Konusunu Oylayın.: Yaşayan Allah Dostları

5 üzerinden 4.77 | Toplam : 31 kişi
Yaşayan Allah Dostları
  1. 20.Kasım.2008, 04:58
    25
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 697
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    reklam


    --->: Yaşayan Allah Dostları isimli konu Mumsema.com --->: Yaşayan Allah Dostları
    Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi'nin hayatından bir kesit:
    Askerlikten sonra İstanbul’a yerleşen Mahmud Hocaefendi’nin sade bir talebe olarak sürdürdüğü İstanbul yaşamı Ali Haydar Efendi’nin “İsmailağa Camii’ne imam olacaksın” emri ile yeni bir boyut kazanmıştı. Üstadının vefatının ardından eğitim ve hizmet bayrağını devralan Mahmud Ustaosmanoğlu, Halidiye kolunun süre geldiği İsmet Efendi Tekkesi’ne gitme yerine hocasının görevlendirdiği camide kalıp eğitim hizmetlerini oradan yürütmeyi uygun gördü. İsmailağa Camii’ndeki sohbetleri, vaazları ve dersleriyle binlerce kişinin ilimle aydınlanmasına vesile oldu. Süleymaniye Dersiamlarından Dursun Efendi ile Fatih Dersiamlarından Ali Haydar Efendi’nin ders usullerini günün şartlarını dikkate alarak yeniden programlayan Mahmud Hocaefendi, bu hizmetini 1960′tan 2000 yılına kadar devam ettirdi. Emaneti devraldığı büyüklerinin okuttuğu kitapları terk etmeyi, onlara karşı vefasızlık kabul ettiğinden kitap bitirmeye dayalı klasik eğitim sisteminden ödün vermedi.


    BİLEZİKLERİ BOZDURDU


    Hocaefendi olumsuz şartlar altında sürdürdüğü eğitim faaliyetleri esnasında talebelerinin özel sorunlarıyla ilgilenmekten de geri durmadı. Hocaefendinin bu yanıyla ilgili 1962 yılında ders halkasına katılan Konyalı bir öğrencisi şunları anlatıyor: “Fatih’te müezzindim. Sabah namazından sonra İsmailağa’ya gider öğleye kadar Hocaefendi’den ders okurdum. Öğleden sonrada müzakere ve mutâlaa ile ilgilenirdim. O gün itibariyle 5 tane çocuğum vardı. İkamet ettiğim evin kirasını ödemekte zorlanıyordum. Ek işte çalışmaya karar verdim. Bunun için ders okumayı bırakmam gerekiyordu. Bir gün dersten sonra Hocaefendi’ye durumu arz ettim. Hocaefendi, beklememi söyledi. Evine gitti, hanımının bileziklerinden 3 tane alıp geldi. “Al, bunlar sana hediyemizdir. Bozdur kiranı öde. Lakin dersten geri kalma” dedi.


    ANADOLU’YU İHMAL ETMEDİ


    Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi, her yıl bir defa, bazı öğrencilerini yanına alarak Anadolu gezisine çıkıyordu. 1997′ye kadar devam eden bu geziler, İstanbul’dan başlıyor, Trabzon üzerinden Erzurum’a, oradan İç Anadolu’daki vilayetlere kadar uzanıyordu. Gittiği yerlerde camilerde vaaz veriyor ve insanları okumaya, Kur’an’ı, Sünnet’le birlikte yaşamaya ve milletimizi var eden değerlere bağlı kalmaya çağırıyordu. Sabah namazından gece geç saatlere kadar insanlarla birlikte oluyor, onlara sohbet ediyordu. Bu yüzden geziyi maksadı ile isimlendirmişti: “Allah’ın rızasına uygun yaşama daveti”. Hocaefendi’nin böyle tanımladığı kitleleri eğitme faaliyetinin mekan ve muhatap olarak sınırı yoktu. Bu yüzden O, gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’daki şehirlerde dolaşırken karşılaştığı kişilere İslam’a dair ayak üstü sohbetler yapıyordu. Hocaefendi bütün bir milletin eğitimi olarak kabul ettiği “Allah’ın rızasına uygun yaşama” faaliyetlerini, en az klasik eğitim kadar önemli görüyor.


    O’NUN BÖLÜĞÜNDE HİÇ VUKUAT OLMAMIŞTI

    Vaazlarında sık sık vatan müdafaasından bahseden Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi, gençleri askerliğin manasını idrak etmeye çağırdı. Bir hutbesinde şunları söylemişti: “Askere gidenler illa Allah rızası için gitsinler. Giderken de şöyle niyet etsinler: ‘Ben askere nice canları, namusları korumak için, vatanımı, İslam’ı müdafaa etmek için gidiyorum.” Askerde iken Hocaefendi’nin tavır ve konuşmalarının bölükteki erler üzerinde tesirler bıraktığı yine asker arkadaşları tarafından şu örnekle anlatılıyor: “Onun bölüğünde hiç vukuat olmaz. Bölük yüzbaşısı, merak ettiği bu durumu bir gün Başçavuş’la paylaştığında, Başçavuş şunları söylemişti: “Komutanım! Bölükte Mahmud isminde bir er var. Sivil hayatında hoca imiş. Müsaade ettim, akşamları askerle sohbet ediyor. Bölük ondan çok etkilendi. Vukuat olmamasında onun etkisi büyüktür.” Yüzbaşı Mahmud Hocaefendi’nin ne konuştuğunu merak edip, bir akşam sohbet ederken kapı arkasından onu dinlemiş, sonra başçavuşa dönüp “Bu hoca askerliği bizden iyi bili-yor” demişti. Hocaefendi’nin askerliğe olan sevgisi ise üstadı Ali Haydar Efendi’den kaynaklanıyordu. Osmanlı Devleti’nin müdafaasında fiili olarak görev alan Ali Haydar Efendi, uzun süre görev yaptığı Çanakkale cephesinde askerin moralmen diri kalmasında etkili olmuştu.


    Hocaefendi’nin dostluk halkası


    Sohbetlerinde tarikattan ziyade İslam’a, Kur’an’ı Kerim’de emredilen helaller ve haramlara vurgu yapan Mahmud Hocaefendi’nin Sultan Selim Camii’ndeki vaazlarını içeren “Sohbetler” kitabı da onun bu yönünü örneklerle ortaya koyuyor. Mahmud Efendi’nin bu tarz bir üslup benimsemesi, farklı cemaatlere mensup insanlar nezdinde de saygınlığını artırıyor. Mehmed Zahid Kotku’dan Salih Efendi’ye, Dursun Efendi’den Aşıkkutlu’ya, Muzaffer Ozak’tan meşhur vaiz Timurtaş Uçar’a kadar birçok ilim, fikir ve irşad adamının cenaze namazını Mahmud Hocaefendi’nin kıldırması, bu sevgi ve saygının göstergesi olarak kabul ediliyor. Mahmud Hocaefendi, sohbet ve derslerinde ümmet bilincine sürekli vurgu yapıyor. Muhataplarına daha çok İslam’ın ameli boyutunu anlatırken, cemaatler arası dayanışmaya önem veriyor. Nitekim gençlik yıllarında farklı cemaatlerin büyükleriyle çok defa görüşmeler yaptığı yakınları tarafından anlatılıyor. Yakınları, Mehmed Zahid Koktu ve Sami Efendi’nin O’nun belli periyotlarla ziyaret ettiği şahısların başında geldiğini kaydediyor.


    DÜNYA TANIYOR


    Mahmud Hocaefendi’yi en az Türkiye kadar İslam dünyası da tanıyor. Çağımızın meşhur müfessirlerinden “Safvetu’t- Tefasir” adlı tefsirin sahibi olan Muhammed Ali es-Sabuni başta olmak üzere İslam coğrafyasından çok sayıda müfessir, muhaddis ve fakih seveni olduğu biliniyor. İsmailağa Camii Said Ramazan el-Buti, merhum Muhammed Bin Alevi gibi muasır alimlerin İstanbul’da ilk uğrak yeriydi.


    Milletine hizmete devam ediyor


    Ülkemizin ve İslam Dünyası’nın, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren maruz kaldığı tehditlerle, bugün de karşı karşıya olduğu bir dönemde Halidiliğin tabiî dokularını olduğu gibi koruyan ve kamuoyunda da saygınlığı ile dikkat çeken Mahmud Hocaefendi, ümmet-millet bilincinin oluşturulması noktasında önemli roller ifa etti ve bugün de etmeye devam ediyor.


    Evinden camiye elektrik çektirdi


    Hayatının ilk yıllarından itibaren kul hakkını ihlal etmeme noktasında son derece titiz davranan Hocaefendi’nin bu yanıyla ilgili olarak talebeleri, şunları anlatıyor: “Hocaefendi, devlet malını şahsı adına kullanmamaya aşırı özen gösterir. Sağlığı bozulana kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa girerdi. Ramazan kış aylarına dönünce geceleri cami çok soğuk oldu. Hocaefendi ısınmak için camideki elektriği kullanma yerine evinden camiye kablo çektirdi. Bu noktada bir asker arkadaşı ise şunları naklediyor: “Mahmud Efendi istirahat saatinde öncelikli olarak mescide giderdi. Abdest, namaz derken genellikle yemek ictimalarına yetişemezdi. Geç kaldığı günler ona yemek ayırırdım. Yemeği alınca sorardı, ‘bu bizim bölüğün karavanasından mıdır?’ Hayır deyince başka bölüğün istihkakı bana helal olmaz der, yemeği yemez, aç beklerdi.”

