Anketimiz: Hangi tv kanalı izliyoruz?

Katılımcı sayısı
85. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor
  • Hilal tv

    18 21.18%
  • Samanyolu

    31 36.47%
  • Kanal 7

    2 2.35%
  • Haber Kanalları

    3 3.53%
  • Dost tv

    5 5.88%
  • Hepsini

    21 24.71%
  • Diğer (lütfen yazarak belirtiniz)

    5 5.88%

Konusunu Oylayın.: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 10 kişi
Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım
  1. 08.Mayıs.2007, 11:16
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım






    Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım Mumsema Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    (kendi düşüncenizde olabilir alıntı da yapabilirsiniz)


  2. 08.Mayıs.2007, 11:16
    1
    Administrator



  3. 08.Mayıs.2007, 11:31
    2
    greenmushroom
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mart.2007
    Üye No: 95
    Mesaj Sayısı: 497
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 39

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım




    TELEVİZYONUN FAYDA VE ZARARLARI

    Bazen duyuyorum, “Düğmesi nasıl olsa elimizde, istediğimiz zaman açar, istemediğimiz zaman kapatırız” sözünü. Ama gelin görün ki çoğu zaman öyle olmuyor. İnsanlar televizyonu kendilerine göre ayarlamaları gerekirken, televizyona göre hayatlarını düzenliyorlar.

    Hatırladığım zamanlarda, evlere misafirliğe gidilirdi, sohbet etmek, hasbıhal etmek için. Ve dört gözle beklenirdi bu sohbetler. Şimdi yine gidiliyor , ama baş köşede televizyon. Sohbetler azalıyor, televizyon azaltıyor, belki farkındayız, belki de değil. Kendine çekiyor izleyenleri televizyon. Sohbeti, yarenlikleri öldürüyor.

    Televizyonun hiç mi faydası yok ? Elbette ki her modern cihaz insanların faydası için yapılıyor. Zararlı ve boş, hiçbir şey vermeyen programlar yerine, eğitici ve öğretici konular izlenildiğinde tabii ki faydalı. Hatta görüntülü ve hareketli olması, kitaplardan daha üstün yönlerinden. Ama faydalı da olsa aşırılığa kaçmadan izlenilmeli. Çünkü, fazla televizyon izleyenlerde dikkatsizlik, stres, konsantrasyon eksikliği ve göz bozukluğu çok sık görülen rahatsızlıklar. Sürekli olarak şiddet, dayak, işkence vb. içerikli film izleyenlerde görülen rahatsızlıkların en başında ise şiddet, dayak ve zorbalığa eğilimdir. Bu yazıda daha çok televizyonun olumsuzlukları, özellikle çocuklarda sebep olduğu,okuyup anlama kabiliyetlerine olan etkisi ve şiddete neden olan programlar üzerinde duracağım.

    Televizyon çocukların okuyup anlama kabiliyetlerinin gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu konuyla ilgili olarak 17.09.1993 tarihli ABD’nde yayınlanan USA TODAY gazetesindeki araştırma sonuçlarını aktaracağım. Bu araştırma sonuçlarına baktığınızda ülkemizdeki durumunda aşağı yukarı aynı düzeyde olduğunu görebilirsiniz.

    Aşırı televizyon izleyen, özellikle ilköğretim öğrencileri, bu yüzden kitap okuyamıyorlar. Okuma kabiliyetleri de son derece zayıflıyor ve düşüyor.

    Bu araştırmanın sonuçlarından bazıları :

    4. sınıfların yüzde 60’a yakını ve 8. sınıfların yüzde 70’e yakını, okudukları metindeki olayları ve fikirleri ancak basit bir şekilde yani seviyelerinden daha aşağı bir şekilde anlatabilmişlerdir.

    4. sınıfların yüzde 25’i ve 8. sınıfların yüzde 28’i, bulundukları sınıf seviyesinde okuyabiliyorlar ve metnin ana fikrini bulabiliyorlar.

    Bu öğrencilerin televizyon izleme süreleri :

    4. sınıfların yüzde 61’i ve 8. sınıfların yüzde 65’i günde 3 saat veya daha fazla televizyon izlediklerini ifade ediyorlar.

    Bizim tespitlerimize göre de televizyon izleme süreleri küçük sınıflarda 3 saatten daha fazla olduğu yönündedir.

    TRT kurumunun 1999 yılı içerisinde ülkemizde ki 15 büyük ilde yaptığı araştırmada ise, insanlarımızın genel olarak, ortalama günde 3 saat televizyon başında vaktini geçirdiğini ortaya koymaktadır. TRT kurumunun yaptığı araştırma sonuçları, ABD’nde yapılan araştırma sonuçlarına oldukça yakındır.

    Televizyon birçok bakımdan üstün olsa bile insanların okuma ihtiyacını gideremez. Televizyonda istediğiniz konuyu her zaman bulamaz, her zaman erişemezsiniz. Ama istediğiniz konuda kitap okuyabilirsiniz. Kitabı her zaman okuyabilir, önemli gördüğünüz yerlerin altını çizebilir, tekrar edebilirsiniz. Evde, sokakta, kütüphanede veya yolculuklarda kitap okuyabilirsiniz. Ama televizyonu her yerde bulamazsınız. Televizyondaki programlar kalıcı değildir ama okunacak bir çok malzeme kalıcıdır.

    Çocuklar genellikle şiddet içeren, vurdulu, kırdılı televizyon filmlerinden, hoşlanmaktadırlar. Sağ olsun ki bir çok televizyonumuzda çocukların uyumadıkları saatlerde bu tür programlara, filmlere oldukça sı olarak yer veriyorlar. Amaçları toplumu eğitmek olması beklenen televizyonlar, maalesef bu amacı unutuyorlar.

    Ne yazıktır ki 1000’ den fazla araştırmada, şiddet içerikli programları, filmleri izleyen çocuklarda, izlemeyenlere oranla daha fazla şiddet eğilimi görülmektedir. Bu filmlerdeki kahramanlar, inanılmaz işler yaparak, çocukları etkilemekte, bu sözde kahramanlara hayranlık duymalarına neden olmaktadır.


  4. 08.Mayıs.2007, 11:31
    2
    Devamlı Üye



    TELEVİZYONUN FAYDA VE ZARARLARI

    Bazen duyuyorum, “Düğmesi nasıl olsa elimizde, istediğimiz zaman açar, istemediğimiz zaman kapatırız” sözünü. Ama gelin görün ki çoğu zaman öyle olmuyor. İnsanlar televizyonu kendilerine göre ayarlamaları gerekirken, televizyona göre hayatlarını düzenliyorlar.

    Hatırladığım zamanlarda, evlere misafirliğe gidilirdi, sohbet etmek, hasbıhal etmek için. Ve dört gözle beklenirdi bu sohbetler. Şimdi yine gidiliyor , ama baş köşede televizyon. Sohbetler azalıyor, televizyon azaltıyor, belki farkındayız, belki de değil. Kendine çekiyor izleyenleri televizyon. Sohbeti, yarenlikleri öldürüyor.

    Televizyonun hiç mi faydası yok ? Elbette ki her modern cihaz insanların faydası için yapılıyor. Zararlı ve boş, hiçbir şey vermeyen programlar yerine, eğitici ve öğretici konular izlenildiğinde tabii ki faydalı. Hatta görüntülü ve hareketli olması, kitaplardan daha üstün yönlerinden. Ama faydalı da olsa aşırılığa kaçmadan izlenilmeli. Çünkü, fazla televizyon izleyenlerde dikkatsizlik, stres, konsantrasyon eksikliği ve göz bozukluğu çok sık görülen rahatsızlıklar. Sürekli olarak şiddet, dayak, işkence vb. içerikli film izleyenlerde görülen rahatsızlıkların en başında ise şiddet, dayak ve zorbalığa eğilimdir. Bu yazıda daha çok televizyonun olumsuzlukları, özellikle çocuklarda sebep olduğu,okuyup anlama kabiliyetlerine olan etkisi ve şiddete neden olan programlar üzerinde duracağım.

