namazda kıraet-i Kur’an mahallinde terceme-i Kur’an’ın adem-i cevazı da bi’l-umum mezahib fukahasının icmaı ile sabit olduğundan, hilafına mücaseret, namazı vaz’-ı şer’isinden tağyir ve emr-i dini istihfaf ve mel’abe şekline vaz’ı mutazammın olduğu gibi, beyne’l-müslimin iftirak ve ihtilafa ve memlekette fitne hûdusuna bâis olacağından, fiil-i mezbure mecasereti sabit olan merkum Cemal Efendinin uhdesindeki vezaif-i ilmiye ve diniyenin ref’i, emr-i zaruri halini almış olmakla ol vechile tebligat icrası...” denilmiştir.

    Şüphesiz bir müslümanın en azından namazda okuduğu Kur’an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir. Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’i terceme etmenin ve bu maksatla meal, terceme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercemeleri Kur’an yerine koymanın ve Kur’an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.

    Namazda ve ibadet olarak Kur’an-ı Kerim asli lafızları ile okunur. Yüce Rabbımızın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, terceme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur’an-ı Kerim’in terceme, meal ve açıklamalarını okumak ta çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir.



    Kaynak: Diyanet

    DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI
    (Türkçe İbadet) KARAR TARİHİ : 04.12.1997

  8. 8
    Medine
    Devamlı Üye
    örnek güzel Allah (cc) razı olsun.

    Kur'an okuyan ve anlayanın misali; güle bakan ve gülü koklayanın misalidir. hem görme zevki hemde koku zevkini alır.

    Kur'an okuyan ama anlamayanın misali ise; sadece güle bakar. görme zevkine erer ama koku zevkinden mahrum kalır.

    koku alma duyunuz yoksa bile görme zevkinden mahrum kalmayın

    iyi okumalar
    amin.evet örnek gerçekten güzeldi maşaAllah.senin benzetmen de güzeldi abi Allah razı olsun.RAbbim o halde Kur'anı hem gören hem koklayan kullardan eylesin bizleri

  9. 9
    aleynabir
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun çok faydalı bilgi bunlar.ben de çevremde bu konuyu tartışanlara anlatmaya çalışıyordum işin aslını ama herkes anlayamıyordu tabi ki de.arapçasını okuyun o bir ivadettir.her okuduğunuz sayfanın türkçesini de okuyun ardından; hem ibadetinizi yapmış olursunuz hem de anlamını öğrenmiş olursunuz,ne anlattığını anlarsınız diyorum.başka türlü anlatmak gelmiyordu elimden.rabbim razı olsun anlatabilecek bilgiler kazandım sayenizde.sağolun.rabbim sizleri kur'an üzerinde daim kılsın.vesselam

  10. 10
    Medine
    Devamlı Üye
    rabbim sizleri kur'an üzerinde daim kılsın.vesselam
    amin amin amin...tüm ümett-i Muhammedi Kur'an üzrine daim kılsın Rabbim...

  11. 11
    nurşin
    Devamlı Üye
    Allah teala razı olsun çok faydalı bilgiler emeğine sağlık....

  12. 12
    fmateş
    Üye

    Reklam


    S.A öncelikle hayırlı ramazanlar dilerim. Allah kuranı kerimi düşünüp ,anlayalım, yaşayalım ve yaşatalım diye göndermiştir. Ve ayetlerin bir çoğunda akledenler diye geçiyor. Anlamını bilmeden
    hiç birşey akledilmez tıpkı bilgisayara programlarını yuklemeden onu kullanmaya çalışmak gibi .Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu!!! .Bilinçli müslüman olmak lazım . Akletme şuna benziyor;karpuzun kapugunu yemezsin çünkü bilirsinki meyve iç kısmıdır dışını çöpe atarsın . Namazda anlamını bildiğin sureleri okurken duygulana bilirsin ama bilmediklerinede çok yanık okudun diye mi duygulanacağızz.??? Selametle kalın ALLAHTAN GELDIK VE YINE ONA DONDURULECEGIZ ....

+ Yorum Gönder
1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu

kuranı arapça okumak

kuranın arapça okunması ile ilgili ayetlerkuranı arapça okumak şart mıkuranın arapça okunması ile ilgili ayetkurani arapca okumak zorunlumukurani arapca okumakKurani arapca okumanin sevabi