    Bardağı geri vermek için Tekirdağ’a döndü

    Hocaefendi’nin bir talebesi de Tekirdağ’a yaptıkları bir ziyaret sırasında şahit olduğu hatırasını şöyle dile getiriyor: “Yanımıza bardak almayı unutmuştuk. Su içmek için bardak lazım oldu. Tekirdağ’da vaaz ettiğimiz caminin imamından bardak istedik. Sağ olsun getirdi. Hizmet bitti, geri dönüyoruz. İstanbul sınırları içerisine girdik. Mahmud Efendi: “Bardağı hocaefendi’ye verdiniz mi?” diye sordu. Kimsede ses yok. Sonra öğrendik ki bardak arabada unutulmuş. Hocaefendi şoför arkadaşa “Hemen dönüyorsun, Tekirdağ’a gidiyoruz” dedi. Evlerimize girmeden gittik. Bardağı verdik, sonra İstanbul’a döndük.”

    ‘ŞÖHRET AFETTİR’ Şöhreti afet olarak gören ve bu yüzden medya kuruluşlarına fotoğraf ve demeç vermeye sıcak bakmayan bu sufi büyüğün tasavvuf disiplini bağlamında düşünüldüğünde keramet olarak değerlendirilecek çok sayıda söz ve ameli de var. Fakat kendisinin bu konudaki prensibi ise Nakşibendiliğin kurucusu Bahauddin Nakşibend’ten naklen söylediği “En büyük keramet Hz. Resulullah’ın sünnetine tâbi olmaktır” ifadesinde özetleniyor.



  2. 20.Kasım.2008, 04:58
    25
    Devamlı Üye
    reklam


    Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi'nin hayatından bir kesit:
    Askerlikten sonra İstanbul’a yerleşen Mahmud Hocaefendi’nin sade bir talebe olarak sürdürdüğü İstanbul yaşamı Ali Haydar Efendi’nin “İsmailağa Camii’ne imam olacaksın” emri ile yeni bir boyut kazanmıştı. Üstadının vefatının ardından eğitim ve hizmet bayrağını devralan Mahmud Ustaosmanoğlu, Halidiye kolunun süre geldiği İsmet Efendi Tekkesi’ne gitme yerine hocasının görevlendirdiği camide kalıp eğitim hizmetlerini oradan yürütmeyi uygun gördü. İsmailağa Camii’ndeki sohbetleri, vaazları ve dersleriyle binlerce kişinin ilimle aydınlanmasına vesile oldu. Süleymaniye Dersiamlarından Dursun Efendi ile Fatih Dersiamlarından Ali Haydar Efendi’nin ders usullerini günün şartlarını dikkate alarak yeniden programlayan Mahmud Hocaefendi, bu hizmetini 1960′tan 2000 yılına kadar devam ettirdi. Emaneti devraldığı büyüklerinin okuttuğu kitapları terk etmeyi, onlara karşı vefasızlık kabul ettiğinden kitap bitirmeye dayalı klasik eğitim sisteminden ödün vermedi.


    BİLEZİKLERİ BOZDURDU


    Hocaefendi olumsuz şartlar altında sürdürdüğü eğitim faaliyetleri esnasında talebelerinin özel sorunlarıyla ilgilenmekten de geri durmadı. Hocaefendinin bu yanıyla ilgili 1962 yılında ders halkasına katılan Konyalı bir öğrencisi şunları anlatıyor: “Fatih’te müezzindim. Sabah namazından sonra İsmailağa’ya gider öğleye kadar Hocaefendi’den ders okurdum. Öğleden sonrada müzakere ve mutâlaa ile ilgilenirdim. O gün itibariyle 5 tane çocuğum vardı. İkamet ettiğim evin kirasını ödemekte zorlanıyordum. Ek işte çalışmaya karar verdim. Bunun için ders okumayı bırakmam gerekiyordu. Bir gün dersten sonra Hocaefendi’ye durumu arz ettim. Hocaefendi, beklememi söyledi. Evine gitti, hanımının bileziklerinden 3 tane alıp geldi. “Al, bunlar sana hediyemizdir. Bozdur kiranı öde. Lakin dersten geri kalma” dedi.


    ANADOLU’YU İHMAL ETMEDİ


    Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi, her yıl bir defa, bazı öğrencilerini yanına alarak Anadolu gezisine çıkıyordu. 1997′ye kadar devam eden bu geziler, İstanbul’dan başlıyor, Trabzon üzerinden Erzurum’a, oradan İç Anadolu’daki vilayetlere kadar uzanıyordu. Gittiği yerlerde camilerde vaaz veriyor ve insanları okumaya, Kur’an’ı, Sünnet’le birlikte yaşamaya ve milletimizi var eden değerlere bağlı kalmaya çağırıyordu. Sabah namazından gece geç saatlere kadar insanlarla birlikte oluyor, onlara sohbet ediyordu. Bu yüzden geziyi maksadı ile isimlendirmişti: “Allah’ın rızasına uygun yaşama daveti”. Hocaefendi’nin böyle tanımladığı kitleleri eğitme faaliyetinin mekan ve muhatap olarak sınırı yoktu. Bu yüzden O, gerek İstanbul’da gerekse Anadolu’daki şehirlerde dolaşırken karşılaştığı kişilere İslam’a dair ayak üstü sohbetler yapıyordu. Hocaefendi bütün bir milletin eğitimi olarak kabul ettiği “Allah’ın rızasına uygun yaşama” faaliyetlerini, en az klasik eğitim kadar önemli görüyor.


    O’NUN BÖLÜĞÜNDE HİÇ VUKUAT OLMAMIŞTI

    Vaazlarında sık sık vatan müdafaasından bahseden Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi, gençleri askerliğin manasını idrak etmeye çağırdı. Bir hutbesinde şunları söylemişti: “Askere gidenler illa Allah rızası için gitsinler. Giderken de şöyle niyet etsinler: ‘Ben askere nice canları, namusları korumak için, vatanımı, İslam’ı müdafaa etmek için gidiyorum.” Askerde iken Hocaefendi’nin tavır ve konuşmalarının bölükteki erler üzerinde tesirler bıraktığı yine asker arkadaşları tarafından şu örnekle anlatılıyor: “Onun bölüğünde hiç vukuat olmaz. Bölük yüzbaşısı, merak ettiği bu durumu bir gün Başçavuş’la paylaştığında, Başçavuş şunları söylemişti: “Komutanım! Bölükte Mahmud isminde bir er var. Sivil hayatında hoca imiş. Müsaade ettim, akşamları askerle sohbet ediyor. Bölük ondan çok etkilendi. Vukuat olmamasında onun etkisi büyüktür.” Yüzbaşı Mahmud Hocaefendi’nin ne konuştuğunu merak edip, bir akşam sohbet ederken kapı arkasından onu dinlemiş, sonra başçavuşa dönüp “Bu hoca askerliği bizden iyi bili-yor” demişti. Hocaefendi’nin askerliğe olan sevgisi ise üstadı Ali Haydar Efendi’den kaynaklanıyordu. Osmanlı Devleti’nin müdafaasında fiili olarak görev alan Ali Haydar Efendi, uzun süre görev yaptığı Çanakkale cephesinde askerin moralmen diri kalmasında etkili olmuştu.


    Hocaefendi’nin dostluk halkası


    Sohbetlerinde tarikattan ziyade İslam’a, Kur’an’ı Kerim’de emredilen helaller ve haramlara vurgu yapan Mahmud Hocaefendi’nin Sultan Selim Camii’ndeki vaazlarını içeren “Sohbetler” kitabı da onun bu yönünü örneklerle ortaya koyuyor. Mahmud Efendi’nin bu tarz bir üslup benimsemesi, farklı cemaatlere mensup insanlar nezdinde de saygınlığını artırıyor. Mehmed Zahid Kotku’dan Salih Efendi’ye, Dursun Efendi’den Aşıkkutlu’ya, Muzaffer Ozak’tan meşhur vaiz Timurtaş Uçar’a kadar birçok ilim, fikir ve irşad adamının cenaze namazını Mahmud Hocaefendi’nin kıldırması, bu sevgi ve saygının göstergesi olarak kabul ediliyor. Mahmud Hocaefendi, sohbet ve derslerinde ümmet bilincine sürekli vurgu yapıyor. Muhataplarına daha çok İslam’ın ameli boyutunu anlatırken, cemaatler arası dayanışmaya önem veriyor. Nitekim gençlik yıllarında farklı cemaatlerin büyükleriyle çok defa görüşmeler yaptığı yakınları tarafından anlatılıyor. Yakınları, Mehmed Zahid Koktu ve Sami Efendi’nin O’nun belli periyotlarla ziyaret ettiği şahısların başında geldiğini kaydediyor.


    DÜNYA TANIYOR


    Mahmud Hocaefendi’yi en az Türkiye kadar İslam dünyası da tanıyor. Çağımızın meşhur müfessirlerinden “Safvetu’t- Tefasir” adlı tefsirin sahibi olan Muhammed Ali es-Sabuni başta olmak üzere İslam coğrafyasından çok sayıda müfessir, muhaddis ve fakih seveni olduğu biliniyor. İsmailağa Camii Said Ramazan el-Buti, merhum Muhammed Bin Alevi gibi muasır alimlerin İstanbul’da ilk uğrak yeriydi.