    Televizyon çocukların okuyup anlama kabiliyetlerinin gelişimini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu konuyla ilgili olarak 17.09.1993 tarihli ABD’nde yayınlanan USA TODAY gazetesindeki araştırma sonuçlarını aktaracağım. Bu araştırma sonuçlarına baktığınızda ülkemizdeki durumunda aşağı yukarı aynı düzeyde olduğunu görebilirsiniz.

    Aşırı televizyon izleyen, özellikle ilköğretim öğrencileri, bu yüzden kitap okuyamıyorlar. Okuma kabiliyetleri de son derece zayıflıyor ve düşüyor.

    Bu araştırmanın sonuçlarından bazıları :

    4. sınıfların yüzde 60’a yakını ve 8. sınıfların yüzde 70’e yakını, okudukları metindeki olayları ve fikirleri ancak basit bir şekilde yani seviyelerinden daha aşağı bir şekilde anlatabilmişlerdir.

    4. sınıfların yüzde 25’i ve 8. sınıfların yüzde 28’i, bulundukları sınıf seviyesinde okuyabiliyorlar ve metnin ana fikrini bulabiliyorlar.

    Bu öğrencilerin televizyon izleme süreleri :

    4. sınıfların yüzde 61’i ve 8. sınıfların yüzde 65’i günde 3 saat veya daha fazla televizyon izlediklerini ifade ediyorlar.

    Bizim tespitlerimize göre de televizyon izleme süreleri küçük sınıflarda 3 saatten daha fazla olduğu yönündedir.

    TRT kurumunun 1999 yılı içerisinde ülkemizde ki 15 büyük ilde yaptığı araştırmada ise, insanlarımızın genel olarak, ortalama günde 3 saat televizyon başında vaktini geçirdiğini ortaya koymaktadır. TRT kurumunun yaptığı araştırma sonuçları, ABD’nde yapılan araştırma sonuçlarına oldukça yakındır.

    Televizyon birçok bakımdan üstün olsa bile insanların okuma ihtiyacını gideremez. Televizyonda istediğiniz konuyu her zaman bulamaz, her zaman erişemezsiniz. Ama istediğiniz konuda kitap okuyabilirsiniz. Kitabı her zaman okuyabilir, önemli gördüğünüz yerlerin altını çizebilir, tekrar edebilirsiniz. Evde, sokakta, kütüphanede veya yolculuklarda kitap okuyabilirsiniz. Ama televizyonu her yerde bulamazsınız. Televizyondaki programlar kalıcı değildir ama okunacak bir çok malzeme kalıcıdır.

    Çocuklar genellikle şiddet içeren, vurdulu, kırdılı televizyon filmlerinden, hoşlanmaktadırlar. Sağ olsun ki bir çok televizyonumuzda çocukların uyumadıkları saatlerde bu tür programlara, filmlere oldukça sı olarak yer veriyorlar. Amaçları toplumu eğitmek olması beklenen televizyonlar, maalesef bu amacı unutuyorlar.

    Ne yazıktır ki 1000’ den fazla araştırmada, şiddet içerikli programları, filmleri izleyen çocuklarda, izlemeyenlere oranla daha fazla şiddet eğilimi görülmektedir. Bu filmlerdeki kahramanlar, inanılmaz işler yaparak, çocukları etkilemekte, bu sözde kahramanlara hayranlık duymalarına neden olmaktadır.


  5. 08.Mayıs.2007, 11:31
    3
    greenmushroom
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mart.2007
    Üye No: 95
    Mesaj Sayısı: 497
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 39

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    Amerikan Psikiyatri Derneği üyelerinden Dr. Centerwall, şöyle bir iddia da bulunuyor. “Televizyon ve filmlerdeki şiddet sahneleri, bir çok ülkedeki cinayet ve şiddet olaylarının yüzde 50’sinin sebebidir”. Yorum size ait. Yine aynı doktorun ifadesine göre, eğer şiddet içeren televizyon filmleri olmasaydı; ABD’de, 10.000 daha az adam öldürme, 70.000 daha az ırza tecavüz, 1 milyon daha az araba hırsızlığı, 2.5 milyon daha aza ev hırsızlığı ve 10 milyon daha az diğer hırsızlık vakaları olacaktı, demektedir. Bu ABD’de ki durumu yansıtmaktadır. Yine ABD’deki okul cinayetleri veya ülkemizde gördüğümüz okul saldırıları, televizyonlardaki şiddet olaylarının üzerine hem de hiç gecikmeden gitmemiz gerektiğini göstermiyor mu ? Bu konuda önlem almaktan geciktik bile. Çünkü televizyon, hayatımıza o kadar girdi ki. Televizyonlar bugün, çocuklarımız için oldukça olumsuz bir örnekler içermektedirler. Yazımızda yer veremediğimiz bir kaç örnek daha : Müstehcen yayınlarla, kadın ve kızların hepsinin aynı olduğu düşüncesini uyandırmak, kadın ve kızları meta olarak göstermek, toplum ahlakını bozmak. Türkçeyi doğru kullanmayarak, dilimizin bozulmasını sağlamak, çocuklarımızın da aynı tarzda konuşmalarına neden olmak. Yarışma programlarında dağıtılan pahalı hediyelerle, insanların çalışma azim ve emeğe olan saygılarının yok olmasını sağlamak, izleyenleri müptela etmek. Kolay yoldan kazanmaya teşvik etmek. Gösterilen sözde kahramanlar ve lüks hayatları ile gençlere kötü örnek olmak. Gençlerin ailelerini beğenmemelerine, isyan etmelerine neden olmak. Bu örnekleri arttırmak elbette ki mümkündür. Her televizyon izleyen de yukarıda sıraladığımız örnekleri göstermeyecektir. Amacımız, sizlere televizyonunun olabileceğini düşündüğümüz olumsuz özelliklerinden arındırılmasıdır.

    Daha önceki yazılarımda, eğer çocuğunuzu disipline edemezseniz, o sizi disipline edecektir demiştim. Bu söz aynı şekilde televizyon içinde kullanılabilir. Eğer televizyonunuzu kontrol edemezseniz,, o sizin hayatınızı kontrol edecektir. Belki de siz farkında olmadan, çocuğunuzu kendisine benzetecek, dilediği gibi yetiştirecektir. Televizyon izleyin ama yararlı olduğunu düşündüğünüz programları izleyin, çocuklarınızın izlemesine izin verin. Çocuğunuz ders çalışırken, sizde televizyon izlemeyin. Geç saatlere kadar televizyon izlediğinizde çocuğunuzun da sizinle birlikte televizyon izlemesi kaçınılmazdır, kabahati kendinizde arayın. Televizyonların amacı, insanı değerli kılan, insanlara yol gösteren, eğitici ve öğretici olan yayın içeriklerini sunmak olmalıdır. İnsanlar bir yandan faydalı icatlar yaparken, diğer yandan bu faydalı icatları yine kendileri zararlı hale getirmiyorlar mı ? Ne dersiniz..
    Yazarı: H. Fikri Ulusoy