    Milletine hizmete devam ediyor


    Ülkemizin ve İslam Dünyası’nın, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren maruz kaldığı tehditlerle, bugün de karşı karşıya olduğu bir dönemde Halidiliğin tabiî dokularını olduğu gibi koruyan ve kamuoyunda da saygınlığı ile dikkat çeken Mahmud Hocaefendi, ümmet-millet bilincinin oluşturulması noktasında önemli roller ifa etti ve bugün de etmeye devam ediyor.


    Evinden camiye elektrik çektirdi


    Hayatının ilk yıllarından itibaren kul hakkını ihlal etmeme noktasında son derece titiz davranan Hocaefendi’nin bu yanıyla ilgili olarak talebeleri, şunları anlatıyor: “Hocaefendi, devlet malını şahsı adına kullanmamaya aşırı özen gösterir. Sağlığı bozulana kadar her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa girerdi. Ramazan kış aylarına dönünce geceleri cami çok soğuk oldu. Hocaefendi ısınmak için camideki elektriği kullanma yerine evinden camiye kablo çektirdi. Bu noktada bir asker arkadaşı ise şunları naklediyor: “Mahmud Efendi istirahat saatinde öncelikli olarak mescide giderdi. Abdest, namaz derken genellikle yemek ictimalarına yetişemezdi. Geç kaldığı günler ona yemek ayırırdım. Yemeği alınca sorardı, ‘bu bizim bölüğün karavanasından mıdır?’ Hayır deyince başka bölüğün istihkakı bana helal olmaz der, yemeği yemez, aç beklerdi.”

    Bardağı geri vermek için Tekirdağ’a döndü

    Hocaefendi’nin bir talebesi de Tekirdağ’a yaptıkları bir ziyaret sırasında şahit olduğu hatırasını şöyle dile getiriyor: “Yanımıza bardak almayı unutmuştuk. Su içmek için bardak lazım oldu. Tekirdağ’da vaaz ettiğimiz caminin imamından bardak istedik. Sağ olsun getirdi. Hizmet bitti, geri dönüyoruz. İstanbul sınırları içerisine girdik. Mahmud Efendi: “Bardağı hocaefendi’ye verdiniz mi?” diye sordu. Kimsede ses yok. Sonra öğrendik ki bardak arabada unutulmuş. Hocaefendi şoför arkadaşa “Hemen dönüyorsun, Tekirdağ’a gidiyoruz” dedi. Evlerimize girmeden gittik. Bardağı verdik, sonra İstanbul’a döndük.”

    ‘ŞÖHRET AFETTİR’ Şöhreti afet olarak gören ve bu yüzden medya kuruluşlarına fotoğraf ve demeç vermeye sıcak bakmayan bu sufi büyüğün tasavvuf disiplini bağlamında düşünüldüğünde keramet olarak değerlendirilecek çok sayıda söz ve ameli de var. Fakat kendisinin bu konudaki prensibi ise Nakşibendiliğin kurucusu Bahauddin Nakşibend’ten naklen söylediği “En büyük keramet Hz. Resulullah’ın sünnetine tâbi olmaktır” ifadesinde özetleniyor.



  3. 20.Kasım.2008, 08:21
    26
    zehraniy
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Eylül.2008
    Üye No: 31692
    Mesaj Sayısı: 36
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    reklam


    ŞEyh Abdulkadir bin Abdul aziz: Afganistan cihad alimlerindendir. MUcahidlerin ellerinden dulurmedigi EL umde Fİi dadil Udde (cihad icin imani ve bedeni hazırlık) isimli dev eserin yazarıdır. Kendisi şu an mısır zindanlarındadır.

    ŞEyh Ebu muhammed el makdisi: Arap dunyasında kitablarına yasak getirilen faziletli mucahit şeyh uzun yıllardır urdun hapishanesinde yatmaktadır. Kitablarından bazıları ise ''milleti ibrahim, FEsad medreseleri, Akidemiz vs'' dir

    Şeyh Ebu Katade: İngiltere hapishanesinde yatan şeyhimizin kıymetli eseri EL cihad VEl ictihad)

    Şey Omer abdurrahman: Gozleri ama olan şeyhimiz cihad hareketinin onculerindendir. Amerikada hapiste bulunmaktadır. Allah hepsini esaretten kurtarsın

    Şeyh Usame bin ladin: Muslumanların alnından utanç ve zilleti kaldıran, Abd yi ırak ve afganistanda hezimete ugratarak, zulum gormuş kardeşerimizi, tecavuze ugramış bacılarımızın kalblerini ferahlatan şeyhimiz şu an afganistan bolgesinde dir.
    Hedef ise Allahın izniyle haclıları ve onların murted yoneticilerini islam topraklarından cıkarmak Ve Allah Teala nın yuce şeriatini hakim kılmaktır. Allah onlara zafer bahşetsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.



  4. 20.Kasım.2008, 08:21
    26
    zehraniy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    ŞEyh Abdulkadir bin Abdul aziz: Afganistan cihad alimlerindendir. MUcahidlerin ellerinden dulurmedigi EL umde Fİi dadil Udde (cihad icin imani ve bedeni hazırlık) isimli dev eserin yazarıdır. Kendisi şu an mısır zindanlarındadır.

    ŞEyh Ebu muhammed el makdisi: Arap dunyasında kitablarına yasak getirilen faziletli mucahit şeyh uzun yıllardır urdun hapishanesinde yatmaktadır. Kitablarından bazıları ise ''milleti ibrahim, FEsad medreseleri, Akidemiz vs'' dir

    Şeyh Ebu Katade: İngiltere hapishanesinde yatan şeyhimizin kıymetli eseri EL cihad VEl ictihad)

    Şey Omer abdurrahman: Gozleri ama olan şeyhimiz cihad hareketinin onculerindendir. Amerikada hapiste bulunmaktadır. Allah hepsini esaretten kurtarsın

    Şeyh Usame bin ladin: Muslumanların alnından utanç ve zilleti kaldıran, Abd yi ırak ve afganistanda hezimete ugratarak, zulum gormuş kardeşerimizi, tecavuze ugramış bacılarımızın kalblerini ferahlatan şeyhimiz şu an afganistan bolgesinde dir.
    Hedef ise Allahın izniyle haclıları ve onların murted yoneticilerini islam topraklarından cıkarmak Ve Allah Teala nın yuce şeriatini hakim kılmaktır. Allah onlara zafer bahşetsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.



  5. 20.Kasım.2008, 09:26
    27
    arbekbey
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Şubat.2008
    Üye No: 9304
    Mesaj Sayısı: 122
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    nevşehir'de bir sultan var Abdullah Baba(k.s)


  6. 20.Kasım.2008, 09:26
    27
    Devamlı Üye
    nevşehir'de bir sultan var Abdullah Baba(k.s)


  7. 20.Kasım.2008, 10:55
    28
    cananevirgen
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17912
    Mesaj Sayısı: 179
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    "Himmet" beklenecek tek makamın Allah Azze ve Celle olduğunu bize gösteren odur.
    Rabbimizin dostluğuna ve muhabbetine erişebilmek duası ile... Amin .Allah razı olsun.



  8. 20.Kasım.2008, 10:55
    28
    cananevirgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    "Himmet" beklenecek tek makamın Allah Azze ve Celle olduğunu bize gösteren odur.
    Rabbimizin dostluğuna ve muhabbetine erişebilmek duası ile... Amin .Allah razı olsun.



  9. 21.Kasım.2008, 16:37
    29
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 697
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


  10. 21.Kasım.2008, 16:37
    29
    Devamlı Üye
    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


  11. 21.Kasım.2008, 17:02
    30
    ezdli cündep
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ekim.2008
    Üye No: 36789
    Mesaj Sayısı: 370
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Alıntı
    ŞEyh Abdulkadir bin Abdul aziz: Afganistan cihad alimlerindendir. MUcahidlerin ellerinden dulurmedigi EL umde Fİi dadil Udde (cihad icin imani ve bedeni hazırlık) isimli dev eserin yazarıdır. Kendisi şu an mısır zindanlarındadır.

    ŞEyh Ebu muhammed el makdisi: Arap dunyasında kitablarına yasak getirilen faziletli mucahit şeyh uzun yıllardır urdun hapishanesinde yatmaktadır. Kitablarından bazıları ise ''milleti ibrahim, FEsad medreseleri, Akidemiz vs'' dir

    Şeyh Ebu Katade: İngiltere hapishanesinde yatan şeyhimizin kıymetli eseri EL cihad VEl ictihad)

    Şey Omer abdurrahman: Gozleri ama olan şeyhimiz cihad hareketinin onculerindendir. Amerikada hapiste bulunmaktadır. Allah hepsini esaretten kurtarsın

    Şeyh Usame bin ladin: Muslumanların alnından utanç ve zilleti kaldıran, Abd yi ırak ve afganistanda hezimete ugratarak, zulum gormuş kardeşerimizi, tecavuze ugramış bacılarımızın kalblerini ferahlatan şeyhimiz şu an afganistan bolgesinde dir.
    Hedef ise Allahın izniyle haclıları ve onların murted yoneticilerini islam topraklarından cıkarmak Ve Allah Teala nın yuce şeriatini hakim kılmaktır. Allah onlara zafer bahşetsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.