  6. 08.Mayıs.2007, 11:31
    3
    Devamlı Üye
    Amerikan Psikiyatri Derneği üyelerinden Dr. Centerwall, şöyle bir iddia da bulunuyor. “Televizyon ve filmlerdeki şiddet sahneleri, bir çok ülkedeki cinayet ve şiddet olaylarının yüzde 50’sinin sebebidir”. Yorum size ait. Yine aynı doktorun ifadesine göre, eğer şiddet içeren televizyon filmleri olmasaydı; ABD’de, 10.000 daha az adam öldürme, 70.000 daha az ırza tecavüz, 1 milyon daha az araba hırsızlığı, 2.5 milyon daha aza ev hırsızlığı ve 10 milyon daha az diğer hırsızlık vakaları olacaktı, demektedir. Bu ABD’de ki durumu yansıtmaktadır. Yine ABD’deki okul cinayetleri veya ülkemizde gördüğümüz okul saldırıları, televizyonlardaki şiddet olaylarının üzerine hem de hiç gecikmeden gitmemiz gerektiğini göstermiyor mu ? Bu konuda önlem almaktan geciktik bile. Çünkü televizyon, hayatımıza o kadar girdi ki. Televizyonlar bugün, çocuklarımız için oldukça olumsuz bir örnekler içermektedirler. Yazımızda yer veremediğimiz bir kaç örnek daha : Müstehcen yayınlarla, kadın ve kızların hepsinin aynı olduğu düşüncesini uyandırmak, kadın ve kızları meta olarak göstermek, toplum ahlakını bozmak. Türkçeyi doğru kullanmayarak, dilimizin bozulmasını sağlamak, çocuklarımızın da aynı tarzda konuşmalarına neden olmak. Yarışma programlarında dağıtılan pahalı hediyelerle, insanların çalışma azim ve emeğe olan saygılarının yok olmasını sağlamak, izleyenleri müptela etmek. Kolay yoldan kazanmaya teşvik etmek. Gösterilen sözde kahramanlar ve lüks hayatları ile gençlere kötü örnek olmak. Gençlerin ailelerini beğenmemelerine, isyan etmelerine neden olmak. Bu örnekleri arttırmak elbette ki mümkündür. Her televizyon izleyen de yukarıda sıraladığımız örnekleri göstermeyecektir. Amacımız, sizlere televizyonunun olabileceğini düşündüğümüz olumsuz özelliklerinden arındırılmasıdır.

    Daha önceki yazılarımda, eğer çocuğunuzu disipline edemezseniz, o sizi disipline edecektir demiştim. Bu söz aynı şekilde televizyon içinde kullanılabilir. Eğer televizyonunuzu kontrol edemezseniz,, o sizin hayatınızı kontrol edecektir. Belki de siz farkında olmadan, çocuğunuzu kendisine benzetecek, dilediği gibi yetiştirecektir. Televizyon izleyin ama yararlı olduğunu düşündüğünüz programları izleyin, çocuklarınızın izlemesine izin verin. Çocuğunuz ders çalışırken, sizde televizyon izlemeyin. Geç saatlere kadar televizyon izlediğinizde çocuğunuzun da sizinle birlikte televizyon izlemesi kaçınılmazdır, kabahati kendinizde arayın. Televizyonların amacı, insanı değerli kılan, insanlara yol gösteren, eğitici ve öğretici olan yayın içeriklerini sunmak olmalıdır. İnsanlar bir yandan faydalı icatlar yaparken, diğer yandan bu faydalı icatları yine kendileri zararlı hale getirmiyorlar mı ? Ne dersiniz..
    Yazarı: H. Fikri Ulusoy



  7. 08.Mayıs.2007, 11:40
    4
    fevziay
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Şubat.2007
    Üye No: 39
    Mesaj Sayısı: 443
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 38

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    Evimizdeki Truva Atı

    Birbiriyle alâkasız gibi görülen üç konudan bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki, bir Yunan efsanesi. Truvalılar ile Spartalılar arasında yaklaşık on yıl süren kanlı bir savaş yaşanır. Bu savaşın detaylarını aktarmayacağım. Ama Helena isimli bir kadın yüzünden çıktığını söylemekle yetineceğim.
    Spartalılar bu on yıllık uzun süreye rağmen Truva surlarını aşıp şehre giremezler. Çok kayıp verdikleri bu savaşı, bir hileye başvurarak bitirmek isterler.

    Plâna göre Spartalılar savaşı artık bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimi verirler. Bunu yaparken de güya Truvalılara bir jest yapmak, gösterdikleri başarıyı takdir ettiklerini sergilemek için bir hediye vermek isterler. Hazırladıkları hediye ahşaptan yapılmış dev bir at heykelidir.

    Truvalılar bir yandan on yıllık savaşın bitmesinden doğan sevinç, diğer yandan zafer kazanma sarhoşluğuyla yapılan hilenin farkına varamazlar. Truvalılar hediyeyi kabul ederek kutlamalara başlarlar. Gece herkes uyuduğunda, tahta atın içine ustalıkla gizlenmiş olan Sparta askerleri dışarı çıkarlar ve şehri kolayca ele geçirirler. Akşam “ZAFER” çılgınlığıyla uyuyan Truvalılar, sabah “ESİR” olarak uyanırlar.

    Bahsedeceğimiz ikinci konunun da en önemli aktörü “Truva Atı.” Ama bu at Turuvalıları gafil avlayan at değil, 21. yüzyıla, her an yaşadığımız zaman diliminde varlığını sürdüren bir at. Tahtadan değil, dijital bir at. Bilgisayar çağına ait bir at.

    Az-çok bilgisayar kültürü olan, internetle sanal âleme giren herkesin mecburen bildiği ve tanıdığı bu atın ismi “Trojan Horse.” Tercümesi, az önce zikrettiğimiz “Truva Atı.”

    Truva Atı, Microsoft firmasının internet sitesinde “Yararlı gibi görünen ancak aslında zarara yol açan bir bilgisayar programı” şeklinde tanımlanıyor. Ardından bu yararlı gibi görülen zararlı programlar konusunda şu bilgiler aktarılıyor:

    Truva atları, yararlı yazılımlar gibi görünen bilgisayar programlarıdır. İnsanların, meşrû bir kaynaktan geldiğini düşündükleri bir programı açmaya yöneltilmeleri yoluyla yayılır. Masum ve çok küçük görünseler de zararları çok fazladır. Güvenliğinizi tehlikeye atar ve pek çok zarara yol açarlar.

    Trojan, yani Truva Atı kendisini zararsız bir program gibi (örneğin bir oyun ya da yardımcı program) gösteriyor. Görünümü ve ilk çalıştırıldığındaki aktivitesi zararsız bir program gibi. Çalıştırıldığında verileri silebiliyor veya bozabiliyor.

    Uzmanlar, böylesi sinsi bir düşmana karşı bilgisayar kullanıcılarına çok önemli ve ibret dolu tavsiyelerde bulunuyor. “Hiç bir Truva Atı, siz izin vermediğiniz takdirde sizin bilgisayarınızda çalışmaz” dedikten sonra, bu tehlikeden korunabilmek için gayet kolay bir yöntem sunuyorlar: “Tanımadığınız kişilerden gelen hiç bir dosyayı almayın.”

    Bahsedeceğimiz üçüncü ve son konunun ana aktörü bir at değil. Ama gördüğü görev ve açtığı yara çok daha derin ve ağır. Çünkü hedefte biz varız. En çok sevdiklerimiz, anne-babamız, eşimiz veya çocuklarımız var. Mutlu insanların kaynağı olması gerekli olan “Aile” kurumu var.

    Ancak bu “Truva Atı”nı içimize düşmanlarımız atmadı. Bilgisayar korsanları sanal dünyadan göndermediler. O modern Truva Atı’nı, yani “Televizyonu” kendi ellerimizle aldık, aile surlarının giriş kapısından, özene-bezene, en küçük bir endişe dahi duymadan içeri geçirdik. Yuvamızın emniyet ve güvenini hiçe sayarcasına, evimiz başköşesine koyduk.


    Evimizdeki Truva Atı neler yapıyor?



    Her şeyden önce beynimizi ele geçiriyor. Ondan sonra elimizdeki kumanda cihazının hangi tuşuna, ne zaman, ne kadar basmamız gerektiğini dikte ediyor. Ve biz, kumandaya hükmettiğimizi düşünüp kendi kendimizi avutuyoruz. “Efendi” konumundaki cam kutu önünde, günde ne kadar süre el-pençe divan duruyoruz dersiniz?

    RTÜK tarafından en son 14 ilde gerçekleştirilen, 15 ve daha yukarı yaştaki toplam 4 bin 606 kişinin katıldığı “Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması”na göre televizyon seyretme süresi hafta içi ortalama 5.09, hafta sonu ise 5.15 saat. Bir diğer ifadeyle, Yüce Rabbimizin bize her gün hediye ettiği 24 saatin beşte biri heder olup gidiyor.

    Beynimize hükmeden televizyonun en önemli icraatlarından birisi, beynin en temel ihtiyaçlarından birisi olan “bilgi” ve “öğrenmeyi” bizim için en azılı düşman hale getiriyor. Veya farkında olmadan bize öyle telkin ediyor.

    Televizyon, aile fertlerini birbirlerine yabancılaştırıyor. Aile içi diyalogun zayıflaması, hattâ kopmasına varan felâketlere kapı aralıyor. Aynı odada, aynı ekrana bakıp da, birbirlerinin yüzünü görmeye hasret nice aile bireyleri, bir tür ailecilik veya evcilik oynunu oynamaya başlıyorlar.

    Aile içindeki fertleri birbirinden ayıran ve uzaklaştıran televizyon, akrabalardan, komşulardan ve dostlardan da koparıyor. Unutturuyor. Neredeyse bir telefon edip, hal-hatır sormaya bile izin vermiyor, fırsat tanımıyor.

    Televizyonun belki en savunmasız kurbanları çocuklar. Yani gözümüzün nuru, gönlümüzün sürur kaynakları olan evlatlarımızı kendi ellerimizle canavara gönüllü teslim ettiğimizin farkında değiliz. Dahası, pek çok anne veya baba, tazecik fidanlarını bir çocuk bakıcısı gibi televizyonun kucağına teslim ediyor. Çocukların hemen her türlü programı kontrolsüzce seyretmeleri, ruh dünyalarında tamir edilmez yaralar açıyor.

    Televizyon seyreden çocukların hayal güçleri gelişmiyor. Her şeyi hazır paket halinde almaya ve uygulamaya küçük yaştan itibaren alışıyorlar. Çocuklar izledikleri filmlerden, çizgi filmlerden her şeyi hazır olarak alıyorlar ve zihinleri gün geçtikçe tembelleşiyor. Her şeyini televizyondan almaya, her şeyini televizyonla paylaşmaya başlıyor. Aile içinde olsa bile, kendini diğer aile bireylerinden soyutluyor. Yalnızlaşıyor ve bu yalnızlığını sadece televizyonla doldurmaya çalışıyor.

    Yabancı kültürler doğrultusunda hazırlanan televizyon programları, çocuklarda farklı etkilenmeler meydana getiriyor. Çocuklar kendi öz kültür ürünleriyle değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyüyorlar.

    Televizyon çocukların dil gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Gerek yabancı ve gerekse yerli programlarda Türkçenin sıkça yanlış, kötü ve yabancı özentili kullanılması, argoya her fırsatta yer verilmesi, çocukları ileriki yaşlara kadar etkileyecek seviyede olumsuz yönde tesir ediyor.

    Televizyon sağlık açısından da büyük tehlike arzediyor. Uzmanlara göre televizyon karşısında saatler boyunca oturan, hareketsiz duran, bu da yetmezmiş gibi sürekli bir şeyler atıştıran çocuklar veya ebeveynler kireçlenmeden şeker hastalığına, şişmanlıktan psikolojik hastalıklara kadar pek çok hastalığa yakalanma riskini taşıyor.


    Elektrik kesildi, evler aydınlandı


    Televizyonun girdiği hanede yaptığı tahribat ve açtığı yaralarla ilgili daha pek çok problem sayılabilir. Bu problemleri farkına varabilmek belki zor görünebilir. Belki asıl zorluk var olan problemleri görebilmektir. Zihninizi biraz zorlamanız bu yönde bazı ipuçlarını gözünüzde canlandırabilir.

    Şöyle ki: Bir akşam vakti ailenizle birliktesiniz. Tabiî her zaman olduğu gibi, televizyonuz açık. Ailenizin her ferdi, hipnotize edilmişçesine gözünüz televizyon ekranına adeta çelik halatlarla bağlanmış. Birden herkesin koro halinde bağırarak tepki gösterdiği bir gelişme oluyor. Elektrik kesililiyor. Basit ve sıradan bir gelişme. Ama tüm ailenin tepkisi çok büyük.

    Aradan beş dakika gibi “çok uzun” bir süre geçiyor. Hâlâ büyük bir sabırla elektriğin gelmesini bekliyorsunuz. Altıncı dakikada (herkese göre değişebilir) yine gelmiyor. Belki biraz da ümidinizi kaybediyorsunuz. Derken, aile büyüklerinizden birisi, birden geçmiş yıllara dair bazı anılarını dile getirmeye başlıyor. Elektriklerin olmadığı, gaz lambalarıyla evlerin aydınlatıldığı günlerden söz ediyor. Derken, aile bireyleriniz güzel güzel konuşmaya, paylaşmaya, şakalaşmaya ve eğer varsa dedelerle torunlar oynaşmaya başlıyor. Sanki herkes yeniden doğmuş gibi, uzun bir ayrılıktan sonra nihayet kavuşmuş gibi bir tablo meydana sergileniyor. Çok geçmeden, sabırsızlıkla beklenen ve bir türlü gelmeyen elektrik de unutuluyor. Ama birden elektrik sanki yokluğunda yaptıklarınızdan dolayı sizi cezalandırırcasına geliveriyor. Sanki ortalığı aydınlatacağına, muhabbet aydınlığını karanlığa gark ediyor. Elektriğin gelmesiyle, bir kenarda unutulmuş olan televizyonun hakimiyeti tekrar eline alması arasında sadece birkaç saniye geçiyor. Sahne değişiyor, tablo başkalaşıyor.

    Bütün bu olumsuzluğa rağmen, elektriğin gitmesiyle gelmesi arasındaki dakikalarla ölçülen zaman dilimi, bir sonraki kesintide hatırlanmak üzere büyük bir kazanç olarak elimizde ve zihnimizde kalıyor.

    Bu anlattığımız örneğin emsâlini, biraz az, biraz fazla hepimiz yaşamışızdır. Bu azlık veya çokluğun derecesini, televizyona olan bağımlılığımızın derecesi belirliyor. Zira bağımlılığın şiddeti arttıkça, televizyonsuz anların değeri ve kıymeti daha da artıyor.

    Millet olarak televizyon bağımlılığımız veya köleliğimiz belki Batı ülkelerininki kadar olmayabilir. Ama, RTÜK’ün tespiti bizim hızla bu ülkelerin seviyesine ulaştığımızı gösteriyor. Tehlike çanları çoktan çalmaya başlamış durumda.


    Truva Atına isyan hareketleri



    Tam bu noktada, televizyon hâkimiyetinin en zirve noktalarda seyrettiği ABD’de 1995 yılında başlayan ve yine aynı durumdaki Batı ülkelerinde hızla yayılan bir organizasyon var. Televizyon esaretinden kurtulmak ya da en azından bu esareti ve bağımlılığı azaltmak gayesiyle bazı gönüllü aktiviteler düzenleniyor. Bunlardan en çarpıcı olanı ise, yine tüketim çılgınlığı karşısında kurtuluş reçeteleri arayışı içinde bulunan Sade Hayat grupları tarafından gerçekleştiriliyor. Her yıl Nisan ayının son haftasında Kanada’da Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya kadar onlarca ülkede Televizyonu Kapatma Haftası kutlanıyor.

    Bu haftanın çok ilginç bir de sloganı var: “Turn off TV, Turn on life.” Yani, “Televizyonu kapat, hayatın düğmesini aç!”

    Bu eylemin temel amacı insanların yılda bir hafta için de olsa televizyon karşısında harcadıkları zamanı azaltmak ve insanların zihnine daha faydalı şeyler yapabilecekleri anlayışını yerleştirebilmek. Bu haftayı düzenleyenler ve destek verenler, insanlara şu mesajı aktarıyorlar: “Sadece bir haftalığına televizyonunu kapat; sonra gör bak neler olacak!”