    ALLAH hepsinden razı olsun

    şeyh eymen ez zevahiri aslen mısırlı olup şuan afganistanda amerika ve mürted afgan hükemetine karşı cihat etmektedir

    şeyh ebu ömer bağdadi ırakta amerika ve iş birlikçilerine karşı savaş halindedir malını ve canını ALLAH yolunde verme çabası içerisindedir

    şeyh muhammed ömer taliban lideridir amerika ve müttefiklerini ülkeden çıkarmak ALLAH ın kanunlarını uygulama çabası içerisindedir.

    şeyh ebu musa az zerkavi ounu ağından şu cümleler dökülmüştür

    Ey sevgili mezopotamya topraklarında bulunan tevhidin aslanlari

    Eger bu seslenişim size ulaşırsa kılıclarınızdan duşmanlarınızın kanı damlamadan gecelemeyin

    kılıclarınızı ancak onların alkanlarına boyadıktan sonrakınlarınıza koyun

    TEK BİR YİĞİT GİBİ AYAĞA KALKIN

    namusumuzun kirletildigi kızkardeşlerimizin şerefinin cignendigi ve haca tapanların bizi yonettigi bir hayatı yaşamakta hayır yoktur


    EBU MUS’AB EZ ZERKAWİ

    .ALLAH şehadetini kabul etsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.


  12. 21.Kasım.2008, 17:02
    30
    Devamlı Üye
    Alıntı
    ŞEyh Abdulkadir bin Abdul aziz: Afganistan cihad alimlerindendir. MUcahidlerin ellerinden dulurmedigi EL umde Fİi dadil Udde (cihad icin imani ve bedeni hazırlık) isimli dev eserin yazarıdır. Kendisi şu an mısır zindanlarındadır.

    ŞEyh Ebu muhammed el makdisi: Arap dunyasında kitablarına yasak getirilen faziletli mucahit şeyh uzun yıllardır urdun hapishanesinde yatmaktadır. Kitablarından bazıları ise ''milleti ibrahim, FEsad medreseleri, Akidemiz vs'' dir

    Şeyh Ebu Katade: İngiltere hapishanesinde yatan şeyhimizin kıymetli eseri EL cihad VEl ictihad)

    Şey Omer abdurrahman: Gozleri ama olan şeyhimiz cihad hareketinin onculerindendir. Amerikada hapiste bulunmaktadır. Allah hepsini esaretten kurtarsın

    Şeyh Usame bin ladin: Muslumanların alnından utanç ve zilleti kaldıran, Abd yi ırak ve afganistanda hezimete ugratarak, zulum gormuş kardeşerimizi, tecavuze ugramış bacılarımızın kalblerini ferahlatan şeyhimiz şu an afganistan bolgesinde dir.
    Hedef ise Allahın izniyle haclıları ve onların murted yoneticilerini islam topraklarından cıkarmak Ve Allah Teala nın yuce şeriatini hakim kılmaktır. Allah onlara zafer bahşetsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.

    ALLAH hepsinden razı olsun

    şeyh eymen ez zevahiri aslen mısırlı olup şuan afganistanda amerika ve mürted afgan hükemetine karşı cihat etmektedir

    şeyh ebu ömer bağdadi ırakta amerika ve iş birlikçilerine karşı savaş halindedir malını ve canını ALLAH yolunde verme çabası içerisindedir

    şeyh muhammed ömer taliban lideridir amerika ve müttefiklerini ülkeden çıkarmak ALLAH ın kanunlarını uygulama çabası içerisindedir.

    şeyh ebu musa az zerkavi ounu ağından şu cümleler dökülmüştür

    Ey sevgili mezopotamya topraklarında bulunan tevhidin aslanlari

    Eger bu seslenişim size ulaşırsa kılıclarınızdan duşmanlarınızın kanı damlamadan gecelemeyin

    kılıclarınızı ancak onların alkanlarına boyadıktan sonrakınlarınıza koyun

    TEK BİR YİĞİT GİBİ AYAĞA KALKIN

    namusumuzun kirletildigi kızkardeşlerimizin şerefinin cignendigi ve haca tapanların bizi yonettigi bir hayatı yaşamakta hayır yoktur


    EBU MUS’AB EZ ZERKAWİ

    .ALLAH şehadetini kabul etsin.

    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.


  13. 21.Kasım.2008, 17:40
    31
    ekselans
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Kasım.2008
    Üye No: 39609
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 41
    Bulunduğu yer: İSTANBUL

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Allah Razı Olsun


  14. 21.Kasım.2008, 17:40
    31
    Üye
    Allah Razı Olsun


  15. 21.Kasım.2008, 17:44
    32
    @YŞE
    Rıza

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17901
    Mesaj Sayısı: 1,144
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Yaş: 24

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Mahmut Ustaosmanoğlu
    Mahmut Ustaosmanoğlu, 1929 yılında Trabzon'un Of ilçesinin Tavşanlı köyünde doğdu. 10 yaşında, köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım'ın hocalığında hafızlığını tamamladı. Mehmet Rüştü Âşık Kutlu Hoca'dan talim dersleri aldı. Balaban köyünde Hoca Abdülvehhab Efendi'den Arapça okudu. Devrin tanınmış hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi'den fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak 16 yaşında icazet aldı. Köyünde ders vermeye başlayan Ustaosmanoğlu, askerlik çağına gelmeden talebelerine icazet verdi.

    1951'de Ramazan ayı için Sivas'ın Divriği ilçesine vaiz olarak gönderildi. Sohbetleriyle etrafındakileri kendisine hayran bırakan Ustaosmanoğlu, 16 yaşındayken teyzesinin kızı Zehra Hanım'la evlendi. Ahmet, Abdullah ve Fatıma isminde üç çocuğu oldu. 1952 yılının sonlarında tanıştığı M. Haydar Efendi'yle tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Askerlik sonrası şeyhi Ali Haydar Efendi (ks) onu İsmailağa Camii'ne imam tayin etmek için davet etti. 1954'te İsmailağa'da imamlığa başladı. 1996'da 65 yaşını doldurduğu için aynı camiden emekli oldu. Ruhu'l-Furkan isimli tefsirini kaleme almaya başladı. Şu ana kadar 12. cildini tamamladı. Sohbetleri 4 cilt halinde, Yanyalı Mustafa İsmet Garibullah'ın Risale-i Kudsiyye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayınlandı.


    hala ismailağa camii inde dir



    sağol Yusuf kardeş



  16. 21.Kasım.2008, 17:44
    32
    Rıza
    Mahmut Ustaosmanoğlu
    Mahmut Ustaosmanoğlu, 1929 yılında Trabzon'un Of ilçesinin Tavşanlı köyünde doğdu. 10 yaşında, köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım'ın hocalığında hafızlığını tamamladı. Mehmet Rüştü Âşık Kutlu Hoca'dan talim dersleri aldı. Balaban köyünde Hoca Abdülvehhab Efendi'den Arapça okudu. Devrin tanınmış hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi'den fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak 16 yaşında icazet aldı. Köyünde ders vermeye başlayan Ustaosmanoğlu, askerlik çağına gelmeden talebelerine icazet verdi.

    1951'de Ramazan ayı için Sivas'ın Divriği ilçesine vaiz olarak gönderildi. Sohbetleriyle etrafındakileri kendisine hayran bırakan Ustaosmanoğlu, 16 yaşındayken teyzesinin kızı Zehra Hanım'la evlendi. Ahmet, Abdullah ve Fatıma isminde üç çocuğu oldu. 1952 yılının sonlarında tanıştığı M. Haydar Efendi'yle tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Askerlik sonrası şeyhi Ali Haydar Efendi (ks) onu İsmailağa Camii'ne imam tayin etmek için davet etti. 1954'te İsmailağa'da imamlığa başladı. 1996'da 65 yaşını doldurduğu için aynı camiden emekli oldu. Ruhu'l-Furkan isimli tefsirini kaleme almaya başladı. Şu ana kadar 12. cildini tamamladı. Sohbetleri 4 cilt halinde, Yanyalı Mustafa İsmet Garibullah'ın Risale-i Kudsiyye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayınlandı.


    hala ismailağa camii inde dir



    sağol Yusuf kardeş



  17. 21.Kasım.2008, 18:26
    33
    hoca hanım
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Eylül.2008
    Üye No: 32879
    Mesaj Sayısı: 86
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Müftü abi lakaplı bir zatı tanıyorum.Allah razı olsun kendisinden nefsini yendiği söylenir.Şu an Rusya da dini hizmetine devam etmektedir.Rabbim o ve onun gibilerin yüzü suyu hürmetine bizi bağışlasın.


  18. 21.Kasım.2008, 18:26
    33
    Devamlı Üye
    Müftü abi lakaplı bir zatı tanıyorum.Allah razı olsun kendisinden nefsini yendiği söylenir.Şu an Rusya da dini hizmetine devam etmektedir.Rabbim o ve onun gibilerin yüzü suyu hürmetine bizi bağışlasın.


  19. 21.Kasım.2008, 18:34
    34
    dilek
    Küçük Prenses Ayşe Azram

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Kasım.2007
    Üye No: 4301
    Mesaj Sayısı: 609
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Alıntı

    Mahmut Ustaosmanoğlu
    Mahmut Ustaosmanoğlu, 1929 yılında Trabzon'un Of ilçesinin Tavşanlı köyünde doğdu. 10 yaşında, köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım'ın hocalığında hafızlığını tamamladı. Mehmet Rüştü Âşık Kutlu Hoca'dan talim dersleri aldı. Balaban köyünde Hoca Abdülvehhab Efendi'den Arapça okudu. Devrin tanınmış hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi'den fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak 16 yaşında icazet aldı. Köyünde ders vermeye başlayan Ustaosmanoğlu, askerlik çağına gelmeden talebelerine icazet verdi.