    Batıdaki Sade Hayat gönüllüleri, esarette kurtuluş yolunda birlik ve beraberlikten daha fazla güç kazanabilmek için, çevrelerindeki herkese telkinde bulunuyorlar. Basın-yayın organlarının yanı sıra, bir takım duyurular ve ilânlarla “Gelin, TV kapatma gönüllüsü olun” çağrısında bulunuyorlar. Çocuklarını yetiştirme konusunda titiz davranan ve hem çocuklarının, hem de kendilerinin hayatlarında televizyonun meydana getirdiği olumsuz etkilerden kurtulmayı arzulayan bütün anne-babaları, öğretmenleri, yazarları, çizerleri, yöneticileri, kısacası hayatın her kesiminden insanları kendi çaplarında bazı önlemler almaya davet ediyorlar.

    2006 yılı Televizyon Kapatma Haftası, yine pek çok ülkede 26-30 Nisan tarihlerinde çeşitli etkinliklerle gerçekleştirilecek. Siz de, kendi şartlarınız çerçevesinde bu bir haftalık terapiyi uygulayabilirsiniz. Eğer gerçekleştirebilir ve başarılı olabilirseniz, bu tedavi süresini istediğiniz kadar da uzatabilirsiniz.

    Kısacası, “Hayatın düğmesini açmak” parmaklarımızın ucunda.

    Gelin Truva atını fethedelim

    Batı insanı yıllar öncesi teslim oldukları Truva Atını fethetmenin, evdeki hâkimiyetine son vermenin yollarını arıyor. Büyük ölçüde başarılı da olunuyor.

    Şimdi böylesi bir uygulama karşısında, kendimize pay çıkarıp çıkarmama noktasında bulunuyoruz. Peygamber efendimizin “İlim Çin’de de olsa gidip alın” emri mucibince, kendi aile surlarımızın içine sinsice sızan televizyon Truva Atını ele geçirmenin tam zamanı. Bir haftalık çok uzun ve çok değerli bir yolculuk bizi bekliyor.

    Yoksa, farkında olmadan, tıpkı Truvalılar gibi akşam zafer sarhoşluğuyla yatıp sabah esir olarak kalkmaya devam mı?


    Veli Sırım
    ZAFER DERGİSİ




  8. 08.Mayıs.2007, 11:40
    4
    Devamlı Üye
    Evimizdeki Truva Atı

    Birbiriyle alâkasız gibi görülen üç konudan bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki, bir Yunan efsanesi. Truvalılar ile Spartalılar arasında yaklaşık on yıl süren kanlı bir savaş yaşanır. Bu savaşın detaylarını aktarmayacağım. Ama Helena isimli bir kadın yüzünden çıktığını söylemekle yetineceğim.
    Spartalılar bu on yıllık uzun süreye rağmen Truva surlarını aşıp şehre giremezler. Çok kayıp verdikleri bu savaşı, bir hileye başvurarak bitirmek isterler.

    Plâna göre Spartalılar savaşı artık bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimi verirler. Bunu yaparken de güya Truvalılara bir jest yapmak, gösterdikleri başarıyı takdir ettiklerini sergilemek için bir hediye vermek isterler. Hazırladıkları hediye ahşaptan yapılmış dev bir at heykelidir.

    Truvalılar bir yandan on yıllık savaşın bitmesinden doğan sevinç, diğer yandan zafer kazanma sarhoşluğuyla yapılan hilenin farkına varamazlar. Truvalılar hediyeyi kabul ederek kutlamalara başlarlar. Gece herkes uyuduğunda, tahta atın içine ustalıkla gizlenmiş olan Sparta askerleri dışarı çıkarlar ve şehri kolayca ele geçirirler. Akşam “ZAFER” çılgınlığıyla uyuyan Truvalılar, sabah “ESİR” olarak uyanırlar.

    Bahsedeceğimiz ikinci konunun da en önemli aktörü “Truva Atı.” Ama bu at Turuvalıları gafil avlayan at değil, 21. yüzyıla, her an yaşadığımız zaman diliminde varlığını sürdüren bir at. Tahtadan değil, dijital bir at. Bilgisayar çağına ait bir at.

    Az-çok bilgisayar kültürü olan, internetle sanal âleme giren herkesin mecburen bildiği ve tanıdığı bu atın ismi “Trojan Horse.” Tercümesi, az önce zikrettiğimiz “Truva Atı.”

    Truva Atı, Microsoft firmasının internet sitesinde “Yararlı gibi görünen ancak aslında zarara yol açan bir bilgisayar programı” şeklinde tanımlanıyor. Ardından bu yararlı gibi görülen zararlı programlar konusunda şu bilgiler aktarılıyor:

    Truva atları, yararlı yazılımlar gibi görünen bilgisayar programlarıdır. İnsanların, meşrû bir kaynaktan geldiğini düşündükleri bir programı açmaya yöneltilmeleri yoluyla yayılır. Masum ve çok küçük görünseler de zararları çok fazladır. Güvenliğinizi tehlikeye atar ve pek çok zarara yol açarlar.

    Trojan, yani Truva Atı kendisini zararsız bir program gibi (örneğin bir oyun ya da yardımcı program) gösteriyor. Görünümü ve ilk çalıştırıldığındaki aktivitesi zararsız bir program gibi. Çalıştırıldığında verileri silebiliyor veya bozabiliyor.

    Uzmanlar, böylesi sinsi bir düşmana karşı bilgisayar kullanıcılarına çok önemli ve ibret dolu tavsiyelerde bulunuyor. “Hiç bir Truva Atı, siz izin vermediğiniz takdirde sizin bilgisayarınızda çalışmaz” dedikten sonra, bu tehlikeden korunabilmek için gayet kolay bir yöntem sunuyorlar: “Tanımadığınız kişilerden gelen hiç bir dosyayı almayın.”

    Bahsedeceğimiz üçüncü ve son konunun ana aktörü bir at değil. Ama gördüğü görev ve açtığı yara çok daha derin ve ağır. Çünkü hedefte biz varız. En çok sevdiklerimiz, anne-babamız, eşimiz veya çocuklarımız var. Mutlu insanların kaynağı olması gerekli olan “Aile” kurumu var.

    Ancak bu “Truva Atı”nı içimize düşmanlarımız atmadı. Bilgisayar korsanları sanal dünyadan göndermediler. O modern Truva Atı’nı, yani “Televizyonu” kendi ellerimizle aldık, aile surlarının giriş kapısından, özene-bezene, en küçük bir endişe dahi duymadan içeri geçirdik. Yuvamızın emniyet ve güvenini hiçe sayarcasına, evimiz başköşesine koyduk.


    Evimizdeki Truva Atı neler yapıyor?



    Her şeyden önce beynimizi ele geçiriyor. Ondan sonra elimizdeki kumanda cihazının hangi tuşuna, ne zaman, ne kadar basmamız gerektiğini dikte ediyor. Ve biz, kumandaya hükmettiğimizi düşünüp kendi kendimizi avutuyoruz. “Efendi” konumundaki cam kutu önünde, günde ne kadar süre el-pençe divan duruyoruz dersiniz?

    RTÜK tarafından en son 14 ilde gerçekleştirilen, 15 ve daha yukarı yaştaki toplam 4 bin 606 kişinin katıldığı “Televizyon İzleme Eğilimleri Araştırması”na göre televizyon seyretme süresi hafta içi ortalama 5.09, hafta sonu ise 5.15 saat. Bir diğer ifadeyle, Yüce Rabbimizin bize her gün hediye ettiği 24 saatin beşte biri heder olup gidiyor.

    Beynimize hükmeden televizyonun en önemli icraatlarından birisi, beynin en temel ihtiyaçlarından birisi olan “bilgi” ve “öğrenmeyi” bizim için en azılı düşman hale getiriyor. Veya farkında olmadan bize öyle telkin ediyor.

    Televizyon, aile fertlerini birbirlerine yabancılaştırıyor. Aile içi diyalogun zayıflaması, hattâ kopmasına varan felâketlere kapı aralıyor. Aynı odada, aynı ekrana bakıp da, birbirlerinin yüzünü görmeye hasret nice aile bireyleri, bir tür ailecilik veya evcilik oynunu oynamaya başlıyorlar.

    Aile içindeki fertleri birbirinden ayıran ve uzaklaştıran televizyon, akrabalardan, komşulardan ve dostlardan da koparıyor. Unutturuyor. Neredeyse bir telefon edip, hal-hatır sormaya bile izin vermiyor, fırsat tanımıyor.

    Televizyonun belki en savunmasız kurbanları çocuklar. Yani gözümüzün nuru, gönlümüzün sürur kaynakları olan evlatlarımızı kendi ellerimizle canavara gönüllü teslim ettiğimizin farkında değiliz. Dahası, pek çok anne veya baba, tazecik fidanlarını bir çocuk bakıcısı gibi televizyonun kucağına teslim ediyor. Çocukların hemen her türlü programı kontrolsüzce seyretmeleri, ruh dünyalarında tamir edilmez yaralar açıyor.

    Televizyon seyreden çocukların hayal güçleri gelişmiyor. Her şeyi hazır paket halinde almaya ve uygulamaya küçük yaştan itibaren alışıyorlar. Çocuklar izledikleri filmlerden, çizgi filmlerden her şeyi hazır olarak alıyorlar ve zihinleri gün geçtikçe tembelleşiyor. Her şeyini televizyondan almaya, her şeyini televizyonla paylaşmaya başlıyor. Aile içinde olsa bile, kendini diğer aile bireylerinden soyutluyor. Yalnızlaşıyor ve bu yalnızlığını sadece televizyonla doldurmaya çalışıyor.

    Yabancı kültürler doğrultusunda hazırlanan televizyon programları, çocuklarda farklı etkilenmeler meydana getiriyor. Çocuklar kendi öz kültür ürünleriyle değil, başka ülkelerde üretilen kahramanlar ve farklı değerlerin işlendiği programlarla büyüyorlar.

    Televizyon çocukların dil gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Gerek yabancı ve gerekse yerli programlarda Türkçenin sıkça yanlış, kötü ve yabancı özentili kullanılması, argoya her fırsatta yer verilmesi, çocukları ileriki yaşlara kadar etkileyecek seviyede olumsuz yönde tesir ediyor.

    Televizyon sağlık açısından da büyük tehlike arzediyor. Uzmanlara göre televizyon karşısında saatler boyunca oturan, hareketsiz duran, bu da yetmezmiş gibi sürekli bir şeyler atıştıran çocuklar veya ebeveynler kireçlenmeden şeker hastalığına, şişmanlıktan psikolojik hastalıklara kadar pek çok hastalığa yakalanma riskini taşıyor.


    Elektrik kesildi, evler aydınlandı


    Televizyonun girdiği hanede yaptığı tahribat ve açtığı yaralarla ilgili daha pek çok problem sayılabilir. Bu problemleri farkına varabilmek belki zor görünebilir. Belki asıl zorluk var olan problemleri görebilmektir. Zihninizi biraz zorlamanız bu yönde bazı ipuçlarını gözünüzde canlandırabilir.

    Şöyle ki: Bir akşam vakti ailenizle birliktesiniz. Tabiî her zaman olduğu gibi, televizyonuz açık. Ailenizin her ferdi, hipnotize edilmişçesine gözünüz televizyon ekranına adeta çelik halatlarla bağlanmış. Birden herkesin koro halinde bağırarak tepki gösterdiği bir gelişme oluyor. Elektrik kesililiyor. Basit ve sıradan bir gelişme. Ama tüm ailenin tepkisi çok büyük.

    Aradan beş dakika gibi “çok uzun” bir süre geçiyor. Hâlâ büyük bir sabırla elektriğin gelmesini bekliyorsunuz. Altıncı dakikada (herkese göre değişebilir) yine gelmiyor. Belki biraz da ümidinizi kaybediyorsunuz. Derken, aile büyüklerinizden birisi, birden geçmiş yıllara dair bazı anılarını dile getirmeye başlıyor. Elektriklerin olmadığı, gaz lambalarıyla evlerin aydınlatıldığı günlerden söz ediyor. Derken, aile bireyleriniz güzel güzel konuşmaya, paylaşmaya, şakalaşmaya ve eğer varsa dedelerle torunlar oynaşmaya başlıyor. Sanki herkes yeniden doğmuş gibi, uzun bir ayrılıktan sonra nihayet kavuşmuş gibi bir tablo meydana sergileniyor. Çok geçmeden, sabırsızlıkla beklenen ve bir türlü gelmeyen elektrik de unutuluyor. Ama birden elektrik sanki yokluğunda yaptıklarınızdan dolayı sizi cezalandırırcasına geliveriyor. Sanki ortalığı aydınlatacağına, muhabbet aydınlığını karanlığa gark ediyor. Elektriğin gelmesiyle, bir kenarda unutulmuş olan televizyonun hakimiyeti tekrar eline alması arasında sadece birkaç saniye geçiyor. Sahne değişiyor, tablo başkalaşıyor.

    Bütün bu olumsuzluğa rağmen, elektriğin gitmesiyle gelmesi arasındaki dakikalarla ölçülen zaman dilimi, bir sonraki kesintide hatırlanmak üzere büyük bir kazanç olarak elimizde ve zihnimizde kalıyor.

    Bu anlattığımız örneğin emsâlini, biraz az, biraz fazla hepimiz yaşamışızdır. Bu azlık veya çokluğun derecesini, televizyona olan bağımlılığımızın derecesi belirliyor. Zira bağımlılığın şiddeti arttıkça, televizyonsuz anların değeri ve kıymeti daha da artıyor.

    Millet olarak televizyon bağımlılığımız veya köleliğimiz belki Batı ülkelerininki kadar olmayabilir. Ama, RTÜK’ün tespiti bizim hızla bu ülkelerin seviyesine ulaştığımızı gösteriyor. Tehlike çanları çoktan çalmaya başlamış durumda.


    Truva Atına isyan hareketleri



    Tam bu noktada, televizyon hâkimiyetinin en zirve noktalarda seyrettiği ABD’de 1995 yılında başlayan ve yine aynı durumdaki Batı ülkelerinde hızla yayılan bir organizasyon var. Televizyon esaretinden kurtulmak ya da en azından bu esareti ve bağımlılığı azaltmak gayesiyle bazı gönüllü aktiviteler düzenleniyor. Bunlardan en çarpıcı olanı ise, yine tüketim çılgınlığı karşısında kurtuluş reçeteleri arayışı içinde bulunan Sade Hayat grupları tarafından gerçekleştiriliyor. Her yıl Nisan ayının son haftasında Kanada’da Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya kadar onlarca ülkede Televizyonu Kapatma Haftası kutlanıyor.

    Bu haftanın çok ilginç bir de sloganı var: “Turn off TV, Turn on life.” Yani, “Televizyonu kapat, hayatın düğmesini aç!”

    Bu eylemin temel amacı insanların yılda bir hafta için de olsa televizyon karşısında harcadıkları zamanı azaltmak ve insanların zihnine daha faydalı şeyler yapabilecekleri anlayışını yerleştirebilmek. Bu haftayı düzenleyenler ve destek verenler, insanlara şu mesajı aktarıyorlar: “Sadece bir haftalığına televizyonunu kapat; sonra gör bak neler olacak!”

    Batıdaki Sade Hayat gönüllüleri, esarette kurtuluş yolunda birlik ve beraberlikten daha fazla güç kazanabilmek için, çevrelerindeki herkese telkinde bulunuyorlar. Basın-yayın organlarının yanı sıra, bir takım duyurular ve ilânlarla “Gelin, TV kapatma gönüllüsü olun” çağrısında bulunuyorlar. Çocuklarını yetiştirme konusunda titiz davranan ve hem çocuklarının, hem de kendilerinin hayatlarında televizyonun meydana getirdiği olumsuz etkilerden kurtulmayı arzulayan bütün anne-babaları, öğretmenleri, yazarları, çizerleri, yöneticileri, kısacası hayatın her kesiminden insanları kendi çaplarında bazı önlemler almaya davet ediyorlar.