    1951'de Ramazan ayı için Sivas'ın Divriği ilçesine vaiz olarak gönderildi. Sohbetleriyle etrafındakileri kendisine hayran bırakan Ustaosmanoğlu, 16 yaşındayken teyzesinin kızı Zehra Hanım'la evlendi. Ahmet, Abdullah ve Fatıma isminde üç çocuğu oldu. 1952 yılının sonlarında tanıştığı M. Haydar Efendi'yle tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Askerlik sonrası şeyhi Ali Haydar Efendi (ks) onu İsmailağa Camii'ne imam tayin etmek için davet etti. 1954'te İsmailağa'da imamlığa başladı. 1996'da 65 yaşını doldurduğu için aynı camiden emekli oldu. Ruhu'l-Furkan isimli tefsirini kaleme almaya başladı. Şu ana kadar 12. cildini tamamladı. Sohbetleri 4 cilt halinde, Yanyalı Mustafa İsmet Garibullah'ın Risale-i Kudsiyye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayınlandı.


    hala ismailağa camii inde dir
    Allah c.c razı olsun yusuf...mevlam onu başımızdan eksik etmesin


  20. 21.Kasım.2008, 18:34
    34
    Küçük Prenses Ayşe Azram
    Alıntı

    Mahmut Ustaosmanoğlu
    Mahmut Ustaosmanoğlu, 1929 yılında Trabzon'un Of ilçesinin Tavşanlı köyünde doğdu. 10 yaşında, köyün imamlığını yapan babası Ali Efendi ve annesi Fatma Hanım'ın hocalığında hafızlığını tamamladı. Mehmet Rüştü Âşık Kutlu Hoca'dan talim dersleri aldı. Balaban köyünde Hoca Abdülvehhab Efendi'den Arapça okudu. Devrin tanınmış hocalarından ve dersiamlarından Süleymaniye Medresesi mezunu Hacı Dursun Feyzi Güven Hocaefendi'den fıkıh, tefsir, hadis gibi dini ilimleri okuyarak 16 yaşında icazet aldı. Köyünde ders vermeye başlayan Ustaosmanoğlu, askerlik çağına gelmeden talebelerine icazet verdi.

    1951'de Ramazan ayı için Sivas'ın Divriği ilçesine vaiz olarak gönderildi. Sohbetleriyle etrafındakileri kendisine hayran bırakan Ustaosmanoğlu, 16 yaşındayken teyzesinin kızı Zehra Hanım'la evlendi. Ahmet, Abdullah ve Fatıma isminde üç çocuğu oldu. 1952 yılının sonlarında tanıştığı M. Haydar Efendi'yle tanışması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Askerlik sonrası şeyhi Ali Haydar Efendi (ks) onu İsmailağa Camii'ne imam tayin etmek için davet etti. 1954'te İsmailağa'da imamlığa başladı. 1996'da 65 yaşını doldurduğu için aynı camiden emekli oldu. Ruhu'l-Furkan isimli tefsirini kaleme almaya başladı. Şu ana kadar 12. cildini tamamladı. Sohbetleri 4 cilt halinde, Yanyalı Mustafa İsmet Garibullah'ın Risale-i Kudsiyye isimli kitabının tercüme ve izahı da iki cilt olarak yayınlandı.


    hala ismailağa camii inde dir
    Allah c.c razı olsun yusuf...mevlam onu başımızdan eksik etmesin


  21. 22.Kasım.2008, 16:11
    35
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mart.2008
    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 2,527
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 29
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Yaşayan Allah Dostları

    Alıntı
    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


    Buna dair deliliniz nedir? Böyle birşeyi neye dayanarak söylüyorsunuz?

    Alıntı
    Rabbim o ve onun gibilerin yüzü suyu hürmetine bizi bağışlasın.


    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir." (Hanefî fıkhının meşhur kitabı: "el-Hidâye")

    "Hiç kimsenin, Allah'tan başka biriyle Allah'a dua etmesi gerekmez. Müsaade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah'ın şu ayetinden(Allah'a ait güzel isimler vardır. O'nu o isimlerle çağırınız.) yararlanılarak yapılandır." (İmam Azam, Durru'l-Muhtar 2/630)

    "Falanın hakkı için veya Peygamberlerden birisinin hakkı için, Harem-i Şerif yahut Meşar-ı Haram hakkı için dua edilmesini kerih görürüm." (İmam Ebu Yusuf, el-Kudûrî, Şerhu'l Kerhî, Kerahet Babı)

    Hanefî alimlerimizden İbn Ebi'l İzz'in bu konudaki görüşlerine de yer verelim:

    "Kişinin, Allah’tan başkasını duasının kabulüne sebep kılması ve onunla tevessülde bulunması caiz değildir... O şöyle demek ister: “Falanca senin salih kullarından olduğu için duamı kabul eyle.” Onun Allah‘ın salih kulu olmasıyla berikinin duası arasında ne ilgi, ne bağlantı olabilir? Bu, duada taşkınlık yapmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Rabbinize için için ve yalvararak dua edin. O, taşkınlık yapanları gerçekten sevmez.” (Araf 7/55)

    Bu ve benzeri dualar, sonradan uydurulmuştur. Böyle bir dua ne Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden, ne sahabeden, ne tabiînden, ne de imamların birinden aktarılmıştır. Allah hepsinden razı olsun. Bu, ancak cahillerin ve bazı tarikatçıların yazdığı tılsımlarda bulunabilir."
    (Ali b. Muhammed b. Ebî'l-İzz ed-Dimaşkî, Şerh'ül-Akîdet'it-Tahâviyye)


    Alıntı
    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.


    Nokta...

    "Bilesiniz ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir." (Yunus/62)



    vesselam...


  22. 22.Kasım.2008, 16:11
    35
    DeLi MoLLa
    Alıntı
    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


    Buna dair deliliniz nedir? Böyle birşeyi neye dayanarak söylüyorsunuz?

    Alıntı
    Rabbim o ve onun gibilerin yüzü suyu hürmetine bizi bağışlasın.


    "Bir kimsenin dua ederken filanın hakkı için, filanın yüzüsuyu hürmetine veya Peygamberlerin, Nebilerin hakkı için demesi mekruhtur. Zira; yaratılanın, Yaratan üzerinde hiçbir hakkı söz konusu değildir." (Hanefî fıkhının meşhur kitabı: "el-Hidâye")

    "Hiç kimsenin, Allah'tan başka biriyle Allah'a dua etmesi gerekmez. Müsaade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah'ın şu ayetinden(Allah'a ait güzel isimler vardır. O'nu o isimlerle çağırınız.) yararlanılarak yapılandır." (İmam Azam, Durru'l-Muhtar 2/630)

    "Falanın hakkı için veya Peygamberlerden birisinin hakkı için, Harem-i Şerif yahut Meşar-ı Haram hakkı için dua edilmesini kerih görürüm." (İmam Ebu Yusuf, el-Kudûrî, Şerhu'l Kerhî, Kerahet Babı)

    Hanefî alimlerimizden İbn Ebi'l İzz'in bu konudaki görüşlerine de yer verelim:

    "Kişinin, Allah’tan başkasını duasının kabulüne sebep kılması ve onunla tevessülde bulunması caiz değildir... O şöyle demek ister: “Falanca senin salih kullarından olduğu için duamı kabul eyle.” Onun Allah‘ın salih kulu olmasıyla berikinin duası arasında ne ilgi, ne bağlantı olabilir? Bu, duada taşkınlık yapmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

    “Rabbinize için için ve yalvararak dua edin. O, taşkınlık yapanları gerçekten sevmez.” (Araf 7/55)

    Bu ve benzeri dualar, sonradan uydurulmuştur. Böyle bir dua ne Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden, ne sahabeden, ne tabiînden, ne de imamların birinden aktarılmıştır. Allah hepsinden razı olsun. Bu, ancak cahillerin ve bazı tarikatçıların yazdığı tılsımlarda bulunabilir."
    (Ali b. Muhammed b. Ebî'l-İzz ed-Dimaşkî, Şerh'ül-Akîdet'it-Tahâviyye)


    Alıntı
    ALim ya tagutun hapishanesindedir ya cihad meydanlarındadır yada başını islam ugrunda vererek şehit olmuştur.


    Nokta...

    "Bilesiniz ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir." (Yunus/62)



    vesselam...


  23. 23.Kasım.2008, 05:04
    36
    Ufkuaçık
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Ekim.2008
    Üye No: 35628
    Mesaj Sayısı: 697
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 57
    Alıntı
    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


    Buna dair deliliniz nedir? Böyle birşeyi neye dayanarak söylüyorsunuz?
    İşte deliller kardeşim...
    Şevahid-ül-hak 153. sayfada yazılı, ibni Mace hadisinde, Peygamberimiz

    yani (Ya Rabbi! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle dua ediniz buyururdu. Hazret-i Ali'nin annesi Fatıma'yı kendi mübarek elleri ile mezara koyunca (İgfir li ümmi fatımate binti Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiya-illezine min kabli inneke erhamürrahimin). buyurduğunu, Taberani ve İbni Hibban ve Hakim ve Süyuti bildirmektedir
    (DEVAM EDİYORUZ..)