    2006 yılı Televizyon Kapatma Haftası, yine pek çok ülkede 26-30 Nisan tarihlerinde çeşitli etkinliklerle gerçekleştirilecek. Siz de, kendi şartlarınız çerçevesinde bu bir haftalık terapiyi uygulayabilirsiniz. Eğer gerçekleştirebilir ve başarılı olabilirseniz, bu tedavi süresini istediğiniz kadar da uzatabilirsiniz.

    Kısacası, “Hayatın düğmesini açmak” parmaklarımızın ucunda.

    Gelin Truva atını fethedelim

    Batı insanı yıllar öncesi teslim oldukları Truva Atını fethetmenin, evdeki hâkimiyetine son vermenin yollarını arıyor. Büyük ölçüde başarılı da olunuyor.

    Şimdi böylesi bir uygulama karşısında, kendimize pay çıkarıp çıkarmama noktasında bulunuyoruz. Peygamber efendimizin “İlim Çin’de de olsa gidip alın” emri mucibince, kendi aile surlarımızın içine sinsice sızan televizyon Truva Atını ele geçirmenin tam zamanı. Bir haftalık çok uzun ve çok değerli bir yolculuk bizi bekliyor.

    Yoksa, farkında olmadan, tıpkı Truvalılar gibi akşam zafer sarhoşluğuyla yatıp sabah esir olarak kalkmaya devam mı?


    Veli Sırım
    ZAFER DERGİSİ




  9. 08.Mayıs.2007, 11:45
    5
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 3,319
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 40

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    bir evliyanın sözünü yazmak istiyorum bende;
    'Televizyonlu bir odayı Allah için terketmek hicrettir' buyuruyor...


  10. 08.Mayıs.2007, 11:45
    5
    Devamlı Üye
    bir evliyanın sözünü yazmak istiyorum bende;
    'Televizyonlu bir odayı Allah için terketmek hicrettir' buyuruyor...


  11. 08.Mayıs.2007, 12:12
    6
    greenmushroom
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mart.2007
    Üye No: 95
    Mesaj Sayısı: 497
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 6
    Yaş: 39

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    Selamünaleyküm

    Yazılanlara katılıyorum , bu truva atı aile yapımıza çok büyük zararlar verdi hergün onlarca genç kız şöhret olma yolunda veya onlara benzeme yolunda biraz daha yoldn çıkyorlar,, Bayan /bay kardeşlerimiz oradaki genç kızlara/erkelere özenip o duruma göre hareket etmek istemeleri ailede bitmek tükenmez tartışmaları başlatmaktadır. Fakat burda çok büyük bir fitne görmezdn geliniyor, Yani o filmlerdeki veya dizilerdeki aile tamamen hayali yani o onun kızı /oğlu değilki çıkmasına aleni flört etmesine birşey desin orada bulunanların ve bunu gülüpte karşılayanların hepsi birer oyuncu

    Gençlerimizde bu tür olaylara kanıp ve bunları sanki gerçekmiş gibi sanıp bu olaylara göre hareket etmeleri tamamen bir gaflet örneğidir.. Allah c.c gençlerimize akıl ihsan etsin onları ıslah etsin...

    Ayrıca eğitim amaçlı zannetiğimiz çoğu diziler, Dikkat edin genç kızlar hepsi makyajlı ve giyinişleri ile hep moda oluşturma peşinde sonrada çıkıp sanki bu dizi aile yapısına çok faydalı gibi laflar ediyorlar, Ya bunlar gibi olacam diyen o gençlere kim laf anlatıcak..

    Allah c.c. emanet olun...

    Herşey masum


  12. 08.Mayıs.2007, 12:12
    6
    Devamlı Üye
    Selamünaleyküm

    Yazılanlara katılıyorum , bu truva atı aile yapımıza çok büyük zararlar verdi hergün onlarca genç kız şöhret olma yolunda veya onlara benzeme yolunda biraz daha yoldn çıkyorlar,, Bayan /bay kardeşlerimiz oradaki genç kızlara/erkelere özenip o duruma göre hareket etmek istemeleri ailede bitmek tükenmez tartışmaları başlatmaktadır. Fakat burda çok büyük bir fitne görmezdn geliniyor, Yani o filmlerdeki veya dizilerdeki aile tamamen hayali yani o onun kızı /oğlu değilki çıkmasına aleni flört etmesine birşey desin orada bulunanların ve bunu gülüpte karşılayanların hepsi birer oyuncu

    Gençlerimizde bu tür olaylara kanıp ve bunları sanki gerçekmiş gibi sanıp bu olaylara göre hareket etmeleri tamamen bir gaflet örneğidir.. Allah c.c gençlerimize akıl ihsan etsin onları ıslah etsin...

    Ayrıca eğitim amaçlı zannetiğimiz çoğu diziler, Dikkat edin genç kızlar hepsi makyajlı ve giyinişleri ile hep moda oluşturma peşinde sonrada çıkıp sanki bu dizi aile yapısına çok faydalı gibi laflar ediyorlar, Ya bunlar gibi olacam diyen o gençlere kim laf anlatıcak..

    Allah c.c. emanet olun...

    Herşey masum


  13. 08.Mayıs.2007, 14:37
    7
    LeoparGS
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Şubat.2007
    Üye No: 26
    Mesaj Sayısı: 2,646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 33
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartmayın

    Kur’an’ın ifadesiyle bir oyun ve eğlence olan hayat, Efendimiz’e (sas) göre bir göz açıp kapama olayı, yani idrakin algılayamadığı kadar kısa. Bu kadar kısa hayatın 15-20 yılı uykuda, 5-10 yılı yemekte, 3-5 yılı tuvalette, 15-18 yılı çocukluk eğitime, 5-10 yılı televizyon karşısında harcanıyor. Geriye ne kalıyorsa o da işte bütün bunlardan sonra bizim hayatımız oluyor.... Bütün akşamlarınızı hiçbir şey yapmadan sadece televizyon izlemeye ayırıyorsanız, bu kadar kısa hayatın en önemli parçasını çöpe atıyorsunuz demektir!

    Çünkü bu şekilde televizyon izleyen kişi gerçek hayattan kopmuştur. Hiç bilmediğimiz bir ülkenin hiç tanımadığımız aktörlerinin şuh kahkahalarına, film efektlerine, dedektiflerin kaprislerine, eli kanlı gözü dönmüş haydutların vahşetengiz cinayetlerine kendimizi kaptırıp geceyi geçirirken aslında kendimizi dipsiz bir kuyuya attığımızın da çoğu kere farkına varamıyoruz.

    Televizyon çağın en büyük hayat kıyıcısı. Bu hayat kıyıcıya eteği kaptırmamak ve zamanı çok daha değerli şeylerle geçirmek için ona karşı güçlü irade ve alternatifleriniz olmalı. Hayatı daha değerli kılmak elinizde

    1. Haftada en az bir iki gün, özellikle en yakın akrabalara gidin. Akrabaların ya da komşuların özel günlerini hatırlamanız size bir ömür boyu izlense dahi televizyonun vereceğinden çok daha özel hazlar verecektir.

    2. Herkesin televizyon başında olduğu saatlerde, imkanınız varsa siz ailenizin başında, onlarla birlikte, şehrin güzel ve size yakın yerlerini dolaşın. Güneşin batışını seyredin, tefekküre dalın, dualar edin.

    3. Bütün aile bireylerinin birlikte eğlenebileceği programlar yapın. Bu programların içersinde kitap okuma, sorular, bilmeceler, ödüller, şaka ve ikramlar olmalı.

    4. Haftada bir iki günü birkaç arkadaşınızla bir araya gelerek size hayatın özünü veren kitapları daha derinden okuyup anlayarak bazı konular üzerinde ihtisas yapın.