    Eshab-ı kiramın büyüklerinden Osman bin Huneyf bildiriyor ki, iyi olması için dua isteyen bir âmâya, abdest alıp, iki rekat namaz kılmasını, sonra:

    okumasını emr etmiştir. Bu dua, (Merakıl-felah) ve bunun Tahtavi haşiyesi ve türkçe tercümesi olan (Nimet-i islam) kitaplarında, (Hacet namazı) sonunda ve (Şifa üs-sikam) ve (Nur-ül-islam)da ve (Dürerüsseniyye)de de yazılıdır. Eshab-ı kiram, bu duayı hep okurdu.
    (DEVAM EDİYORUZ)

    Hakim'in bildirdiği sahih hadiste buyuruldu ki:
    Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, çok dua etti. Tevbesi kabul olmadı. Nihayet (Ya Rabbi! Oğlum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince, duası kabul oldu ve (Ya Adem! Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyuruldu. Bu hadis-i kudsi, (Mevahib) ve (Envar)ın başında da yazılıdır. Böyle olduğunu, Alusi'nin (Galiyye) kitabı da, 109. sayfasında uzun bildirmektedir. Bu dualarda bulunan (hak) kelimesi, hürmet, kıymet demektir. Sevdiklerine verdiği kıymetli dereceler hatırı için istemektir. Çünkü, hiçbir mahlukun, hiçbir bakımdan, Allahü teâlâda hakkı yoktur.

    Âdem aleyhisselam, Cennette iken, Cennetin her yerinde ve Arş üzerinde (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) yazılı gördü. Onun, Allahü teâlânın en sevgili kulu olduğunu bilip onun hürmeti için dua etti.

    Bu dualar gösteriyor ki, Allahü teâlânın sevdikleri ile tevessül etmek, yani onları araya koyarak, onların hatırı ve hürmeti ile Ondan istemek caizdir.

    İbni Abidin hazretleri, 5. cild, 524. sayfada buyuruyor ki:
    (Resulullahı vesile kılarak Allahü teâlâya dua etmek güzel olur. Ehl-i sünnet âlimleri hiç biri buna karşı bir şey demedi. Yalnız ibni Teymiye bunu kabul etmeyerek ortaya bir bid�at çıkarmış oldu. İmam-ı Sübki bunu güzel açıklamaktadır.)

    Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke'nin müftüsü ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyh-ul-hutebası idi. Birçok eserleri olup, (Hülasat-ül-kelam fi beyan-i umera-il beled-il-haram), (Firredd-i alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezheb-i İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında bunların içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet ve hadislerle göstermektedir.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Hülasat-ül-kelam'da, şöyle denmektedir:
    Resulullahı hayatta iken de, vefatından sonra da, vesile ederek dua etmek sahihtir. Bunun gibi, Evliyayı ve Salihleri vesile ederek dua etmek caiz olduğunu hadis-i şerifler göstermektedir. Hazret-i Ömer'in yağmur duasına çıkarken Hazret-i Abbas'ı götürmesi, Resulullahtan başkası ile de tevessül olunabileceğini göstermek için idi.

    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki:
    Tesiri veren, yaratan, fayda ve zarar veren, yok eden ancak Allahü teâlâdır. Onun şeriki yoktur. Peygamberler ve bütün diriler ve ölüler, tesir, fayda ve zarar yaratamazlar. Hiçbir şeye tesir yapamazlar. Yalnız, Allahü teâlânın sevgili kulları oldukları için, onlarla bereketleniriz. Onlar da, dirilerin tesir ettiğine, ölülerin tesir etmediğine inanıyorlar.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Şah Ahmed Said-i Dehlevi hazretleri, Tahkik-ul-hakkıl-mübin kitabında, Hindistan�daki vehhabilerin kırk bozuk sözüne vesikalarla cevap vermektedir. Kırkıncı cevabında buyuruyor ki:
    Abdülaziz-i Dehlevi, Fatiha tefsirinde: (Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız, Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah�ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur) diyor.

    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri de Mişkat tercümesinde buyuruyor ki:
    (Peygamberler ve Evliya öldükten sonra, bunlardan yardım istemeye, meşayıh-ı ızam ve fıkıh âlimleri caizdir dedi. Keşf ve kemal sahipleri, bunun doğru olduğunu bildirdi. Bunlardan çoğu ruhlardan feyz alarak yükseldiler. Böyle yükselenlere (Üveysi) dediler. İmam-ı Şafii buyuruyor ki, imam-ı Musa Kazım�ın kabri, duamın kabul olması için bana tiryak gibidir. Bunu çok tecrübe ettim. İmam-ı Gazali buyurdu ki, diri iken tevessül olunan, feyz alınan kimseye, öldükten sonra da tevessül olunarak feyz alınır. Meşayıh-ı kiramın büyüklerinden biri diyor ki, diri iken tasarruf yaptıkları gibi, öldükten sonra da tasarruf, yardım yapan dört büyük Veli gördüm. Bunlardan ikisi, Maruf-i Kerhi ve Abdülkadir-i Geylani hazretleridir. Batı âlimlerinin ve Evliyanın büyüklerinden olan Ahmed bin Zerruk diyor ki, Ebül Abbas-ı Hadremi hazretleri bana sordu ki, diri olan Veli mi, yoksa ölü olan mı daha çok yardım eder? Herkes, diri olan diyor. Ben ise, ölü olan daha çok yardım eder diyorum dedim. Doğru söylüyorsun. Çünkü, diri iken, kullar arasındadır. Öldükten sonra ise, Hakkın huzurundadır buyurdu. [Kılıç kınından çıkınca kesmeye hazır hâle gelmiş olur.]

    İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Kâmillerin, Velilerin ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler. Allahü teâlâya manevi olarak yakındırlar. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her şey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır.)
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Mevlana Abdülhakim-i Siyalküti hazretleri, Zad-ül-lebib kitabında buyuruyor ki:
    (Ölü yardım yapamaz diyenlerin, ne demek istediklerini anlayamıyorum. Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver demektedir. Yahut, Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek, (Ey Allah�ın Velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) demektedir. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fanidir. Yok olacaktır. Hiçbir şey yapamaz. Tasarrufa, gücü, kuvveti yoktur. Böyle söylemek, böyle inanmak şirk olsaydı, Allah�tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden dua istemek, bir şey istemek, dinimizde yasak edilmemiştir. Hatta müstehap olduğu bildirilmiştir. Her zaman yapılmıştır. Buna inanmayanlar, öldükten sonra keramet kalmaz diyorlarsa, bu sözlerini ispat etmeleri lazımdır. Evet, Evliyanın bir kısmı öldükten sonra, alem-i kudse yükseltilir. Huzur-i ilahide her şeyi unuturlar. Dünyadan ve dünyada olanlardan haberleri olmaz. Duaları duymazlar. Bir şeye vasıta, sebep olmazlar. Dünyada olan, diri olan Evliya arasında da böyle meczuplar bulunur. Bir kimse, keramete hiç inanmıyor ise, hiç ehemmiyeti yoktur. Sözlerini ispat edemez. Kur�an-ı kerim, hadis-i şerifler ve asırlarca görülen, bilinen olaylar, onu haksız çıkarmaktadır.

    Bir cahil, bir ahmak, dileğini Allahü teâlânın kudretinden beklemeyip, Veli yaratır, yapar derse, bu düşünce ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, ceza da yapmalıdır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine, âriflere dil uzatılamaz. Çünkü Resulullah, kabir ziyaret ederken, mevtaya selam verirdi. Mevtadan bir şey istemeyi yasak etmedi. Ziyaret edenin ve ziyaret olunanın hallerine göre, kimine dua edilir, kiminden yardım istenir. Peygamberlerin kabirde diri olduklarını her Müslüman biliyor.)

    Vehhabiler, Allahü teâlâdan başka şeylere tapınanların, onları vesile yapanların müşrik olduklarını bildiren âyet-i kerimeleri yazarak: (Peygamberlerden ve salih kullardan ölmüş veya uzakta olanlardan herhangi bir sözle yardım isteyenler, bu âyetlere göre müşrik olur)

    Biz müslümanlar, Evliyanın kendiliklerinden bir şey yapacaklarına inanmayız. Allahü teâlâ, onları çok sevdiği için, onların dua ve hatırı ile yaratacağına inanırız. Kullara tapınmak demek, onların sözlerine uyarak, İslamiyet�in dışına çıkmak, onların sözlerini, kitab ve sünnetten üstün tutmak demektir. İslamiyet�i emredenlere uymak, böyle değildir. Buna uymak, İslamiyet�e uymak demektir. Hayber gazasında, Hazret-i Ali�nin gözü ağrıyordu. Resulullah, mübarek ağız suyunu onun gözlerine sürdü ve dua eyledi. Gözleri iyi oldu. Peygamberin hatırı için, Allahü teâlâ şifa ihsan eyledi. Vehhabi (Feth-ul-mecid) kitabı da, 91.sayfasında bunu yazıyor ve Buhari ile Müslim�in haber verdiklerini bildiriyor.

    Resulullahın duası kabul olduğu gibi, Onun yolunda, izinde bulunanların da, duaları kabul olur. Kendisi de, 381. sayfada, imam-ı Ahmed�in ve imam-ı Müslim�in, Ebu Hüreyre�den bildirdikleri hadis-i şerifte, diyorlar.(Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için, o şeyi yaratır) buyurulduğunu yazmaktadır. Allahü teâlâ, sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, dualarını elbette kabul buyurur. Allahü teâlâ, Mümin suresinin 60.âyetinde mealen, (Bana dua ediniz! Duanızı kabul ederim) buyuruyor. Duaların kabul olması için şartlar vardır. Bu şartları taşıyan dua elbet kabul olur. Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duaları kabul olmuyor.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
    (Günah işlememiş bir dil ile dua ediniz ki, kabul olsun!) Yani, Huda dostlarının huzurunda tevazu eyleyiniz, yalvarınız da, sizin için dua etsinler. İstigase, yani bir Veliye tevessül de, bu demektir.
    [İsa aleyhisselama gelip derler ki, dua ediyorsunuz, devasız hastalıklar iyi oluyor. Hangi duayı okuyorsunuz, bize de söyler misiniz? İsa aleyhisselam da onlara okuduğu duayı söyler. Adamlar bir süre sonra tekrar gelirler, efendim okuyoruz okuyoruz bir şey olmuyor, acaba bize yanlış dua mı öğrettiniz derler. İsa aleyhisselam, (Dua doğru ama ağız yanlış) buyurur, yani doğru dua öğrettim, dua aynı dua ama, ağız aynı ağız değil!]

    Bu şartları yaptıklarına güvendiğimiz Âlimlerin, Velilerin dua etmeleri için, onlara yalvarmak, niçin şirk olsun? Biz, Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir, onların hatırı için, istenileni yaratır diyoruz. Allahü teâlâ için hayvan kesiyor ve Kur�an-ı kerim okuyoruz. Sevabını meyyitin ruhuna gönderip ondan şefaat, yardım istiyoruz. Ölü için ibadet eden elbet müşrik olur. Allahü teâlâ için ibadet edip, sevabını ölüye bağışlayan müşrik olmaz ve hiç suçlu olmaz.

    Hazret-i Meryem�in ve Esyed bin Hudayr'ın ve Ebu Müslim Abdullah Havlani'nin kerametlerini, kendisi de yazmaktadır. [Abdullah-ı Havlani, hicri 62 senesinde Şam'da vefat etti.] Evliyanın ruhlarından yardım isteriz. Çünkü, Allahü teâlânın sevdiği kullarının ruhları, diri iken de, öldükten sonra da, Allahü teâlânın verdiği kuvvet ile ve izni ile, dirilere yardım ederler. Böyle inanarak Evliyadan yardım istemek, Allahü teâlâdan başkasına tapınmak olmaz. Ondan istemek olur.
    (BİTTİ)


    Bilal hattab kardeşim..Sana sunmuş olduğum bu delillerden sonra ne diyeceğini merak ediyorum...Senin bazı mesajların bana göre şüpheli geldi...Eğer bu getirdiğim deliller seni ikna etmediyse yine başka deliller getirebilirim...
    Selamün aleyküm...


  24. 23.Kasım.2008, 05:04
    36
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Yeryüzünde Allah'ın rahmeti bu mübarek Allah dostlarının yüzüsuyu hürmetine yağar..Ne kadar şükretsek azdır..


    Buna dair deliliniz nedir? Böyle birşeyi neye dayanarak söylüyorsunuz?
    İşte deliller kardeşim...
    Şevahid-ül-hak 153. sayfada yazılı, ibni Mace hadisinde, Peygamberimiz

    yani (Ya Rabbi! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hatırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle dua ediniz buyururdu. Hazret-i Ali'nin annesi Fatıma'yı kendi mübarek elleri ile mezara koyunca (İgfir li ümmi fatımate binti Esed ve vessialeyha medhaleha bi-hakkı Nebiyyike vel Enbiya-illezine min kabli inneke erhamürrahimin). buyurduğunu, Taberani ve İbni Hibban ve Hakim ve Süyuti bildirmektedir
    (DEVAM EDİYORUZ..)

    Eshab-ı kiramın büyüklerinden Osman bin Huneyf bildiriyor ki, iyi olması için dua isteyen bir âmâya, abdest alıp, iki rekat namaz kılmasını, sonra:

    okumasını emr etmiştir. Bu dua, (Merakıl-felah) ve bunun Tahtavi haşiyesi ve türkçe tercümesi olan (Nimet-i islam) kitaplarında, (Hacet namazı) sonunda ve (Şifa üs-sikam) ve (Nur-ül-islam)da ve (Dürerüsseniyye)de de yazılıdır. Eshab-ı kiram, bu duayı hep okurdu.
    (DEVAM EDİYORUZ)

    Hakim'in bildirdiği sahih hadiste buyuruldu ki:
    Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, çok dua etti. Tevbesi kabul olmadı. Nihayet (Ya Rabbi! Oğlum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince, duası kabul oldu ve (Ya Adem! Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyuruldu. Bu hadis-i kudsi, (Mevahib) ve (Envar)ın başında da yazılıdır. Böyle olduğunu, Alusi'nin (Galiyye) kitabı da, 109. sayfasında uzun bildirmektedir. Bu dualarda bulunan (hak) kelimesi, hürmet, kıymet demektir. Sevdiklerine verdiği kıymetli dereceler hatırı için istemektir. Çünkü, hiçbir mahlukun, hiçbir bakımdan, Allahü teâlâda hakkı yoktur.

    Âdem aleyhisselam, Cennette iken, Cennetin her yerinde ve Arş üzerinde (La ilahe illallah Muhammedün Resulullah) yazılı gördü. Onun, Allahü teâlânın en sevgili kulu olduğunu bilip onun hürmeti için dua etti.

    Bu dualar gösteriyor ki, Allahü teâlânın sevdikleri ile tevessül etmek, yani onları araya koyarak, onların hatırı ve hürmeti ile Ondan istemek caizdir.

    İbni Abidin hazretleri, 5. cild, 524. sayfada buyuruyor ki:
    (Resulullahı vesile kılarak Allahü teâlâya dua etmek güzel olur. Ehl-i sünnet âlimleri hiç biri buna karşı bir şey demedi. Yalnız ibni Teymiye bunu kabul etmeyerek ortaya bir bid�at çıkarmış oldu. İmam-ı Sübki bunu güzel açıklamaktadır.)

    Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke'nin müftüsü ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyh-ul-hutebası idi. Birçok eserleri olup, (Hülasat-ül-kelam fi beyan-i umera-il beled-il-haram), (Firredd-i alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezheb-i İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında bunların içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet ve hadislerle göstermektedir.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Hülasat-ül-kelam'da, şöyle denmektedir:
    Resulullahı hayatta iken de, vefatından sonra da, vesile ederek dua etmek sahihtir. Bunun gibi, Evliyayı ve Salihleri vesile ederek dua etmek caiz olduğunu hadis-i şerifler göstermektedir. Hazret-i Ömer'in yağmur duasına çıkarken Hazret-i Abbas'ı götürmesi, Resulullahtan başkası ile de tevessül olunabileceğini göstermek için idi.

    Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki:
    Tesiri veren, yaratan, fayda ve zarar veren, yok eden ancak Allahü teâlâdır. Onun şeriki yoktur. Peygamberler ve bütün diriler ve ölüler, tesir, fayda ve zarar yaratamazlar. Hiçbir şeye tesir yapamazlar. Yalnız, Allahü teâlânın sevgili kulları oldukları için, onlarla bereketleniriz. Onlar da, dirilerin tesir ettiğine, ölülerin tesir etmediğine inanıyorlar.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Şah Ahmed Said-i Dehlevi hazretleri, Tahkik-ul-hakkıl-mübin kitabında, Hindistan�daki vehhabilerin kırk bozuk sözüne vesikalarla cevap vermektedir. Kırkıncı cevabında buyuruyor ki:
    Abdülaziz-i Dehlevi, Fatiha tefsirinde: (Birisinden yardım istenirken, yalnız ona güvenilirse, onun, Allahü teâlânın yardımına mazhar olduğu düşünülmezse, haramdır. Eğer yalnız, Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah�ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebep ile yarattığı, o kulun da bir sebep olduğu düşünülürse, caiz olur. Peygamberler ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemişlerdir. Böyle düşünerek birisinden yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur) diyor.

    Abdülhak-ı Dehlevi hazretleri de Mişkat tercümesinde buyuruyor ki:
    (Peygamberler ve Evliya öldükten sonra, bunlardan yardım istemeye, meşayıh-ı ızam ve fıkıh âlimleri caizdir dedi. Keşf ve kemal sahipleri, bunun doğru olduğunu bildirdi. Bunlardan çoğu ruhlardan feyz alarak yükseldiler. Böyle yükselenlere (Üveysi) dediler. İmam-ı Şafii buyuruyor ki, imam-ı Musa Kazım�ın kabri, duamın kabul olması için bana tiryak gibidir. Bunu çok tecrübe ettim. İmam-ı Gazali buyurdu ki, diri iken tevessül olunan, feyz alınan kimseye, öldükten sonra da tevessül olunarak feyz alınır. Meşayıh-ı kiramın büyüklerinden biri diyor ki, diri iken tasarruf yaptıkları gibi, öldükten sonra da tasarruf, yardım yapan dört büyük Veli gördüm. Bunlardan ikisi, Maruf-i Kerhi ve Abdülkadir-i Geylani hazretleridir. Batı âlimlerinin ve Evliyanın büyüklerinden olan Ahmed bin Zerruk diyor ki, Ebül Abbas-ı Hadremi hazretleri bana sordu ki, diri olan Veli mi, yoksa ölü olan mı daha çok yardım eder? Herkes, diri olan diyor. Ben ise, ölü olan daha çok yardım eder diyorum dedim. Doğru söylüyorsun. Çünkü, diri iken, kullar arasındadır. Öldükten sonra ise, Hakkın huzurundadır buyurdu. [Kılıç kınından çıkınca kesmeye hazır hâle gelmiş olur.]