    ABDÜLKADİR SÜPHANDAĞI
    Ailem Dergisi
    Sayı: 87


  14. 08.Mayıs.2007, 14:37
    7
    Devamlı Üye
    Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartmayın

    Kur’an’ın ifadesiyle bir oyun ve eğlence olan hayat, Efendimiz’e (sas) göre bir göz açıp kapama olayı, yani idrakin algılayamadığı kadar kısa. Bu kadar kısa hayatın 15-20 yılı uykuda, 5-10 yılı yemekte, 3-5 yılı tuvalette, 15-18 yılı çocukluk eğitime, 5-10 yılı televizyon karşısında harcanıyor. Geriye ne kalıyorsa o da işte bütün bunlardan sonra bizim hayatımız oluyor.... Bütün akşamlarınızı hiçbir şey yapmadan sadece televizyon izlemeye ayırıyorsanız, bu kadar kısa hayatın en önemli parçasını çöpe atıyorsunuz demektir!

    Çünkü bu şekilde televizyon izleyen kişi gerçek hayattan kopmuştur. Hiç bilmediğimiz bir ülkenin hiç tanımadığımız aktörlerinin şuh kahkahalarına, film efektlerine, dedektiflerin kaprislerine, eli kanlı gözü dönmüş haydutların vahşetengiz cinayetlerine kendimizi kaptırıp geceyi geçirirken aslında kendimizi dipsiz bir kuyuya attığımızın da çoğu kere farkına varamıyoruz.

    Televizyon çağın en büyük hayat kıyıcısı. Bu hayat kıyıcıya eteği kaptırmamak ve zamanı çok daha değerli şeylerle geçirmek için ona karşı güçlü irade ve alternatifleriniz olmalı. Hayatı daha değerli kılmak elinizde

    1. Haftada en az bir iki gün, özellikle en yakın akrabalara gidin. Akrabaların ya da komşuların özel günlerini hatırlamanız size bir ömür boyu izlense dahi televizyonun vereceğinden çok daha özel hazlar verecektir.

    2. Herkesin televizyon başında olduğu saatlerde, imkanınız varsa siz ailenizin başında, onlarla birlikte, şehrin güzel ve size yakın yerlerini dolaşın. Güneşin batışını seyredin, tefekküre dalın, dualar edin.

    3. Bütün aile bireylerinin birlikte eğlenebileceği programlar yapın. Bu programların içersinde kitap okuma, sorular, bilmeceler, ödüller, şaka ve ikramlar olmalı.

    4. Haftada bir iki günü birkaç arkadaşınızla bir araya gelerek size hayatın özünü veren kitapları daha derinden okuyup anlayarak bazı konular üzerinde ihtisas yapın.

    ABDÜLKADİR SÜPHANDAĞI
    Ailem Dergisi
    Sayı: 87


  15. 29.Temmuz.2007, 19:07
    8
    insert79
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Haziran.2007
    Üye No: 909
    Mesaj Sayısı: 19
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    arkadaşlar tv.inin zararıda var faydasıda var şimdi zararı ne derseniz insanı bagımlı yapıyor gereksiz şeyler islettiriyor faydasına gelince bazı kanallar çok faydalı şeyler veriyor mesela kuranı kerim ögreten kanallar var güzel sohpet verenler var bana göre tn.inin zararı ve yararları bu arkadaşlar


  16. 29.Temmuz.2007, 19:07
    8
    Üye
    arkadaşlar tv.inin zararıda var faydasıda var şimdi zararı ne derseniz insanı bagımlı yapıyor gereksiz şeyler islettiriyor faydasına gelince bazı kanallar çok faydalı şeyler veriyor mesela kuranı kerim ögreten kanallar var güzel sohpet verenler var bana göre tn.inin zararı ve yararları bu arkadaşlar


  17. 29.Temmuz.2007, 20:29
    9
    Yusuf
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Mart.2007
    Üye No: 89
    Mesaj Sayısı: 1,563
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Yaş: 27

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    güzel kanallar da var elbet ama bana hocam derdi ki:"23 saat bi yerden pis su akcak ve 1 saat de berrak süt akcak o sütü içermisin?" demişti. ben içmem..


  18. 29.Temmuz.2007, 20:29
    9
    Devamlı Üye
    güzel kanallar da var elbet ama bana hocam derdi ki:"23 saat bi yerden pis su akcak ve 1 saat de berrak süt akcak o sütü içermisin?" demişti. ben içmem..


  19. 03.Eylül.2007, 00:37
    10
    ozlem.230
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2007
    Üye No: 2421
    Mesaj Sayısı: 17
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 24
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    ya arkadaşlar televizyon izleyen bir insan zamanla ordaki kişiler gibi yaşamaya başlıyo mesela şimdi kimse sevgilisiz yapamıyo demii işte medya özendirio bir bakmışsın alışmışsın


  20. 03.Eylül.2007, 00:37
    10
    ya arkadaşlar televizyon izleyen bir insan zamanla ordaki kişiler gibi yaşamaya başlıyo mesela şimdi kimse sevgilisiz yapamıyo demii işte medya özendirio bir bakmışsın alışmışsın


  21. 03.Eylül.2007, 01:08
    11
    yansiyandamla
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ağustos.2007
    Üye No: 2248
    Mesaj Sayısı: 4
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: ısparta

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    genel zarari; 4 kose sıyah bı kutuya sıgdırılmıs tembellık aleti olabılır mı


  22. 03.Eylül.2007, 01:08
    11
    genel zarari; 4 kose sıyah bı kutuya sıgdırılmıs tembellık aleti olabılır mı


  23. 03.Eylül.2007, 01:56
    12
    elif07
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Mart.2007
    Üye No: 139
    Mesaj Sayısı: 993
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Yaş: 28
    Bulunduğu yer: Antalya

    --->: Televizyonun fayda ve zararları'nı buraya yazalım

    ozlem.230 Nickli Üyeden Alıntı
    ya arkadaşlar televizyon izleyen bir insan zamanla ordaki kişiler gibi yaşamaya başlıyo mesela şimdi kimse sevgilisiz yapamıyo demii işte medya özendirio bir bakmışsın alışmışsın

    zaten tvninde amacı o biraz araştırırsanız günümüzdeki gözde tv kanallarının sahipleri ermeni asıllı ve hiristiyanlar.Gençlerin yani bizlerin kanına en kolay tv yoluyla giriyorlar.İslam inanç ve kültürüne uymayan proğramlarla dolduruyorlar kanalları.ve bizi ikiye bölüyorlar birbirimize düşürüyorlar.O proğramlara göz yumup kabul edenler ve Onları karşı çıkanlar.durum bence bu aslında gereksiz gibi görünüyo zararı faydasından çok.

    Ama kumanda bizim elimizde nefise uyup uymamakta bizim elimizde.İstersek faydalı proğramları keşfedebiliriz..


  24. 03.Eylül.2007, 01:56
    12
    Kıdemli Üye
    ozlem.230 Nickli Üyeden Alıntı
    ya arkadaşlar televizyon izleyen bir insan zamanla ordaki kişiler gibi yaşamaya başlıyo mesela şimdi kimse sevgilisiz yapamıyo demii işte medya özendirio bir bakmışsın alışmışsın

    zaten tvninde amacı o biraz araştırırsanız günümüzdeki gözde tv kanallarının sahipleri ermeni asıllı ve hiristiyanlar.Gençlerin yani bizlerin kanına en kolay tv yoluyla giriyorlar.İslam inanç ve kültürüne uymayan proğramlarla dolduruyorlar kanalları.ve bizi ikiye bölüyorlar birbirimize düşürüyorlar.O proğramlara göz yumup kabul edenler ve Onları karşı çıkanlar.durum bence bu aslında gereksiz gibi görünüyo zararı faydasından çok.

    Ama kumanda bizim elimizde nefise uyup uymamakta bizim elimizde.İstersek faydalı proğramları keşfedebiliriz..





+ Yorum Gönder
Git 12 Son