    İnsan ölürken ruhunun ölmediğini âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler açıkça bildiriyor. Ruhun şuur sahibi olduğu, ziyaret edenleri ve onların yaptıklarını anladıkları da bildiriliyor. Kâmillerin, Velilerin ruhları, diri iken olduğu gibi, öldükten sonra da, yüksek mertebededirler. Allahü teâlâya manevi olarak yakındırlar. Evliyada, dünyada da, öldükten sonra da keramet vardır. Keramet sahibi olan, ruhlardır. Ruh ise, insanın ölmesi ile ölmez. Kerameti yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Her şey Onun kudreti ile olmaktadır. Her insan, Allahü teâlânın kudreti karşısında, diri iken de, ölü iken de hiçtir. Bunun için, Allahü teâlânın, dostlarından biri vasıtası ile, bir kuluna ihsanda bulunması şaşılacak bir şey değildir. Diri olanlar vasıtası ile çok şey yaratıp verdiğini, herkes, her zaman görmektedir. İnsan diri iken de, ölü iken de bir şey yaratamaz. Ancak Allahü teâlânın yaratmasına vasıta, sebep olmaktadır.)
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Mevlana Abdülhakim-i Siyalküti hazretleri, Zad-ül-lebib kitabında buyuruyor ki:
    (Ölü yardım yapamaz diyenlerin, ne demek istediklerini anlayamıyorum. Dua eden, Allahü teâlâdan istemektedir. Duasının kabul olması için, Allahü teâlânın sevdiği bir kulunu vasıta yapmaktadır. Ya Rabbi! Kendisine bol bol ihsanda bulunduğun bu sevgili kulunun hatırı ve hürmeti için bana da ver demektedir. Yahut, Allahü teâlânın çok sevdiğine inandığı bir kuluna seslenerek, (Ey Allah�ın Velisi, bana şefaat et! Benim için dua et! Allahü teâlânın dileğimi ihsan etmesi için vasıta ol!) demektedir. Dileği veren ve kendisinden istenilen, yalnız Allahü teâlâdır. Veli, yalnız vesiledir, sebeptir. O da fanidir. Yok olacaktır. Hiçbir şey yapamaz. Tasarrufa, gücü, kuvveti yoktur. Böyle söylemek, böyle inanmak şirk olsaydı, Allah�tan başkasına güvenmek olsaydı, diriden de dua istemek, bir şey istemek yasak olurdu. Diriden dua istemek, bir şey istemek, dinimizde yasak edilmemiştir. Hatta müstehap olduğu bildirilmiştir. Her zaman yapılmıştır. Buna inanmayanlar, öldükten sonra keramet kalmaz diyorlarsa, bu sözlerini ispat etmeleri lazımdır. Evet, Evliyanın bir kısmı öldükten sonra, alem-i kudse yükseltilir. Huzur-i ilahide her şeyi unuturlar. Dünyadan ve dünyada olanlardan haberleri olmaz. Duaları duymazlar. Bir şeye vasıta, sebep olmazlar. Dünyada olan, diri olan Evliya arasında da böyle meczuplar bulunur. Bir kimse, keramete hiç inanmıyor ise, hiç ehemmiyeti yoktur. Sözlerini ispat edemez. Kur�an-ı kerim, hadis-i şerifler ve asırlarca görülen, bilinen olaylar, onu haksız çıkarmaktadır.

    Bir cahil, bir ahmak, dileğini Allahü teâlânın kudretinden beklemeyip, Veli yaratır, yapar derse, bu düşünce ile ondan isterse, bunu elbet yasak etmeli, ceza da yapmalıdır. Bunu ileri sürerek, İslam âlimlerine, âriflere dil uzatılamaz. Çünkü Resulullah, kabir ziyaret ederken, mevtaya selam verirdi. Mevtadan bir şey istemeyi yasak etmedi. Ziyaret edenin ve ziyaret olunanın hallerine göre, kimine dua edilir, kiminden yardım istenir. Peygamberlerin kabirde diri olduklarını her Müslüman biliyor.)

    Vehhabiler, Allahü teâlâdan başka şeylere tapınanların, onları vesile yapanların müşrik olduklarını bildiren âyet-i kerimeleri yazarak: (Peygamberlerden ve salih kullardan ölmüş veya uzakta olanlardan herhangi bir sözle yardım isteyenler, bu âyetlere göre müşrik olur)

    Biz müslümanlar, Evliyanın kendiliklerinden bir şey yapacaklarına inanmayız. Allahü teâlâ, onları çok sevdiği için, onların dua ve hatırı ile yaratacağına inanırız. Kullara tapınmak demek, onların sözlerine uyarak, İslamiyet�in dışına çıkmak, onların sözlerini, kitab ve sünnetten üstün tutmak demektir. İslamiyet�i emredenlere uymak, böyle değildir. Buna uymak, İslamiyet�e uymak demektir. Hayber gazasında, Hazret-i Ali�nin gözü ağrıyordu. Resulullah, mübarek ağız suyunu onun gözlerine sürdü ve dua eyledi. Gözleri iyi oldu. Peygamberin hatırı için, Allahü teâlâ şifa ihsan eyledi. Vehhabi (Feth-ul-mecid) kitabı da, 91.sayfasında bunu yazıyor ve Buhari ile Müslim�in haber verdiklerini bildiriyor.

    Resulullahın duası kabul olduğu gibi, Onun yolunda, izinde bulunanların da, duaları kabul olur. Kendisi de, 381. sayfada, imam-ı Ahmed�in ve imam-ı Müslim�in, Ebu Hüreyre�den bildirdikleri hadis-i şerifte, diyorlar.(Saçları dağınık ve kapılardan kovulan öyle kimseler vardır ki, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ onları doğrulamak için, o şeyi yaratır) buyurulduğunu yazmaktadır. Allahü teâlâ, sevdiği kullarını yalancı çıkarmamak için, yemin ettikleri şeyleri bile yaratınca, dualarını elbette kabul buyurur. Allahü teâlâ, Mümin suresinin 60.âyetinde mealen, (Bana dua ediniz! Duanızı kabul ederim) buyuruyor. Duaların kabul olması için şartlar vardır. Bu şartları taşıyan dua elbet kabul olur. Herkes bu şartları bir araya getiremediği için, duaları kabul olmuyor.
    (DEVAM EDİYORUZ)


    Ali Ramiteni hazretleri buyurdu ki:
    (Günah işlememiş bir dil ile dua ediniz ki, kabul olsun!) Yani, Huda dostlarının huzurunda tevazu eyleyiniz, yalvarınız da, sizin için dua etsinler. İstigase, yani bir Veliye tevessül de, bu demektir.
    [İsa aleyhisselama gelip derler ki, dua ediyorsunuz, devasız hastalıklar iyi oluyor. Hangi duayı okuyorsunuz, bize de söyler misiniz? İsa aleyhisselam da onlara okuduğu duayı söyler. Adamlar bir süre sonra tekrar gelirler, efendim okuyoruz okuyoruz bir şey olmuyor, acaba bize yanlış dua mı öğrettiniz derler. İsa aleyhisselam, (Dua doğru ama ağız yanlış) buyurur, yani doğru dua öğrettim, dua aynı dua ama, ağız aynı ağız değil!]

    Bu şartları yaptıklarına güvendiğimiz Âlimlerin, Velilerin dua etmeleri için, onlara yalvarmak, niçin şirk olsun? Biz, Allahü teâlâ, sevdiklerinin ruhlarına işittirir, onların hatırı için, istenileni yaratır diyoruz. Allahü teâlâ için hayvan kesiyor ve Kur�an-ı kerim okuyoruz. Sevabını meyyitin ruhuna gönderip ondan şefaat, yardım istiyoruz. Ölü için ibadet eden elbet müşrik olur. Allahü teâlâ için ibadet edip, sevabını ölüye bağışlayan müşrik olmaz ve hiç suçlu olmaz.

    Hazret-i Meryem�in ve Esyed bin Hudayr'ın ve Ebu Müslim Abdullah Havlani'nin kerametlerini, kendisi de yazmaktadır. [Abdullah-ı Havlani, hicri 62 senesinde Şam'da vefat etti.] Evliyanın ruhlarından yardım isteriz. Çünkü, Allahü teâlânın sevdiği kullarının ruhları, diri iken de, öldükten sonra da, Allahü teâlânın verdiği kuvvet ile ve izni ile, dirilere yardım ederler. Böyle inanarak Evliyadan yardım istemek, Allahü teâlâdan başkasına tapınmak olmaz. Ondan istemek olur.
    (BİTTİ)


    Bilal hattab kardeşim..Sana sunmuş olduğum bu delillerden sonra ne diyeceğini merak ediyorum...Senin bazı mesajların bana göre şüpheli geldi...Eğer bu getirdiğim deliller seni ikna etmediyse yine başka deliller getirebilirim...
    Selamün aleyküm...





+ Yorum Gönder
Git İlk 2346 Son